Yaz saati uygulaması bir ülkede veya bölgede enerji tasarrufu ve gün ışığından daha fazla yararlanma amacıyla, ilkbaharda bir saat ileri, sonbaharda ise bir saat geri alınmasıdır. Dünyada ilk defa 1916 yılında, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanya’da savaş sırası tedbiri olarak hayata geçen uygulama savaş sonrası tartışmalara yol açsa da özellikle enerji tasarrufu için birçok ülke tarafından tercih edildi.
Avrupa birliği ülkeleri 25 EKİM tarihinde bu yılki yaz saati uygulamasına nokta koyarak kış saati uygulamasına geçecekler. Ama biz sabit saat sistemimizle devam edeceğiz ve bu sabit sistemin tüm olumsuzluklarını 10 yıldan beri olduğu gibi bu yıl da yaşayacağız.
Yaz saati / kış saati uygulamasına devleti yönetenler nedense karşı çıktıkları için hemen her sene okulların açıldığı tarihlerde aynı tartışma, aynı hikaye ve yine her sene aynı hüsran. Bacak kadar çocuklar gözlerinde uyku, içlerinde korku, sabah daha gün ışımadan, sabahın kör karanlığında okula gidecek. Bu yıl ilkokula başlayan torunum da.
***
Oysa ki, tüm bilim insanları karanlıkta uyanmanın sağlıksız olduğunu, karanlıkta uyanmanın biyolojik ve psikolojik olarak insanlara zarar verdiğini savunuyor ve insanların biyolojik saatinin gün ışığına bağlı olarak ayarlandığını ifade ediyorlar. Diyorlar ki; Eğer insan gün ışığı alarak uyanırsa vücudumuz doğal ritmine uygun olarak harekete geçeceği için kişi günlük yaşamına daha enerjik, daha zinde ve daha dinç başlayacaktır. Bu da doğal olarak günlük performansımızın artmasını sağlayacaktır.
Bütün bunları göz ardı ederek sabit sistemde direnenlerin gerekçesi ise “enerji tasarrufu “. Oysa Elektrik Mühendisleri Odasının yaptığı araştırmaya göre istatistiki çalışmalar böylesi bir tasarrufun sabit sistemde söz konusu olmadığını, tam tersine yaz saati / kış saati uygulamasının enerji tasarrufuna katkıda bulunmak yerine özellikle ev kullanımında tüketimi arttırdığını göstermektedir.
***
Diğer taraftan uzmanlar Türkiye’nin kent altyapısının bu tür bir değişime uygun olmadığını belirterek sabit saat sisteminin özellikle kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler açısından güvenlik ve ulaşım sorunlarının arttığını ifade etmektedirler.
Bu gerçeklere rağmen, siyasi ve ekonomik tartışmalar beni ilgilendirmiyor. Ben sabah karanlığı, uykulu gözlerle annelerinin, babalarının elinden tutup adeta sürünürcesine okula giden çocuklara acıyorum. Onlar için yazıyorum bu yazıyı. Birçok biyolojik, fiziksel ve maalesef psikolojik soruna neden olabilen bu uygulamaya artık son verilmelidir.
Belki de gençlerin şiddet eğilimlerini tetikleyen unsurlardan birisi de budur. Ey yetkililer. Lütfen kararlarınızı uzmanların önerilerini dikkate alarak verin. İnsan doğasına aykırı bu uygulamayı bu sene durdurun.