Bugün Sevgililer Günü… Benim için bugün, markaların kalplerini vitrine koyarken aslında kendi karakterlerini de sergiledikleri bir zaman.
Moda dünyasının vitrinlerdeki kırmızı renkleri biz aşkın rengini biliyoruz diyen bir özgüveni hatırlatıyor. Teknoloji markalarının sevgiyle bağlan söylemi ise, ekranlarımızın artık sadece iletişim değil, duyguların da aktığı bir alan olduğunu düşündürüyor. Bankaların aşk kredisi kampanyaları romantizmi ekonomik dile çevirirken, gıda sektörünün çift menüleri ve kırmızı ışıkları aşkın deneyime dönüştüğü anları çağrıştırıyor.
2026’da öne çıkan trendler de bu tabloyu destekliyor. Tatil paketleri, konser biletleri, kişiye özel hediyeler… Bunlar, aşkın artık tek bir gül değil; birlikte yaşanan anılarla anlam kazandığını gösteriyor. Boyner’in gelirlerini bağışa dönüştürdüğü kampanyalar gibi sosyal sorumluluk örnekleri ise sevgiyi paylaşmanın toplumsal boyutu aslında.
Dijitalleşme artık bu dönemin ayrılmaz bir parçası. Sevgililer Günü’nde telefon mesajlaşmaları gözle görülür biçimde artıyor. Bu da aşkın yalnızca göz göze değil; ekranlarımızda da yaşandığını düşündürüyor. Spotify’ın özel listeleri, Netflix’in romantik filmleri… Hepsi kalbe dokunmanın yeni yolları.
Sonuçta Sevgililer Günü, markalar için bir karakter testi. Kimisi samimi, kimisi ticari, kimisi ise toplumsal duyarlılıkla öne çıkıyor. Benim için önemli olan, bu kalabalık kampanyalar arasında gerçek duyguyu ayırt edebilmek. Çünkü aşk, bir indirim koduna değil; birlikte yaşanan anılara sığar.
Hepimizin hayatında sevgi çoğalsın; yalnızca romantik anlarda değil, dostluklarda, ailede ve toplumda da… Çünkü aşk, en çok paylaşıldığında büyür.
Sevgililer Günü’nüz kutlu olsun.