Fon krizi diye konuştuğumuz olay, küçük tasarruf sahiplerini de içine alan devasa bir örgütlü dolandırıcılık şüphesi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) tasfiyesine karar verdiği 131 fonda 455 bin 758 yatırımcı bulunuyor. Bu fonların kurulmasına izin veren de SPK, bunları denetlemekle yükümlü olan da. Aynı SPK, olağandışı fiyat hareketlerini 2025’in son çeyreğinde gördüğünü açıklamış. Fakat hangi tedbiri aldığı da tedbir alınmış ise bunların neden yetersiz kaldığı da belli değil. Yatırımcının birikimlerini toplayacak fon kurmaya izin verme ve bunları denetleme yetkisi verilen SPK, yatırımın kazancını garanti edemez. Fakat SPK’ye güvenen yatırımcıları da dolandırıcılığın eline bırakamaz.
Bütün emeklilerimizin iki aylık maaşından daha fazla, yüzden çok F-16 almaya, her biri en fazla 10 milyon dolara mal olacak 1.800 tane okul yaptırmaya yeter büyüklükteki bir parayı 400 binden fazla kişiden dolandırmak, ancak tepeden tırnağa ilgili herkesin kastı, ihmali, göz yumması veya yardımı ile mümkün olabilir. Bu zincirde yer alan hiç kimse peşinen suçlu sayılamaz, fakat hiçbiri de şüphenin ve soruşturmanın dışında bırakılamaz. Oldukça fazla sayıda kişinin yüzbinlerce kişiyi fonlar ve borsa vasıtasıyla dolandırdığı bu olaylar zincirinde, kim ne nüfuz kullandı, kim bunlara izin verdi, kim neden denetlemedi, kim gördüğü bildiği halde sessiz kaldı ve hangi yetkililer niye müdahale etmedi, bütün bunlar sonucunda kim ne menfaat elde etti ve benzeri hususların en ince ayrıntısına kadar, sorumlu hiç kimseyi dışarıda tutmaksızın tespit edilmesi ve hesap sorulması gerekir. Ancak hesap sormak yetmez, dolandırılan miktarların kuruşu kuruşuna geri getirilmesi ve tazmin edilmesi de şart.
***
Soruşturma sadece para toplayanlarla sınırlanamaz; görevini yapmayan kamu görevlilerine, görevlerini yapmalarını engelleyen siyasilere de uzanmalıdır. Siyasi veya idari nüfuzunu kullanarak dolandırıcılara fon kurma izni verilmesini sağlayan, aracılık edenler de dahil bu olayın önlemek için gerekli tedbirleri almayan, alınan tedbire uymayan ya da bu yönde telkinde bulunan kim varsa, esas faillerle birlikte hesabı sorulmalıdır.
Bu olayda, devletin SPK vasıtasıyla verdiği kamu hizmetinde kusur tespit edilir ve yatırımcıların zararı ile aralarında uygun illiyet bağı kurulursa, devletin tazmin sorumluluğu gündeme gelebilir. Fakat yetkili yargı mercileri bu bağı kurmadan, oluşan zararı topluma yüklemek doğru olmaz. Böyle yapmak kusurlu görevlilere hesap sormanın yerine geçemez.
Fakat bu olayda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin hesap vermesinin önünde, idarenin yargıya “soruşturma izni” vermesi engeli var. Sermaye Piyasası Kanunu, SPK başkan ve üyelerinin görev suçlarını yargının soruşturmasını ilgili bakanın, personelini soruşturmasını da SPK Başkanı’nın iznine bağlıyor. Borsa İstanbul Başkanı, yönetim kurulu üyeleri ve üst düzey yöneticilerini soruşturmak da SPK’nin yazılı iznine bağlı. Yani sorumluluğu araştırılması gereken SPK, alt düzeydeki diğer sorumluların soruşturulmasına izin verecek! Hatta sorumluluğu söz konusu olabilecek bakan gibi siyasiler de, SPK görevlileri hakkında izin vermeleri gerekecek. Üstelik izin verilmesi için bu görevlilerin kendilerine çıkar sağladıklarına ilişkin açık ve yeterli emare aranıyor. Soruşturmaya başlamadan kişisel çıkarın izini göstermek gerekiyor! İzin vermedikleri takdirde, soruşturma talebi Soma’da, Kartalkaya’da ve benzer hallerde olduğu gibi Danıştay’a götürülecek. Arada geçen zamanda ise mesele soğuyarak unutulacak, kamuoyunun gündeminden düşebilecek.
***
Kanaatimce ortada bir örgütlü suç olduğu durumda, belediyelere yapılan soruşturmalarda olduğu gibi yargının yukarıda anlattığım soruşturma iznini almasına gerek yok. Ancak, haberlere göre bu olayda şüphelerin odağında buluna eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında soruşturma izni verilmesi talep edilmiş. Bu gelişme, cumhuriyet savcılığının örgütlü suç olmadığı düşüncesinde olduğu ya da örgütlü suç olsa bile SPK Başkanı ve benzeri kamu görevlilerini soruşturmak için ilgili bakandan izin almak gerektiği kanaatinde olduğuna emare olabilir. Bu ihtimal, zincirin en üstüne ve dahil olan siyasilere hiç ya da henüz dokunulmayacağı anlamına gelebilir. Cumhuriyet savcıları, belediyelerdeki örgütlü yolsuzluk soruşturmalarında gösterdikleri kararlılığı burada da göstermeli, aynı örgütlü suç soruşturma yöntemlerini herkese aynı şekilde uygulamalıdırlar.