Skorda 3-2 yazıyordu ama o maçın karşılığı daha büyüktü. Türkiye ilk defa turnuvada korkmadan oynadı. Geri düşsede paniklemeyen, oyunu bırakmayan mücadeleci bir takım vardı. En güzel olayı ise kaybetmeyi kabullenmediğini gösterdi.
Tabi bunun sonucunda insan şunu düşünüyor: Bu cesaret vardı neden daha önce göstermediniz? Futbolda bazen böyle acımasızdır. En iyi oyununuzu artık hesap değişmeyince oynatır. Tabi bunun sorumlusuda takım ve hoca…
90+8’de gelen gol sadece taraftarlara “Hiç olmazsa hatırlayalım” dedirttiren türden bir galibiyetti. Geç kalmışlığın hüznü vardı oyuncularda ama iş işten çoktan geçmişti. Mesele yeteneksizlik değil, kalite hiç değil; Kendinde olan kaliteyi doğru zamanda ve cesaretle oyunda kullanmak. Son maç bunu göstermek için geç kalınmış bir zamandı…
Montella’nın “Bu galibiyet bin zafere bedel” lafı altı dolmayan bir söz. Türkiye Milli Takımı’nın seviyesi bu değil. Dünya üçüncülüğü, Avrupa şampiyonası yarı finali görmüş bir formadan bahsediyorum. Ağırlığını bilemeyen kimse anlayamaz.
Sonbaharda İtalya, Fransa ve Belçika maçları var. Bakalım bu takımı neler bekliyor. Asıl sınav orada başlayacak. İyi veda eden bir takım değil, damga vuran bir takım görmek istiyoruz.