Signore Montela; Dünya Kupası’na olan özlemimiz, 24 yıl sonra sona erince yere göğe sığdıramamıştık sizi. Ancak, heyecanla gittiğimiz ABD’den hayal kırıklığıyla döndüğümüzden bu yana duygularımız büyük ölçüde değişti.
Uğradığımız mutluluk erozyonu Dünya Kupası’nda başladı. Avustralya ve Paraguay’a yenildik. 48 takımın katıldığı Dünya Kupası’na en erken veda eden iki takımdan biri olduk. Son maçımızda grup liderliğini garantileyen ABD ile oynadığımız formalite maçını son saniye golüyle kazandığımızda siz; “Türk halkı adına, oyuncularım ve başkan adına çok mutluyum. Başımız dik bir şekilde ülkemize döneceğiz. Bu galibiyet bin tane zafere bedel bir maç oldu” diyordunuz. Biz ise büyük bir şaşkınlık ve üzüntü içindeydik.
Sonra Milletler Ligi geldi çattı. A Ligi’ndeydik. Güçlü rakiplerle karşılaşacaktık. Kocaeli’deki 1-0’lık Fransa yenilgisini pek kafaya takmadık. “Şu ana kadar oynadığımız fiziksel ve mental maçlardan biriydi. Bu maç gösterdi ki herkesle mücadele ederiz” dediniz, kabul ettik.
Ama Konya’daki 4-1’lik İtalya yenilgisini hazmedemedik. Oynadığımız futbolu ıslıkladık, yuhaladık. Tribünden “İstifa. İstifa.” diye bağırdık. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu tribünü terk etti, siz umursamadınız. “Herkesle mücadele eder” dediğiniz takım için 3 gün sonra, “Üç günde bir maç oynama alışkanlığı yok” yorumunu yaptınız.
Belçika önünde bize bir hezimet daha yaşattınız. Tribünden yükselen “İstifa. İstifa.” seslerine bu kez “Eleştirilere kulak asmıyorum” diye yanıt verdiniz. Futbol yorumcuları, yanlış oyuncu tercihleriniz yüzünden hop oturup hop kalkarken, alay edercesine “Ben futbolu iyi bilirim” dediniz.
Bu yazıyı İtalya ile ikinci maçı oynanmadan kaleme aldım. Görevden alındığınızda alacağınız tazminatın miktarı, yerinize gelebilecek meslektaşlarınızın ismi bile medyada yer almıştı. Yani, son maçlardaki görüntüden sonra herkes, İtalya maçından da, sizden de umudu kesmiş görünüyordu. Sonuç ne olursa olsun, Türk Halkı’nın gönlündeki, gözündeki pozisyonunuzun değişmeyeceği belliydi. Çünkü sorun üst üste uğradığımız hayal kırıklıklarından çok, inatla, ısrarla sürdürdüğünüz yanlışları, “Siz bilmezsiniz, ben bilirim” zihniyetiyle savunmanızdı.
Tribünden “İstifa.” diye sesleniyoruz, basın toplantılarında “Bırakmayı düşünüyor musunuz?” diye soruyoruz. Net bir yanıt vermiyorsunuz. Anlaşılan beklentimizi size Türkçe anlatamıyoruz. O nedenle kendi dilinizde tekrarlayalım; Signore Montela; La prego di dimettersi. Ciao ciao. (Bay Montela, lütfen istifa. Güle güle.)