Hafta başında kanalları gezerken tesadüfen TRT SPOR YILDIZ’da 2026 Gençlik Olimpiyatları’nın açılış töreninin naklen yayınında denk geldim.Senegal hükümeti tarafından üstlenilen ve organizasyonunu ilk defa bir Afrika ülkesinin üstlenmiş olduğu bu Gençlik Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni Senegal’in başşehri Dakar’da yapıldı.
Açılış töreni muhteşemdi. Bu güzelliği sağlayan ve beni derinden etkileyen hususların başında törenin ana teması vardı.
Dakar 2026 Gençlik Olimpiyatları açılış töreninde, "ana tanrıça" mitolojisinden ziyade Afrika'nın geçmişini, bugününü ve geleceğini simgeleyen üç metaforik karakter üzerinden bir hikaye anlatıldı. Törenin senaryosunda köksel/kadim Afrika'yı temsil eden "Anne" figürüne yer verildi. Alkebulan adı verilen bu figür törende "ataların değerlerini, kökleri ve geçmişi" temsil eden bilge bir anne figürü olarak canlandırıldı.
***
Alkebulan’ın Keb adı verilen oğlu Afrika'nın şimdiki zamanını, bugünkü enerjisini sembolize etti. Alkebulan’ın Sitoé adı verilen torunu ise Afrika'nın yarınını, geleceğini ve kültürel mirasın genç nesillere aktarılmasını temsil etti. Törenin ana teması da zaten onun yolculuğunu anlatan "Sitoé'nin Yükselişi" (The Rise of Sitoé) başlığını taşımaktadır. Kültürlerine bu kadar sahip çıkmaları beni gerçekten etkiledi.
Ana tema kadar etkiletici olan bu tema işlenirken Afrika kültürünün temel özelliği olan ritim ve dans unsurları ile kökünü oradaki tabiat coşkusundan alan rengarenk giysiler içindeki genç Senegallilerin tören boyunca durmaksızın hareket halindeki coşkuları ve bu çoşku içinde sergiledikleri kompozisyonlar ve kompozisyonları yaratan Afrika kareograflarının ilhamını köklerinden alma konusundaki ısrarlı görselleri beni mest etti.
Bu açılış törenini izlerken bir Kızılderili reisinin batı ülkeleri ile ilgili söylediği bir şey aklıma geldi. Demişti ki; “Beyaz adam geldiğinde ellerinde İncil bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bizden gözlerimizi kapatıp dua etmemizi istediler. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil onlarda ise topraklarımız vardı.“ Sömürgeci Hristiyan dünyası Amerika kıtasında yazdığı aynı senaryoyu Afrika kıtasında da sahneledi.
***
Ama görünen o ki Afrika artık gözünü açtı. Hem de ne açmak. Törende dünya çapında ün yapmış değişik alanlardan birçok Senegalli sahne aldı, birçok farklı sanatçı eserlerini sergiledi, birçok bilim insanının ismi anıldı. Afrika hızla dünya sahnesinde yerini alıyor.
Bana bu izlenimi veren sadece açılış töreninde izlediğim Senegal mi? Tabii ki hayır. KKTC’deki rektörlük dönemimde eğitim fuarlarına katılma amacı ile birçok Afrika ülkesini ziyaret etme olanağını buldum. Bu ülkelerdeki hızlı gelişmeyi yerinde görme imkanını elde ettim.
Genç, hareketli, gözünü budaktan sakınmayan, iddialı dogmalardan hızla sıyrılıp bilimsel gerçeklerin ışığına koşan Afrika toplumlarını izledim. Tabii hâlâ geleneklerinden doğan ve bize garip gelebilecek bazı unsurlar yok değil. Ama bu onlara farklı bir kültürel zenginlik katıyor. Başarılı olmaları yolunda tarih bilinçleri ile birlikte onlara güç veriyor.
Rektörlük dönemimde gerek benim yüksek lisans veya doktora sınıflarımda, gerekse Üniversitenin tamamında en başarılı öğrencilerimin Afrikalı olmasını tesadüf olarak görmüyorum. Artık hiçbir sömürgeci ulusun onları geçmişte olduğu gibi ezemeyeceğinin, sahip oldukları zenginlikleri artık kimseye yedirmeyeceklerinin ve dünya sahnesinde artık sadece fizik üstünlüklerinin getirdiği sportif başarılarda değil, sağlıkta, sanatta, ekonomide ve bilimde kendilerinin de var olacaklarının işaretini kuvvetli bir şekilde veriyorlar.
Afrika yükseliyor. Bu onların genlerinde var.