Azerbaycan’da bugün, Türkiye’de dün…


Bir kız çocuğunun okul kapısından içeri girememesi için nasıl bir gerekçe gösterilebilir? Başındaki örtü mü, inancı mı, yoksa kendisinden beklenen kıyafet kurallarına uymadığı iddiası mı?
Azerbaycan’dan gelen görüntüleri izlerken insanın aklına ister istemez Türkiye’nin yakın geçmişi geliyor. Gözyaşları içinde okuldan ayrılan kız öğrenciler… Bir yanda eğitim görmek isteyen çocuklar, diğer yanda laiklik gerekçesiyle uygulanan kıyafet kuralları…
Azerbaycan’da eylül ayında devlet okullarının kıyafet düzenlemesinde değişikliğe gidildi. Düzenleme, laik eğitim ilkesiyle bağdaşmadığı değerlendirilen kıyafetlere sınırlama getiriyor; başörtüsünü açıkça yasaklayan bir ifade içermiyor. Ancak bazı okullarda başörtülü öğrencilerin derslere alınmadığı, ardından öğretmenlerin kıyafetleri üzerinden de tartışmalar yaşandığı haberleştirildi.
İşte asıl mesele burada başlıyor: Bir kuralın metninde yazanlarla, o kuralın insan hayatında yarattığı sonuçlar her zaman aynı olmayabiliyor.
TÜRKİYE BU ACIYI YAŞADI
Türkiye, başörtüsü tartışmasının ne anlama geldiğini bilen ülkelerden biri.
Özellikle 28 Şubat 1997 sürecinde başörtüsü, yalnızca bir kıyafet meselesi olmaktan çıkarılarak laiklik tartışmasının merkezine yerleştirildi. Üniversite kapılarında yaşananlar, derslere ve sınavlara alınmayan öğrenciler, eğitim hayatı kesintiye uğrayan genç kadınlar hafızalarımıza kazındı.
Başörtülü olmak, bazı genç kadınlar için eğitim ile inanç arasında seçim yapmaya zorlanmak anlamına geldi. Kimi öğrenciler hayallerini erteledi, kimi eğitimini sürdürebilmek için başka yollar aradı. Kamuda çalışan kadınlar da kısıtlamalardan etkilendi.
2008’de üniversitelerdeki yasağın kaldırılması amacıyla yapılan anayasa değişikliklerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, tartışmanın ne kadar derin olduğunu bir kez daha gösterdi. Üniversitelerde başörtüsüne yönelik kısıtlamalar sonraki yıllarda aşamalı olarak kaldırıldı; 2013’te kamu personeline ilişkin düzenlemeler de değişti.
Bütün bunlar yaşanırken toplumun farklı kesimleri laikliğin anlamı, kamusal alanın sınırları ve kadınların özgürlüğü üzerine uzun yıllar tartıştı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormak zorundayız: Bir ülke, geçmişte yaşadığı bu deneyimlerden ne öğrenmeli?
Geçmişte yaşanan mağduriyetleri yalnızca kendi insanımız için hatırlıyorsak, özgürlük anlayışımızı yeniden düşünmemiz gerekmiyor mu?
AZERBAYCAN’DAN YÜKSELEN SES
Azerbaycan’da yaşanan tartışmanın insani boyutunu anlatan bir ifade, bütün bu soruları tek bir noktada topluyor:
“Hicab mənim qürurumdur! Mən hicabımı heç vaxt çıxarmayacağam!”
Türkçesiyle:
“Başörtüsü benim onurumdur! Başörtümü asla çıkarmayacağım!”
Bu sözleri bütün ülkenin resmî sloganı olarak değil, başörtüsü üzerinden yaşanan tartışmayı anlatan bir ifade olarak değerlendirmek gerekir.
Ama bu sözlerin taşıdığı duygu üzerinde durmaya değer.
Bir genç kız, başındaki örtüyü kendi kimliğinin ve inancının parçası olarak görüyorsa buna saygı duyulmalıdır. Peki, başını örtmemeyi tercih eden bir kadın da aynı saygıyı görmeyecek mi?
Özgürlük, yalnızca bizim doğru bulduğumuz tercihin kabul edilmesi değildir. Özgürlük, başkasının farklı bir tercihte bulunabilmesine de tahammül etmek değil, onun hakkını da güvence altına almaktır.
