Geleceği görmek gibi üstün bir yeteneğim var!
Nasıl mı oluyor?
16 Eylül tarihli, ‘Bu iş böyle gitmez’ başlıklı yazımın giriş bölümünü hatırlatmak istiyorum;
“Ülke futbolu olarak tam bir kısır döngüye kapıldık, gidiyoruz. Ligler başlayalı daha 1.5 ay olmasına rağmen yine, ‘hakem tartışmaları’ aldı başını gidiyor.
Şimdiye kadar bu tartışmalara hep hakemlerin yetersizliğinin sebep olduğunu düşünmüştüm, ancak artık yavaş yavaş fikrim değişmeye başladı.
Sanki bu krizlere hakemler kadar onları yönetenler çanak tutuyor.”
Yazının daha mürekkebi kurumadan hakem camiasında geldiğimiz noktaya baksanıza.
Ortalık toz duman.
Girişte dediğim üzere geleceği görmek gibi bir yeteneğim yok elbette ancak, olayları biraz dikkatli okuyunca, ülke futbolunda yaşanacakları tahmin etmek hiç de zor değil gördüğünüz gibi.
Geçtiğimiz hafta yapılan operasyonla, gözaltına alınan Merkez Hakem Komitesi (MHK) Başkanı dahil 5 kurul üyesi tutuklandı…
İki MHK üyesi adli kontrol şartıyla şimdilik serbest bırakıldı.
Bu işin bu kadarla kalmayacağını artık herkes biliyordu.
Sonra ne mi oldu, geçtiğimiz sezon en çok derbi yöneten hakem gözaltına alındı.
Halbuki MHK’nin gözdesi bu hakemin FIFA kokartı bile yoktu.
Yalnız bu ayrıntı fazla kafa kurcalamıyordu.
Çünkü MHK, her ne hikmetse FIFA kokartı takan hakemlerine önemli maçlar da zaten pek de görev vermiyordu!
***
Kaldığımız yerden devam edelim; malum hakemin MHK Başkanı ve üyeleri ile yazışmaları deşifre oldu.
Son derece çarpıcı ayrıntılara sahip bu yazışmalar, çağdaş bir futbol ülkesinde ortaya çıksa, büyük şaşkınlık yaratabilirdi ama burası Türkiye’ydi ve her ne kadar dikkat çekse de sanki herkes için bilindik ayrıntılarmış gibi kısa sürede tüketildi.
Sonuç olarak söz konusu hakem ve biri daha pazartesi günü tutuklanarak cezaevinin yolunu tuttu.
Şahsi görüşüm, suçlanan şahısların yol açtığı suistimaller özellikle alt ligleri çok etkilemiş.
Mesela medyadan okuduğumuz ve Bandırmaspor’un mağdur edildiği bir maçtan söz ediliyor.
Çok daha fazla takımın canının yandığını tahmin ediyorum.
Fakat her zaman olduğu gibi en çok ağlayanlar ‘üç büyükler’ ve onlardan nemalanan troller.
Bunların tek derdi son dönemde yaşananlardan, kendi kulüplerine bir mağduriyet çıkarmak.
Birinin de ağzından ‘Bu suistimallerden kimin canı yandıysa ortaya çıkarılsın’ sözünü duydunuz mu?
Duyamazsınız, çünkü bunlar zaten gerçeklerin ortaya çıkmasını istemez.
Ayrıca bir konuyu daha merak ediyorum, hani 16 Eylül’ün başlığı vardı ya, ‘Bu iş böyle gitmez” diye.
Yaaa bir makam da çıkıp, “Bu şartlar altında bu ligler hiçbir şey olmamış gibi oynanamaz. Hiç değilse sakince düşünüp sağlıklı karar almak için bir iki hafta nefes alalım” demeyecek mi?
Belli ki, demeyecek!