Benim meslek hayatımı etkileyen "3- S" oldu. Sanırım köşe yazılarımda yeri geldikçe bu "3- S" tutkumdam bahsettiğime rastlamışsınızdır... Nedir bu 3-S? Spor, Siyaset ve Sanat ...
Aslında spor benim hayat felsem; yani, meslek hayatımın "ilk basamağı" idi... Ülkemde siyaset, insanların "rant kapısı" olunca, bu sahada sıkca kalem oynatmaya ve bu "dipsiz kuyuya" ironi yolu ile dalıp, sizlerle paylaşmaya çalıştım. Sanat ise hepimizin buluşma ve de "efkar dağıtma" durağı oldu. Dolayısiyle burada soluklanıp, kötü düşüncelerden sıyrılmaya gayret gösterdik...
Amma velakin, bazen spor alanlarındaki terörün, siyasi depremlerlerle aynı noktaya geldiğinde de "Al birini, vur ötekine" dedik!.. Bu efkarımızı sanat bile dağıtamadığı anlarda da Allah'a sığındık İşte o gün; bugündür!..
Tam 16 gün sonra Türkiye tüm sorunlar yumağı içinden belki de son bir hamle ile ve de aradığı gerçek huzura sıçrama fırsatını bulacaktır diye düşünüyoruz. Bunun için "alametler" de belirdi; İşte geçtiğimiz hafta Ükenin büyük kulüplerinden Fenerbahçe, 20 yıllık dayatmacı! liderinden sıyrılınca hepimizin gözü 16 gün sonraki kritik seçimlere çevrildi. 16 yıllık dayatmacı lider için de "Neden olmasın" deyip umuda yolculuğa çıktık!..
Evet, Fenerbahçe Ali Koç' la, adeta atomun parçalanmasını gerçekleştiren Alman kimyacı Otto Han gibi oldu. Şimdi Fenerbahçe ile Türk futbolu yeni bir rol model kazandı. Buna "Dip dalgası" gözü ile bakanlar, sıranın Recep Tayyip Erdoğan'a geldiğini ima etmeye başladılar. İşte muhalefetin Cumhurbaşkanı adayları başta Muharrem İnce olmak üzere , Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu hep bu dip dalgasından bahsetmiyor mu? Meral Akşener' in "Ben bu dip dalgasının üzerinde sörf yapacağım" demesi bile "Spor- Siyaset işbirliği" nin gücünü ortaya koydu. Tabii anlayana!..

***

Kim ne anladı, ne anlamadı bilemem! Yalnız Cumhurbaşkanı Erdoğan' ın "Türkiye' de Refah"ı, buzdolabı üzerinden yapması basmakalıp bir misal oldu galiba! Erdoğan "Her eve Buzdolabı giriyorsa refah seviyesi var" dedi ve ekledi: "1 milyon 88 bin. Nereye çıktı? 3 milyar 107 bine yükseldi. Demek ki fakir fukara değil, eğer her eve elhamdülillah buzdolabı giriyorsa refah seviyesi var demektir." Erdoğan' ın bu sözünü tartışırken benim Urla'daki 28 yıllık buzdolabım'ın motoru "refah düzeyine" dayanamayıp, "Buraya kadar" demez mi! Bildiğim kadarı ile Türkiye'de ilk buzdolabı 1960 yılında Koç Grubu tarafından Arçelik adı ile üretilmişti. Ben de "refah seviyeme gölge düşürmemek" için ilgili firmayı çağırdım. Baktılar; "Bunun motoru gitmiş" dediler. Doktor misali vizit ücreti olarak 45 lirayı alıp gittiler. Ardından yenisini "refah seviyem" bozmamak için en uzun taksitle almaya karar verdim. Beni anladınız değil mi?
Tesadüfe bakın! Türkiye'de ilk buzdolabını yapan Koç ailesinin bir ferdi olan Ali Koç, şimdi Fenerbahçe'yi kurtarmak üzere kolları sıvadı. Anlayacağınız şimdi sıra 16 gün sonra "Yeter söz milletin!" demeye gelmedi mi?
NOT: Dün spor dünyamızın değerli bir evladı, İzmirli Ümit Kayıhan'ı ebedi yolculuğuna uğurladık. Babası Riyaz Kayıhan, spor kulübü yönetisi olarak İzmir için hayli hukuk savaşı vermişti. Onun yetiştiridiği değerli evladı Altay'lı Ümit Kayıhan da unutulaz izler biraktı. Baba ve oğul için o dönemlerde spor yazarı olarak hayli yazı kaleme almıştım. Dün Alsancak Hocazade Camii'nden Alaçatı'daki kabrine uğurlarken hep bunlar geçti gözümün önünden. Ailesine, spor camiasına başsağlı diliyorum.