Kadınların kıyafetleri üzerinden birbirine karşı konumlandırıldığı bir toplumda, onların kendi iradeleriyle karar verebilme hakkı çoğu zaman tartışmanın gerisinde kalıyor.
Oysa başını örtmek de örtmemek de bir kadının kendi tercihi olabilmelidir. Ne örtünmeye zorlama ne de örtüsünü çıkarmaya zorlama, özgürlüğün ölçüsü olabilir.
LAİKLİK İNSANIN KARŞISINDA DEĞİL, HAKLARIN YANINDA OLMALI
Laiklik, devlet yönetiminin din kurallarına göre belirlenmemesi ve devletin inançlar karşısında tarafsız olması ilkesidir. Bu ilke, farklı inançlara sahip insanların ve hiçbir dine inanmayanların eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesini amaçlar.
Ancak laikliği, vatandaşların inançlarını görünmez kılmakla eş tutmak doğru mudur?
Okullarda ortak kıyafet kuralları elbette konulabilir. Eğitim kurumlarının düzeni, öğrencilerin güvenliği ve eşit koşullarda eğitim alabilmesi önemlidir. Fakat kurallar açık, öngörülebilir ve ölçülü olmalı; çocukların eğitim hakkını gereksiz yere ortadan kaldırmamalıdır.
Bir öğrencinin başörtüsü, onun öğrenme hakkından vazgeçmesini gerektiren bir unsur hâline gelmemelidir. Aynı şekilde başını örtmeyen bir öğrenci de inancı ya da inançsızlığı üzerinden baskıyla karşılaşmamalıdır.
Devletin görevi, bütün vatandaşları aynı görünüşe sahip insanlar hâline getirmek değildir. Görevi, farklılıklarına rağmen eşit haklara sahip olmalarını sağlamaktır.
KADININ KIYAFETİ DEĞİL, İNSANIN ONURU KORUNMALI
Ne yazık ki kadınlar, tarih boyunca çoğu zaman kendi hayatları hakkında başkalarının kararlarıyla karşı karşıya kaldı. Kimi zaman nasıl giyinecekleri, kimi zaman nasıl yaşayacakları başkaları tarafından belirlendi.
Başörtüsü tartışmalarında da benzer bir çelişki karşımıza çıkıyor. Bir tarafta örtünmeyi inancının gereği olarak gören kadınlar, diğer tarafta örtünmemeyi tercih eden kadınlar var.
Oysa bu iki kadın arasında bir mücadele yaratmak zorunda değiliz.
Bir kadının başörtüsü onun bütün kişiliğini açıklamaz. Başörtüsü takmaması da onun ahlakı, inancı ya da insanlık değerleri hakkında tek başına hüküm vermemizi haklı çıkarmaz.
İnsan, kıyafetinden çok daha fazlasıdır.
Azerbaycan’ın bugünkü tartışması, Türkiye’nin geçmişte yaşadıklarıyla birlikte düşünüldüğünde önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: İnanç özgürlüğünü savunmak, yalnızca kendi inancımızı savunmak değildir. Başkasının inanç özgürlüğünü de koruyabilmektir.
SON SÖZ
Türkiye, başörtüsü yasaklarının açtığı yaraları yaşadı. Bu nedenle Azerbaycan’da yaşananları yalnızca uzaktan izlenen bir tartışma olarak görmemeliyiz.
Dileğimiz, hiçbir kız çocuğunun başındaki örtü nedeniyle sınıf kapısında kalmaması; hiçbir kadının da örtünmediği için baskıya uğramamasıdır.
Çünkü bir ülkenin çağdaşlığı, vatandaşlarının nasıl giyindiğini belirleyebilmesiyle değil, farklı yaşam biçimlerine sahip insanları eşit haklarla yaşatabilmesiyle ölçülür.
Başörtüsü bir insanı eksiltmez. Başörtüsüzlük de bir insanı eksiltmez. İnsanı eksilten, onu kıyafeti üzerinden yargılamak ve haklarından mahrum bırakmaktır.
Azerbaycan’da bugün yaşananlar, Türkiye’nin dün yaşadıklarını hatırlatıyor. Tarihin bize bıraktığı ders açık:
Laiklik özgürlüğün karşısına, inanç da baskının arkasına yerleştirilmemeli. İnsan onuru, her türlü siyasi ve ideolojik tartışmanın üzerinde tutulmalı.
Çünkü hiçbir çocuk, eğitim hakkı ile inancı arasında seçim yapmak zorunda kalmamalıdır.