Küresel iklim krizinin denizlerdeki yaşam zinciri üzerindeki baskısı her geçen gün artarken, yerel yönetimler ve teknoloji girişimleri doğa temelli çözümler üretmek adına güçlerini birleştiriyor. Türkiye’nin en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip olan İzmir, bu alanda uluslararası çevre forumlarına örnek teşkil edecek nitelikte bilimsel bir projeye ev sahipliği yapıyor. Kentin deniz ulaşımını sırtlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZDENİZ ile sürdürülebilir çevre teknolojileri üzerine çalışan ekolojik teknoloji girişimi NE-SEA, kentin mavi ekonomi vizyonunu güçlendirecek stratejik bir ortaklığa imza attı. Bilimsel altyapısı ve yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan bu ortaklık, çöpe giden endüstriyel gıda atıklarını su altı dünyasının koruyucu kalkanına dönüştürmeyi amaçlıyor.
Projenin temel felsefesini, tüketim çılgınlığının bir parçası olarak her gün tonlarca üretilen restoran atıklarının döngüsel ekonomiye dahil edilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda bilim insanları ve mühendisler, deniz ekosisteminde kalsiyum karbonat deposu olarak işlev gören ancak karada büyük bir çevre kirliliği yaratan kabuklu deniz canlılarının atıklarını mercek altına aldı. Yapılan uzun soluklu laboratuvar testleri ve Ar-Ge çalışmaları neticesinde, atık midye kabuklarından üretilen doğa dostu resifler, Ege’nin mavi sularıyla buluşmaya hazır hale getirildi. Proje sadece çöp miktarını azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda aşırı avlanma ve dip trolü gibi insan kaynaklı faaliyetler nedeniyle tahrip olan su altı mikro habitatlarının yapay yollarla yeniden inşa edilmesine olanak tanıyor. İlk somut adımı Seferihisar kıyılarında atılan bu çevreci hareket, İzmir’in sürdürülebilir kent hedeflerine de doğrudan katkı sunuyor.
Sığacık körfezinde dalgıçların hassas su altı operasyonu
Üretim aşaması tamamlanan inovatif su altı yapıları, lojistik olarak en doğru konuma yerleştirilmek üzere yola çıkarıldı. Kara ulaşımının olmadığı, deniz canlılarının üreme alanı olarak korunan stratejik noktalardan biri olan Seferihisar Sığacık’taki Telgraf Koyu’na taşınan resifler için geniş kapsamlı bir saha operasyonu organize edildi. Bölgedeki Teos Marina’da sabahın erken saatlerinde hummalı bir çalışma başlatıldı. Özel olarak hazırlanan ve deniz tabanındaki akıntılara karşı mukavemet gösterebilecek ağırlıkta tasarlanan dört adet prototip resif, marinada bekleyen bir balıkçı teknesine vinçler yardımıyla titizlikle yüklendi.
Koya ulaşıldığında, su altı montajının kusursuz yapılması amacıyla profesyonel ekipler devreye girdi. Resifler, İZDENİZ bünyesindeki uzman kadro ve Serenad Dalış Merkezi dalgıçlarının gerçekleştirdiği yaklaşık bir saatlik zorlu operasyonla denize indirildi. Su altı görüş mesafesinin kontrol edilmesinin ardından, özel kaldırma balonları ve halat sistemleri kullanan dalgıçlar, yapıları deniz tabanındaki kayalık ve kumluk zeminlerin kesişim noktalarına milimetrik olarak sabitledi. Bölgedeki bu tarihi çevre hareketini, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, İZDENİZ Genel Müdürü Gökhan Marım ve İZDENİZ Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ceyla İnmeler de tekneden takip ederek koordinasyonu sağladı. İlk yerleştirmenin ardından su altına yerleştirilen sensörler ve kameralar sayesinde, deniz canlılarının bu yeni yapıları kullanım biçimi ve yerel balık popülasyonunun resif çevresindeki kolonileşme süreci düzenli olarak izlenecek. Elde edilecek bilimsel veriler doğrultusunda sistem optimize edilerek seri üretim aşamasına geçiş planlanıyor.
Körfez ekosisteminin temizliği ve dalış turizmi için bilimsel takip
Kıyı koruma projelerinin sadece idari bir faaliyet olarak kalmayıp bilimsel bir temele oturtulması, başarının sürdürülebilir olması açısından hayati önem taşıyor. İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, hayata geçirilen bu projenin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın Körfez ve deniz ekosistemine verdiği vizyoner önemin en somut ve net bir yansıması olduğunu vurguladı. Kent genelinde yürütülen deniz temizliği ve çevre yatırımlarının bu tarz inovatif projelerle taçlandırılması gerektiğini belirten Güler, atık yönetiminde sınırları zorladıklarını ifade etti.
