İzmir futbolu dediniz mi akan sular durur. Ama o sulardan önce Altay’ın aktığı mecraya, o koca çınarın köklerine bakmak icap eder. Çünkü bugün Ege’de rekabet diye bas bas bağırdığımız ne varsa, arkasını kazıdığınızda karşınıza hep aynı köklü kulüplerden biri çıkar: Büyük Altay!
Gelin şimdi arşivlerin tozunu şöyle bir alalım, kulaktan kulağa yayılan efsanelerle tarihi vesikaları yan yana koyup meselenin aslına bakalım…
İçinde bulunduğumuz futbol dünyasında kulüp bölünmeleri çoktur ama Altay’ın hikayesi dünya futbol literatürüne geçecek cinstendir.
Tarih sayfalarını açıyoruz: Yıl 1923, 26 Aralık. Altay kulübünün içinde ciddi idari fikir ayrılıkları baş gösterir. Nejat Evliyazade ve arkadaşları, kulüpteki bu krizin ardından ayrılıp İzmir’in bir başka köklü değerini, Altınordu’yu kurarlar. Altay’ın bağrından çıkan ilk filiz budur.
Ama hikaye burada bitmez!
Gelelim 1925 yılının Haziran ayına… Altay Futbol Takımı, Aydın deplasmanındadır. Dönüş yolculuğunda ve takip eden günlerde takım içi huzursuzluklar ve yönetimsel anlaşmazlıklar tavan yapar. Süleyman Tehçi, Nebil ve Vedat Çobanoğlu gibi önemli isimler, Altay ile ipleri tamamen koparırlar.
14 Haziran 1925 gecesi Yalı semtinde toplanan bu ekip, Göztepe’nin temellerini atar. Belgeler, Göztepe’nin 25 Ekim 1925’te resmi kuruluşunu tamamladığını söylese de, işin ruhu nettir: Altay, sadece kendi maçıyla değil, kendi içerisinden doğurduğu iki dev rakibiyle de İzmir futbolunun kaderini çizen tek merkezdir.
Düşünebiliyor musunuz? Bugün Alsancak’ta, Gürsel Aksel’de kopan o kıyametlerin, o ezeli rekabetlerin tohumu aslında aynı çınarın dallarından düşmüştür.
İsmi Mustafa Kemal’den, Şanı Altay’dan!
Peki ya kulübün ismi? İşte orası tam bir gurur vesikasıdır.
İşgal yıllarının ardından, 14 Ekim 1925 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’deki Altay Kulübü’nü ziyaret eder. Şeref defterine o meşhur, övgü dolu satırları yazar. Ama ilişkileri sadece bir ziyaret defteriyle sınırlı kalmaz…
Atatürk, 1924 yılında Altay’ın İdman Yurdu ile oynadığı ve 1-0 kazandığı maçı bizzat izlemiş, siyah-beyazlıların sahaya koyduğu ruh, azim ve mücadeleden son derece etkilenmiştir. O dönemin Süvari Kolordusu Komutanı, Kurtuluş Savaşı’nın efsanevi paşası Fahrettin Paşa da Gazi’nin yanı başındadır.
Yıllar geçer, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkar.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nda İzmir’e ilk giren süvarilerin komutanı olan Fahrettin Paşa’ya soyadı verecektir. Hiç tereddüt etmez! İzmir’in kurrtuluşundaki o tarihi süvari hücumunu ve bizzat izleyip hayran kaldığı Altay kulübünün kahramanlık ruhunu birleştirerek Paşa’ya "ALTAY" soyadını bizzat kendisi bahşeder. Fahrettin Paşa, 1966’daki kulüp ziyaretinde bu olayı arşivlere tescillenen şu sözlerle anlatacaktır: “Gazi ile birlikte izlediğimiz maçın ve kulübün gösterdiği kahramanlıkların hatırasına ithafen bana bu şanlı soyadını verdi.”
Yani efendim; bugün futbolu sadece skor panolarından okuyanlar bilmezler. Altay demek, sadece bir spor kulübü demek değildir. Kendi içinden iki dev kulüp çıkarıp koca bir şehrin futbol haritasını çizen, adıyla ve ruhuyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun imzasını taşıyan bir tarih abidesidir.