ünya genelinde sanayi faaliyetleri ve fosil yakıt tüketimi nedeniyle atmosfere salınan sera gazlarının emilmesinde en büyük kalkan olarak kabul edilen orman ekosistemlerine dair bilinen tüm teoriler kökten değişiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen ve küresel çevre politikalarını derinden etkilemesi beklenen yeni bir araştırma, yeşil alanların karbon yakalama kapasitesi ile bu karbonu bünyesinde tutma becerisi arasındaki doğrusal bağın sanıldığı kadar güçlü olmadığını gözler önüne serdi. Bugüne kadar geliştirilen uluslararası iklim senaryolarında, ağaçların daha fazla yaprağa ve yeşil alana sahip olmasının doğrudan daha fazla karbonun yeryüzünde hapsedilmesi anlamına geldiği varsayılıyordu. Ancak ortaya çıkan son veriler, bitki fizolojisinin küresel ısınma baskısı altında çok farklı savunma mekanizmaları geliştirdiğini kanıtladı.

Columbia Üniversitesi bünyesindeki Lamont-Doherty Yer Gözlemevi'nden bilim insanlarının liderliğinde yürütülen bu kapsamlı çalışmada, devasa bir veri havuzu oluşturuldu. Araştırmacılar, ABD'nin doğu yakası ile California eyaletindeki 137 farklı ekolojik gözlem noktasını mercek altına aldı. Yıllara yayılan uydu görüntüleri, ağaç gövdelerine yerleştirilen hassas mikro sensörler, anlık ve saatlik karbondioksit ölçüm istasyonları ile ağaçların yaşını ve geçmiş iklim streslerini gösteren gövde halka analizleri bir araya getirilerek multi-disipliner bir inceleme gerçekleştirildi. Yapılan detaylı analizlerde, özellikle bölgenin simgesi konumundaki meşe ağaçlarının, yaz ortasına gelindiğinde fiziki büyümelerini tamamen durdurmalarına rağmen, sonbahar aylarına kadar çok yüksek oranlarda fotosentez yapmaya devam ettikleri hayret verici bir şekilde belgelendi.

Sıcak ve kurak dönemlerde fotosentez ile büyüme yollarını ayırıyor

Doğanın işleyişindeki bu gizemli ayrışma, iklim kriziyle mücadele stratejilerinde neden başarısız olunduğunu da net bir şekilde açıklıyor. Normal şartlar altında bitkilerin havadan aldıkları karbon bileşenlerini hücre bölünmesi yoluyla gövdelerini kalınlaştırmak ve yeni dallar üretmek, yani büyümek için kullanması beklenir. Ancak fotosentez yoluyla daha fazla karbon emilmesine rağmen, bu karbon elementlerinin her zaman kalıcı bir odunsu dokuya dönüşmediği, tam tersine geçici biyolojik süreçlerde harcandığı saptandı. Özellikle küresel ısınmanın bir faturası olarak karşımıza çıkan şiddetli kuraklık ve aşırı sıcak dalgaları sırasında, ağaçlar hayatta kalabilmek için adeta bir savunma moduna geçiyor.

Uzmanlar uyardı: Türkiye, 'su kısıtı' riskiyle karşı karşıya
Uzmanlar uyardı: Türkiye, 'su kısıtı' riskiyle karşı karşıya
İçeriği Görüntüle

Çevre stresinin zirve yaptığı bu zorlu dönemlerde, ağaçların boyca ve enine büyümesi aniden dururken, hayati fonksiyonların devamı için fotosentez mekanizması daha düşük bir viteste de olsa çalışmayı sürdürüyor. İşte bu kriz anlarında atmosferden çekilen karbonun önemli bir kısmının, ağacın karbonu yüzyıllarca saklayabileceği gövde odununa aktarılmadığı anlaşıldı. Bitki, acil enerji ihtiyacını karşılayabilmek adına bu karbonu ömrü oldukça kısa olan yapraklara, ince kök sistemlerine ve anlık metabolik faaliyetlere harcıyor. Bu durum, emilen karbonun çok kısa bir süre sonra yaprak dökümüyle, kök çürümeleriyle ya da bitki solunumu vasıtasıyla yeniden atmosfere salındığı gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bilim insanları, ormanların net karbon yutağı olma rollerinin, yükselen sıcaklıklar nedeniyle büyük bir erozyona uğrayabileceği uyarısında bulunuyor.

İklim modellerindeki büyük varsayım hatası gün yüzüne çıktı

Saygın bilimsel yayınlardan "Science Advances" dergisinde yayımlandı başlığıyla duyurulan araştırmanın sonuçları, Birleşmiş Milletler dahil birçok uluslararası kurumun karbon nötr hedeflerini revize etmesini zorunlu kılacak cinsten. Mevcut yeşil ekonomiler ve karbon kredisi piyasaları, tamamen ormanlık alanların yüzölçümü ve buralardaki klorofil yoğunluğu üzerinden matematiksel hesaplamalar yapıyor. Yani kağıt üzerinde, yeşil görünen bir ormanın havayı temizlediği ve karbonu hapsettiği yazılıyor. Ancak projenin başyazarı Mukund Palat Rao, bu matematiksel modellerin arkasındaki teorik altyapının eksik olduğunu vurguluyor.

Dünya genelinde kullanılan bilgisayarlı iklim tahmin simülasyonlarının neredeyse tamamının "fotosentez varsa büyüme vardır, büyüme varsa karbon depolanıyordur" şeklindeki doğrusal ve ilkel bir varsayıma dayandığını belirten Rao, saha bulgularının bu teoriyi çürüttüğünü ifade etti. Mukund Palat Rao, atmosferik karbondioksit seviyeleri yükseldikçe ağaçların daha fazla karbon soluduğunu ancak uzun vadeli karbon depolanmasına dönüştüremediğini ekledi. Özellikle ekstrem sıcaklık eğilimlerinin arttığı coğrafyalarda büyüme mekanizmasının saniyeler içinde kilitlendiğini, buna karşın fotosentezin karbonu sadece geçici olarak bünyede misafir ettiğini kaydeden Rao, gelecekte karbonu odun gibi uzun ömürlü depolara aktarma kapasitesi zayıflayan ormanların, küresel ısınmayı yavaşlatmakta yetersiz kalacağını ve insanlığın iklim krizine karşı en büyük doğal müttefikini kaybedebileceğini belirtti.

Kaynak: HABER MERKEZİ