Depremden bu yana bir 'kentsel dönüşüm' rüzgarıdır esip gidiyor. Yasa üstüne yasa, yönetmelik üstüne yönetmelik çıkartılıp, insanların dişinden, tırnağından arttırıp yıllarca ödeyip sahip oldukları evler ellerinden alınmaya uğraşılıyor.

Birçok şehirde daha 50 yıl geçse sapasağlam ayakta kalabilecek binalar, yeni çıkartılan yasa ve yönetmeliklere uymadığı için yıkım kararları alınıyor, diğer taraftan deprem bölgesinde bulunan yanı sağı solu yıkılmış binalar ağır hasarlı, az hasarlı diye kategorilere ayırılıp, az hasarlılara oturma izni veriliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bir keşmekeş, bir kaos, bir tutarsızlıktır, gidiyor.

Tabii ki insan hayatı önemli, tabii ki yıkılma riski varsa vatandaşını düşünen bir hükümetin  ya da devletin bu binaları yıkması ve vatandaşını koruması gerek. Ama unutmayalım ki; bu binalara inşaat izni veren de aynı hükümet. Demek ki bu binalar yapıldığı zamanki yasa ve yönetmeliklere uygun yapılmış. Yani yapanın da, satın alanın da bir suçu yok. Madem inşaat izni verdin, madem oturma izni verdin ve madem ki şimdi yıkıyorsun; o zaman sorumlu ve sosyal bir devlet olarak bedelini öde.

***

Diğer taraftan, bu işin uygulaması da tam bir komedi. Örneğin; yan yana beş parselde aynı tarihte, aynı müteahhit tarafından, aynı malzeme ile birbirinin eşi olarak inşa edilmiş olan beş blokluk bir sitede, bir bloktan bir kişi karot için müracaat ediyor, yapılan karot neticesinde  bina sadece ve  sadece yeni yönetmeliğe uygun olmadığı için riskli ilan ediliyor. Bu saptamayı yapan resmi kurum birbirinin eşi olan diğer dört bina hakkında hiçbir mütalaada bulunmuyor. Hani bu işler vatandaşı korumak için yapılıyordu? O zaman diğerleri için de aynı kararı ver. “Ama onlar ayrı parselde….” aynı tarihte, aynı müteahhit vb. bizi ilgilendirmez. Oradan müracaat eden yok. Anlatabildim mi saçmalığı? 

Üstelik kimse düşünmüyor; bu binayı boşaltırlarsa orada oturanlar ne yapacak? Adam emekli, 70-80 yaşına gelmiş, nereye gidecek, jet hızı ile artan kiraları ne ile ödeyecek, düşünen yok. İnsanları sokağa ve açlığa mahkum ediyor bu kentsel/rantsal dönüşüm.

Sayın sorumlular, sayın yetkililer, birçok inşaat mühendisi ile görüştüm. “Bu iş, karot ile olmaz, binalara 'performans analizi' yapmadan hiçbir binanın sağlam olup olmadığını anlayamazsınız” diyorlar. “Karot testi sadece kullanılan malzemenin kalitesi ile ilgili bilgi verir, o da test düzgün yapılırsa” diyorlar.

Yine birçok inşaat mühendisi arkadaş, “Tek kriter karot ise ve tek referans yeni çıkan yasa ve yönetmeliklerse İzmir'deki binaların yüzde 60’a yakınının hemen yıkılması gerek” diyorlar. Hadi bakalım, vatandaşını düşünen devlet! Resmi kurumları göreve çağırıyorum. Hemen, acilen İzmir'in yüzde 60’ını yıkın. Yoksa orada oturanlar ölecek. Yoksa onları gözden çıkardınız mı? Bunu yapamıyorsanız, objektif, işinin ehli, tecrübeli mühendislerin dediğini yapın. Sadece karota bakarak, sadece binaların inşaat yılına bakarak karar vermeyin. Karot testi isteyendan binayla birlikte performans analizini de isteyin. Riskin düzeyini belirleyin. Az mı, orta mı, yüksek mi riskli? Bakın bakalım ne sonuçlar çıkacak. Yıllarca yurt dışında bulundum. Deprem riski olan, olmayan birçok yer gezdim. 100 yıllık, 200 yıllık, hatta 300-400 yıllık binalarda hala oturanlar var. Evler taş gibi ayakta. Gidin Paris'e, gidin Roma'ya, Venedik'e... Hele Venedik'te yüzlerce yıllık binalar, hem de suyun içinde. Kimse onlara yıkın bunları gidin demiyor. Malzemeden çalan bazı sorumsuz müteahhitlerin, avantacı bazı memurların, olur olmaz yerlere inşaat izni verenlerin günahını zavallı millete çektirmeyin.  Daha söylenecek çok şey var ama her zamanki gibi susuyoruz.