Cumhuriyet sözcüğü Türkçe değil; Arapça “cumhūr” sözcüğünün sonuna Türkçe/Osmanlıca ya da Arapça süreçte 18. yüzyıl sonlarında, Fransızcadaki "république" kavramının, devrimci düzenle, yapıyla karşılamak üzere Osmanlı “diplomatik/edebi” dilinde türetildiği söylenir.
Cumhuriyet klasik Arapçada doğrudan bu yapıyla pek kullanılmamış, Osmanlı Türkçesinde biçimlenmiş. Bugüne dek ona Türkçe bir karşılık da üretilmemiş. Cumhuriyet’i benimsemişiz, o sözcüğün kavramsal, yapısal özelliğini içselleştirmişiz.
Cumhuriyetin kısaca yönetim hakkının yalnızca halka ait olduğu bir yönetim biçimi olarak tanımlandığını hepimiz biliyoruz.
Bu yönetim biçimi, uygulaması; yaşama hakkı, sağlık, eğitim, kadınlara seçme ve seçilme hakları; düşünce toplantı, gösteri özgürlüğü, laiklik… gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerini, kazanımlarını, ulus egemenliğine, us ve bilime, hukuk ile toplumsal eşitliğe dayanan özgün bir özellik, nitelik, kavram varsıllığı sağladığını da biliyoruz elbette.
Atatürk’ün 14 Ekim 1925’de İzmir Kız Öğretmen Okulu'nda öğrencilerin sorularını yanıtlarken söylediği sözler bugün de diriliğini, anlamını koruyor:
“Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir.”
***
Son yıllarda ülkemizde daha sık yaşadığımız sıkıntılı, bunalımlı, sorunlu, acılı, kederli, kaygılı günlerle neredeyse umudun adını, tadını, değerini, özelliğini bile unutur duruma geldik!
Gözaltılar, tutuklamalar; kadınlara ve çocuklara yönelik kıyımlar; basın emekçileri üzerindeki baskılar; fon vurgunlarıyla çalkalanan gündem düzeneği; ekonomideki açmazlar, çıkmazlar, yıkımlar… Hukuk, adalet, özgürlük, eşitlik, insanca yaşama kavramlarının güvensizlik sarmalına dolanması.
Aymazlık, bağnazlık, yozluk, yalan, talan, vurgun, döneklik, kirlenmişlik, dalkavukluk, çıkar ilişkileri, siyaset cambazlığı, sevgisizlik, saygısızlık…
103 yıllık Cumhuriyetimizin çağdaş, uygar, insan odaklı, tutarlı, güçlü, aydınlanmacı, kucaklayıcı, barışçıl, soylu, eşitlikçi olmasını beklerken; bu denli karanlık, karamsar, kötümser bulutların egemenliğinde olmak çok yıpratıyor, sarsıyor, acıtıyor insanı.
Evet, yine de umudun ipinden elimizi çekmeyelim. Geleceğe iyimser, sevgi dolu, barışçıl, aydınlık gözlüklerle bakmaya çalışalım. Cumhuriyetin kazanımlarını, değerlerini yadsımayalım.
Aslolan cumhuriyet değerlerinin demokrasiyle, erdemle, eşit yurttaşlık bilinciyle, hukukun üstünlüğü ile, özgürlükle, devrimci yapısıyla korunması, sürdürülmesi, geleceğe taşınmasıdır.
BABA OĞUL YÜCEL’LERİN CUMHURİYET ŞİİRLERİ
Hasan Âli Yücel, Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlanma, kültür, eğitim tarihindeki en önemli kişiliklerinden biridir.
1938-1946 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı yapan Yücel, Cumhuriyet devrimlerinin halka yayılmasında ve kurumsallaşmasında çok etkin bir addır.
Hasan Âli Yücel, yazın yaşamına aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerle başlamış, daha sonra hece ölçüsüne yönelmiş bir şairdir aynı zamanda.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra duygularını, düşüncelerini öğretici dizelerle de yaşama geçirmiştir.
Hadi o zaman Yücel’in 1933 yılında "Dönen Ses" adlı yapıtında yer alan Cumhuriyet şiirindeki dizeleriyle buluşalım:
Ne saltanat, ne sultan: / Ne hakanlık, ne hakan; Biz ki Türküz, Türke baş / Kendi seçtiği yurtdaş. (…) Hükmeden ancak millet, / Milletle birdir devlet. Onun dediği olur, / Onun sözü tutulur.
Peki ya oğul Can Yücel? Başkaldırısıyla, muhalifliği, özgürlükçü duruşuyla, açık sözlülüğü ile, gülmece özeniyle, kendine özgü şiirlerin ustası…
O da cumhuriyetin yaşaması, kollanması, sonsuzluğa dek sürmesi dileğini, özlemini “Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu’da” diye başladığı Yaşasın Cumhuriyet şiiriyle ne güzel özdeşleştirir:
Korkarım bu, sade gölköylülerin değil, umumumuzun Sade küçüklerin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı Çünkü sünnet değil, farzdır Cumhuriyet sünnet değil farzdır farzdır cumhuriyet.
***
Cumhuriyetin kazanımlarını, yaşamsal değerlerini, özgürlükçü gücünü, seçkinliğini, saygınlığını unutmadan, bilinçle, inanarak geleceğe taşımak bir sorumluluktur, görevdir hepimiz için.
O zaman sonsuza değin “yaşasın cumhuriyet” söylem ve eylemini yaşamımızdan eksik etmeyelim.