Birkaç yıl önce Uluslararası Üniversiteler Konseyi tarafından düzenlenen bir toplantıya katılmak üzere Ankara’ya gittim. Toplantı gerçekten enteresandı. Dünyanın dört bir köşesinden gelen rektörler uluslararasılaşan yüksek öğretimde entegrasyonu güçleştiren kültür sorunlarının nasıl çözülebileceği üzerinde tartıştılar ve hazırlanan sonuç bildirgesinde sorunun aşılabilmesi için en temel yöntemin öğretim üyesi ve öğrenci değişimi olduğu üzerinde karar birliğine vardılar.

Aslında bu hafta için söz etmek istediğim konu bu değil. Toplantıya giderken uçakta karşılaştığım bir gençle yapmış olduğum sohbet esnasında ortaya çıkan bir İnsan Kaynakları probleminden söz etmek istiyorum. Girizgah olsun diye uçakta bulunma sebebimi yazmak istedim.

***

Gelelim sadede. Uçakta tanıştığım genç Adanalı. İşletme yönetimi okuduktan sonra bir burs bularak yurt dışında Master ve Doktora yapmış. İki dili anadili gibi bir dili de derdini anlatacak kadar konuşabildiğini söyledi. Buna rağmen iş problemi yaşadığını, iki yıldan beridir de işsiz olduğunu ilave etti.

Pek çok firmanın havada kapacağı böyle bir kariyer sahibi kişinin neden işsiz kaldığını merak ettim ve bugüne kadar nerelerde çalıştığını veya nerelere başvurduğunu öğrenmek istedim.

Yana yakıla arada askerlik işini hallettiğini ve askerlik sonrası uzman ya da müfettiş olabilmek için çeşitli bankaların sınavlarına girdiğini, sınavlarda üstün başarı göstermesine rağmen her nedense, tercih edilmediğini ve kendisinden daha kötü performans gösteren adayların işe alındığını anlattı. Böylesi her konuşmanın sonunda olduğu gibi “ah bizim torpilimiz yok ki işe alınalım” yakınması da sohbete eklendi.

Bu hata gençlerin pek çoğu tarafından yapılıyor. Önce hedeflerini yüksek tutup kendilerini o hedefe göre hazırlıyor ama daha sonra da böylesi bir kalite standardının talep edilmediği bir işe başvuruyorlar. Literatürdeki adı ile o iş için overqualified oluyorlar. İşveren de çalışanlar arasındaki dengenin bozulmaması için yüksek profilli (Overqualified) adayı işe almaktan kaçınıp, daha alt seviyede olmasına rağmen ortalamaya daha fazla uyan adayı tercih ediyorlar.

Kendisine herhangi bir ihracatçı şirketi deneyip denemediğini sorduğumda o genç bana “müfettişlik ya da uzmanlık gibi işlerin risksiz bir çalışma ortamı sunduğundan” dem vurdu. Böylesi bir risk minimizasyonu mantığının o yaşta ve o kalitede bir gence hiç yakışmadığını hemen söyledim. Söyledim ama anladığım kadarı ile bir kulağından girip diğerinden çıktı.

Oysa ki aynı genç şansını, belki de daha riskli olmakla beraber farklı bir alanda denemiş olsaydı kendisine sonsuz kariyer ufukları açan bir işe sahip olabilecekti.

***

Sonuç olarak. Eğitimdeki kariyerin yaşam hedeflerine veya ülke koşullarına göre planlanması gereği açıkça ortadadır. Salla başını al maaşını işlerin garantisi yüksek, getirisi ve riski azdır. Bunu için de bir alay Yüksek Lisans, Doktora çabalarına gerek yoktur. Hedefiniz buysa lisansüstü kapılarını zorlamayın hemen mezun olur olmaz sıradan bir işe başvurup çalışmaya başlayın.

Yok yüksek profilli bir iş istiyorsanız kendinize, eğitiminize kalite katın. Riski göze alın ve saldırın. Aslında bir şey söyleyeyim mi. Hiçbir patron böylesi bir çalışanı kaybetmek istemez. İşiniz hep garantidedir. Olmasa bile bir kapının kapandığı yerde diğer kapı size açılır.

Yeter ki hedefinizle eğitiminiz örtüşsün. Yani üniversiteye girdiğiniz andan itibaren kariyer planlamanızı doğru yapın. Başvurduğunuz iş için Ne beklenenin üstü bir kalite sunun ne de Kalitesi yetersiz kişi olun. Şayet böyle olursa O zaman iş bulmak gerçekten zor olur. Başvurduğunuz işe cuk oturan bir yapı sunarsanız her şey kolaylıkla hallolur.