Uygulamanın hem ekolojik hem de ekonomik geri dönüşleri olacağına dikkat çeken Dr. Işıkhan Güler, kurumsal hedeflerini şu sözlerle aktardı: “Bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisindeki denizlerimizin kalitesini ve biyolojik çeşitliliğini artırmaya yönelik önemli adımlardan biri. Temel amacımız, doğal yaşamın bir parçası olan midye kabuklarını teknolojik imkanlarla değerlendirerek doğa dostu resiflere dönüştürmek ve ait oldukları yere, yani yeniden denizle buluşturmaktır. TÜBİTAK desteğiyle yürüttüğümüz bu çok aşamalı proje kapsamında, yerleştirdiğimiz resiflerin hangi yerel canlı türlerine ev sahipliği yaptığını, kabukların çözünme oranlarını ve çevre su kalitesine olan mikrobiyolojik etkilerini bilimsel yöntemlerle anlık takip edeceğiz. Buradan elde edeceğimiz verilerle, dünya genelinde de kabul gören doğa temelli çözümlerin yerel ölçekte yaygınlaştırılmasına öncülük etmeyi hedefliyoruz. Bu ve benzeri uygulamaların kıyılarımızda çoğalmasıyla hem doğayla uyumlu bir belediyecilik yaklaşımını güçlendirecek hem de bölgedeki deniz turizmine alternatif ve çok kıymetli bir değer kazandıracağız.”
Ege genelindeki tonlarca gıda atığı suya dayanıklı biyokompozit malzemeye dönüştü
Projenin teknik mimarı ve tasarım süreçlerinin yöneticisi olan NE-SEA kurucusu ve baş tasarımcısı Nermin Sena Özger ise işin mühendislik boyutuna dair ezber bozan veriler paylaştı. Çalışmanın köklerinin 2024 yılında TÜBİTAK ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) tarafından sağlanan uluslararası destek fonlarına dayandığını belirten Özger, uzun süren su altı gözlemleri ve hidrodinamik davranış analizleriyle geliştirilen prototiplerin nihayet İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin lojistik desteğiyle gerçek doğa ortamına yerleştirildiğini söyledi. Geliştirdikleri malzemenin tamamen yerli ve yenilikçi bir teknoloji ürünü olduğunu ifade eden Özger, denizlerin temizlenmesi için denizden geleni kullanmanın mantıklı bir döngü olduğunu aktardı.
Ege Bölgesi genelindeki tüketim alışkanlıklarının yarattığı çevre kirliliğine dikkat çeken Nermin Sena Özger, ham madde tedariki ve üretim mucizesini şu cümlelerle açıkladı: “Yaptığımız sektörel araştırmalara göre, sadece Ege Bölgesi’nde her ay 40 tondan fazla midye kabuğu hiçbir geri dönüşüm işlemine tabi tutulmadan doğrudan çöpe atılıyor ve katı atık depolama tesislerinde büyük bir yük oluşturuyor. Biz bu atık kabukları özel kırma, sterilizasyon ve bağlayıcı formülasyon süreçlerinden geçirerek suya, tuzluluğa ve yüksek basınca son derece dayanıklı, doğaya hiçbir zararlı salınım yapmayan patentli bir biyokompozit malzeme elde etmeyi başardık. Bu projeyi sadece endüstriyel bir ürün olarak değil, doğa ile insan arasındaki kopan uyumu yeniden güçlendirmek ve su altı yaşamının zenginliğini insanlar için daha görünür kılmak amacıyla tasarladık. Sorumluluğumuz burada bitmiyor; projenin ikinci aşamasında yine TÜBİTAK desteğiyle 35 yeni resif daha üreteceğiz. Bu yeni yapıları, biyolojik çeşitliliğin acilen desteklenmesi ve koruma altına alınması gereken farklı İzmir deniz alanlarına yerleştirerek eko-sistemi canlandıracağız.”
Yerel yönetimlerden sürdürülebilir çevre yatırımlarına tam destek
Sığacık’ın uluslararası arenadaki sakin şehir (Cittaslow) unvanını koruması ve doğallığını kaybetmemesi adına bu tarz ekolojik adımların ilçede atılmasından memnuniyet duyduklarını belirten Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin de projenin yerel kalkınma modeline olan etkilerine değindi. İZDENİZ yönetimine, bilim insanlarına ve operasyonda görev alan tüm fedakar dalgıçlara ilçe halkı adına teşekkür eden Yetişkin, çalışmanın doğadan gelen bileşenlerin yine insan aklıyla doğaya borç ödeme amacıyla kazandırıldığı çok kıymetli bir döngüsel uygulama olduğunu söyledi.
Yapay resiflerin turizmin çeşitlendirilmesi noktasında bir kaldıraç görevi üstleneceğini savunan Başkan İsmail Yetişkin, ilçenin gelecek projeksiyonunu şu sözlerle özetledi: “Hayata geçirilen bu vizyoner proje, sadece deniz ekosisteminin korunması açısından değil, aynı zamanda ilçemizin can damarlarından biri olan dalış turizmi açısından da çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Atık kabuklardan üretilen bu doğa dostu resifler, kısa süre içinde deniz bitkilerinin ve mikro canlıların üzerini kaplamasıyla yapay birer resif adasına dönüşecek ve bu durum su altı fotoğrafçıları ile dalış meraklıları için yeni cazibe merkezleri yaratacaktır. Resifler bölge turizmine kalıcı bir çeşitlilik ve ekonomik girdi sağlayacak. Kurumsal olarak en başından beri çok önemsediğimiz ve her aşamasında sahada destek verdiğimiz bir projedir.”




