Değerli okurlar. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 26 Eylül tarihinde Türk Dil Bayramını kutladık. Tüm medyaları şöyle bir taradım. Dil bayramımız hakkında neler yazıldı çizildi, kimler hangi fikri öne sürdü diye. Öyle dişe dokunur bir şey bulamadım.
Gelelim benim yazacaklarıma. Bu konuya birkaç farklı açıdan bakmak istiyorum. Biliyor muyuz dilimizin kökenlerini. Çoğumuz bilmiyoruz. Bir araştırdım Nature dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmayı buldum. Bu makaleye göre Türkçenin de içinde bulunduğu bir dil ailesinin yaklaşık 9 bin yıl önce eski Çin’de Liao Nehri vadisinde yaşayan Neolitik darı çiftçileri tarafından kullanıldığını öğrendim.
Dünyanın en popüler 20 dili içerisinde bulunan kullandığımız günümüz Türkçesi ve kullandığımız Türkçeye benzer diğer lehçelerin bilinen en eski yazılı kaynak olan Orhun Yazıtları baz alındığında yaklaşık 1.300 yıllık bir geçmişe sahip olduğu görülür. Tabii ki bu yazılı kaynaklardan çok önce dilin kullanılmaya başlandığı da unutulmamalıdır.
***
Böylesine köklü bir dil olan güzelim Türkçemiz ne yazık ki hızla yabancı kelimelerin istilasına uğramaktadır. Özellikle Osmanlı döneminde Arapça ve Farsça ve Osmanlının son dönemlerinde özellikle Fransızca kelimelerin günlük konuşma diline girmesi ile hız kazanmıştır.
Bu nedenle Atatürk dilin doğru, güzel ve özenli kullanılmasının milli kimliğin, bağımsızlığın ve kültürün korunmasındaki en önemli unsur olduğunu vurgulamış ve Türk dilinin saflığını korumak, yabancı dillerin saldırısından korumak için Türk dil kurumunu kurmuştur.
Son zamanlarda ise pek çok İngilizce kelime, tabir Vb. dilimize yerleşmiş ve dilimiz saflığını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır.
Dil’in yabancı dillerin saldırısından kurtarılabilmesi bilime ne kadar önem verdiğiniz, hangi teknolojileri geliştirip küresel ölçekte kullanıma sunduğunuz, hangi ürünleri üretip küresel marka haline getirebildiğiniz ile de doğru orantılıdır. Bunları yapamadığınızda yabancılar tarafından geliştirilen teknolojileri onların adlandırdığı şekilde, ürettikleri ürünleri ve markaları aynen dilinize alıp kullanır ve yavaş yavaş dilinizi kaybedersiniz.
***
Bir de mesleği konuşmak ve yazmak olanların yaptığı hatalar var. Sıradan insanlar yapsa hadi neyse diyeceğiniz birçok hatayı yapıp izleyicilerin, okurların da eh herhalde doğrusu budur deyip kullanmaya başlamaları ile dilimize ihanetler dizisi var. Sunucu anlatıyor; ”Aldığı ürünü geri iade etti“ diyor. İade etmek geri vermektir. Bir başkası birisini eleştiriyor “Eyyam yaptı” diyor. Eyyam yevm kökünden gelir. Yevmiye de aynı kökten gelir. Eyyam günler demektir. Eyyam yapılmaz, günü kurtarmak üzere davranmak “Eyyamcılık” olarak ifade edilebilir.
Bir de Galat-ı Meşhurlar var. Mesela “Bekleme yapmayınız“, "Bekleme yapmak" terimi, saf Türkçe dil bilgisi kuralları ve dil mantığı açısından doğru değildir.Türkçede zaten doğrudan bir eylemi karşılayan"beklemek" fiili varken, bunu isimleştirip yanına "yapmak" yardımcı fiilini getirmek (bekleme + yapmak) gereksiz bir sözcük kullanımıdır. Bu anlatım bozukluğu olarak tanımlanabilir. Ama artık herkesin kullandığı bir ifade haline geldiği için Galat-ı meşhur, (kelime veya deyimlerin yanlış bilindiği halde o kadar çok kullanılması ki, artık doğrusunun yerini alması demektir. Diğer bir deyişle, herkesin doğru bildiği yanlışlar olarak bilinir)
Hangi birini yazayım. Muhabir yazıyor, sunucu söylüyor: “Kamelyanın altına oturmuşlar” Arkadaş ona kamelya değil Kameriye derler. Bahçelerdeki üstü kapalı otuma alanı (çardak) için doğru kelime kameriyedir. Kamelya ise pembe, kırmızı veya beyaz renklerde açan güzel bir çiçeğin adıdır.
Çok örnek var çok. İşi konuşma ve yazmak olanlar, Lütfen biraz daha özen.