Soyadı Kadıbeşegil olan 3 insan benim dostlarımdır, değerlerimdir: Anne Fahrünnisa Kadıbeşegil (1926), büyük oğul Ahmet Kadıbeşegil (1942), küçük oğul Salim Kadıbeşegil (1954).

Fahrünnisa Kadıbeşegil’le Ankara’da Meltem Dergisini yayınladığım 1967 yılının Aralık ayında tanışmıştık.

TBMM’nin yanı başındaki Halkevleri Genel Merkezindeki bir etkinlikteydik. Nisa hanım da oradaymış. Etkinliği MELTEM Dergisi adına biz hazırlamıştık. Dergimizi gördüğünü, beğendiğini, kendisinin de sanat ve edebiyata meraklı olduğunu, çalışmalar yaptığını söylemişti.

Daha sonraki günlerde dostluğumuz gelişti. Evinde toplanırdık arada bir. Küçükesat Bağış Sokak’ta 3 katlı kendi evinde oturuyordu. Zaman içinde Kadıbeşegil’in evi bir sanatçılar, yazarlar buluşmasının da merkezi durumuna gelecekti. Ankara’nın o soğuk kış günlerinde sıcak bir yuva olmuştu bizler için.

1967-1969 yılları arasında 15 ay yayımladığımız Meltem Dergisi’nin 1. yıl buluşması için yer ararken, o kendi evinde bunu gerçekleştirebileceğimizi söylemişti. Nasıl sevinmiştik sormayın. Hem evini bize açmış, hem o kadar kişiyi ağırlama görevini üstlenmişti.

Salim Şengil, Adnan Binyazar, İsmail Karaahmedoğlu, Sina Akyol, Sabahattin Çetin, Şevket Apalak, Nihat Aşar, Hüsnü Züber, Mehmet Çınarlı, Ahmet Ayberkin, Türkan Ateş, Ersen Tolunay ve Ankara’da yaşayan bir çok sanat, yazın dostu aramızdaydı.

Fahrünnisa Hanım, Oluşum Dergisi’ni çıkarmaya başladığında ben Ankara’dan kopmak üzereydim. Ancak derginin oluşum günlerinde heyecanına, telâşına, çabasına tanık olmuştum.

Yıllar sonra İzmir’de kesişti yollarımız. Oluşum ‘u kapatmıştı. Bostanlı’da oturuyordu. Sıklıkla görüşemedik. 10 Ekim 2009’da yitirdik onu.

Fahrünnisa Hanımdan 17 yıl sonra büyük oğul, gazeteci, yazar, siyasi danışman Ahmet Kadıbeşegil’i de dün Bostanlı Beşikçioğlu camiinden uğurladık sonsuzluğa! Annesiyle buluşmuş olmalılar.

Ahmet’le geçtiğimiz Ağustos ayında telefonla görüştük. Beni aradı, 80. yaşımı kutladı. Sağlık sorunlarından söz etti. Uygun bir zamanda görüşme dileklerimizi yineledik.

Ne yazık ki bu sözümüzü yerine getiremedik. 27 Eylül günü acı haberi alınca sarsıldım doğrusu!

Son yıllarda ne çok yolcu ediyoruz sevdiğimiz saydığımız yazın, basın, sanat emekçisi dostlarımızı!

Sanal ortam sayfalarında gün geçmiyor ki bu tür sevimsiz haberlerle karşılaşmayalım. Acı üstüne acı. Giderek daha çok eksiliyoruz, yalnızlaşıyoruz.

Anısı güzel insan Ahmet Kadıbeşegil, genellikle Perşembe günleri 9 Eylül Gazetesi’ndeki köşesinden seslenirdi okurlarına, dostlarına. Siyaset önceliği idi elbette.

Deneyimli bir gazeteci dostumuz, ağabeyimiz de anılarıyla yaşayacak. Hep böyle oluyor, sözün bittiği yere geliyoruz. Susuyoruz. Acıları gömüyoruz içimize.

Işıklarda uyusun.

DİZELERİ DÜŞÜNDÜREN ŞAİR BÜLENT GÜLDAL, HADİ UYAN!

Sevdiğim bir şairdir Bülent Güldal. Benimde 4 yıl öğretim gördüğüm Ceyhan’da doğmuştur 1954’te. Edremit Lisesi mezunu. 1973’ten itibaren devlet memuru olarak Edirne, Siirt, Ankara, Kırklareli ve Edremit’te çalıştı. 1993 yılında emekliye ayrıldı ve Edremit’e yerleşti.

Onunla Edremit’te, Altonoluk’ta, Küçükkuyu’da bir çok şiir etkinliğinde, söyleşilerde buluştuk. Sofralarda demlendik. Anısı güzel insan şair Ahmet Uysal, Ahmet Günbaş, Hüseyin Yurttaş, Hıfzı Aksoy, Burhan Gümüş, Mahzun Doğan’la.

12 Kasım 2012’de Küçükkuyu’da Ahmet Uysal’ı anmak için Ahmet Zeki Muslu, Mine Ömer, Tahsin Şimşek, Ahmet Günbaş, Turgut Baygın, Hıfzı Aksoy, Bülent Güldal bir araya gelmiştik.

***

31 Ağustos 2026’da hastaneye yatırıldığını öğrendim. Edremit Devlet Hastanesinde başlayan yatış süreci ağırlaşarak sürmüş, sonunda Burhaniye Devlet Hastanesinde yoğun bakıma alınmış. Dahası son günlerde iki kez entübe edilmiş, uyutulmuş!

Hadi be şair, hadi be Güldal, şiir aşkına uyan, yine yaz, yine seslen şiirlerinle dostum. Bekliyoruz…

“Bütün ilgiler, reklamlar görecedir; özellikle şiir yalnız başına yürür geleceğe.” derken haklısın; hadi o zaman yürü geleceğe.

“Uzun aşklar koşucusu bir adam / ay avlusundan geçmiş gibi yorgun kara kalem resmini yapıyor ömrünün / yumuşacık harflerden söze hırka biçerek / incecik motifler işliyor titreyen elleriyle / dost yüzüyle gülümseyen simli çerçeveye”

(Şakayık Şelalesi’nden)