Hani bir klişe söz var, "Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz, gemiyi limana getirip getirmediğine bakar" diye.
Her ne kadar ünlü yazar Victor Hugo'ya atfedildiği halde bunu hiçbir kaynak doğrulamasa da ben çok severim.
Bu söz, kıymet bilmezlikte sınır tanımayan bizim ülke için söylenmiş sanki.
Aslına bakarsanız o gemi bizim Büyük Altay'a ne kadar da benziyor değil mi?
Hatta ne tesadüf ki, yazıyı yazdıktan birkaç saat sonra, kulübün sosyal medya hesaplarından yapılan bir açıklama da bu gemiden (!) söz ediliyordu.
Yelkenleri paramparça, boyaları soyulmuş, gövdesi delik deşik, halatları lime lime olmuş, erzağı ve suyu tükenmiş bu gemi, cumartesi akşamı son bir gayretle şimdilik sakin limana yanaştı.
Yanaştı yanaşmasına ancak bakıyorum kimsenin, kaptanın aylardır neler çektiğine, dalgalarla boğuşurken tereddüt etmeksizin gemiye atlayan 1. zabitin yokluklarla savaşına, çarkçıbaşı ve tayfaların insanüstü mücadelesine aldırdığı yok.
Kim ne derse desin başkanından, yöneticisine, teknik direktöründen futbolcusuna ve hatta Gaziemir tesislerindeki bütün personele kadar Altay'ın bu sezonuna kim katkı koyduysa en azından ben şahsen şükranlarımı sunuyorum.
Bakın Türkiye liglerine; ne imkanlara sahip kulüpler patır kütür küme düşerken, tam 4.5 yıldır transfer yasaklısı olan bir takım, onurlu mücadelesi ile ayakta alkışlanmayı ve sonsuz bir saygıyı hak etmiyor mu?
Diğer yandan şimdi şöyle bir durum var. Gemi neredeyse batmak üzereyken limana yanaştı belki ama ne yazık ki, orası ıssız bir ada.
İşin doğrusu ne o adada uzun süre kalmak mümkün, ne de gemi bu haldeyken, yeniden yola çıkma şansı var.
Evet Büyük Altaylılar, gördüğüm kadarıyla takımınız ligde kaldığı için çok sevinenleriniz de var, yönetime muhalif oldukları için bilenenleri de görüyorum.
Şimdi herkes artık eteklerindeki taşları dökebilir.
Bildiğiniz gibi kulübünüz kongre kararı aldı. Gidin oraya eleştiri hakkınızı er meydanında sonuna kadar kullanın.
Yalnız ağzınıza geleni söylerken, geminin halâ ıssız adada demirli olduğunu sakın unutmayın.