Ömrüm boyunca bana çok çektiren çenemi, müştemilatını ve aksesuarını, her açıdan -umarım son kez- tadilattan ve tamirattan geçiriyorum. Çok başarılı bir ekip gözeriminde ama çekenler bilir sıkıntılı bir süreç yaşıyorum. 9 Eylül yazılarıma öngördüğüm ara aslında dört haftaydı ama beni bu kararımdan Ataol Behramoğlu vaz geçirdi.
Hepimizin onuru, sanat ve düşünce hayatımızın kutup yıldızlarından Ataol Ağabey, 29 Temmuz tarihli Cumhuriyet’te, 30 yıllık köşesini son kez yazdığını, bundan sonraki gücünü ve zamanını şiire ayıracağını belirtiyordu. Bir yandan onun yazılarından mahrum kalacağımıza üzülürken, bir yandan şiirimizin yepyeni “Ataol Behramoğlu şiirleri” ile onurlanacağını bilmenin heyecanlı sevincini yaşadım, yaşadık.
Ama en az bunlar kadar önemli, duyarlı, göz ardı edilmeyecek bir ders veriyordu Prof. Dr. Ataol Behramoğlu: “Neyi ne zaman bitireceğini, sonrasında bir hayatı, bir ülkeyi, bir insan olma sorumluluğunu yerine getirecek alanı ya da alanları seçmeyi bilmelisiniz!”
****
Bilmem bunları okuyunca sizin aklınıza kimler geldi? Benimkileri sıralamaya köşe değil Gediz ovası yetmez ve hiç olmazsa bu yazılık bir köşede dursunlar.
Köşesini okuduktan sonra, sosyal medya hesabımda şunları yazıverdim:
“Okudum ki Ataol Ağabey, kalemini 30 yıldır Cumhuriyet'ten ve her yazısını merakla beklediğimiz köşesinden "dinlenmeye" çekmiş. Bugün hiç kimse, kalemini dinlenmeye çekmeyi Ataol Ağabey gibi hak etmemiştir. 90'lardan beri köşelerde yazmaya çalışan biri olarak, bir gün onun gibi "hak edilmiş" bir beyanda bulunmayı ne isterdim.
Birader, insan gazete köşesinden "köşesine" çekilirken bile öğretmeye, uyarmaya devam edebilir mi? (Prof. Dr. Ataol Behramoğlu iseniz, evet!)
Bugünkü yazısını okuyorum. Tüm gerekçelerini paylaştığım beyanlarını düşünüyorum... Ve birden zınk diye duruyorum.
"(...) Diyeceksiniz ki peki 30 yıldır yaptığın neydi? Buydu. Yani deneme yazarlığıyla siyaset vb. konularda yazmayı bir arada yürütmek. Her yazının da tıpkı yeni bir şiir gibi yeni ve özgün olması...(...)"
Evet, işte benim de yapmaya çalıştığım buydu. Kimi gazete yöneticilerinin anlayamadığı üslubumun, seçtiğim konuların, hayatla yazı arasında kurmaya çalıştığım bağlantının hülasası Ataol Ağabeyin yaptığı bu özette tanımlanıyordu. Gereğini ne kadar yapıyorum, bilemem.
****
Ama bütün bunları anımsattığı ve yalnızca benim değil bir ülkenin meşalelerinden biri olduğu için... Ataol Behramoğlu gibi onurlarımıza teşekkür borçluyuz. İşte bunu çok iyi bilirim.”
İşte bunun için ve de arayı soğutmadan kaldığımız yerden ve yeniden başlayarak, buluşmayı sürdüreceğiz. Yazılacak onlarca konu, fikr-i takip bilincimizle gündeme getirdiğimiz ama yanıt alamadığımız ve asla peşini bırakmayacağımız sayısız soru var. Hayata sanatın penceresinden ama birini ötekini gizleme, saklama, ucuzlatma paravanına çevirmeden bakmak… Manifestomuz budur.
Zıvanadan çıkarmaya adeta yemin edilmiş bir coğrafyada, sağdan soldan ortadan yukarıdan çarp böl topla çıkar 5-10 bin kişinin ahlakla, bilimle, onurla, tutarlıkla, ilkeyle ve ciddiyetle ilgisi olmayan soytarılıkları ne bugünü, ne yarını teslim almamalıdır. Bugün yüreği, beyni, vicdanı ve onuru olan herkes, olup biteni sorarsa ne diyeceğini bilemediğinden, çoluk çocuğunun gözlerine bakamamaktadır. Bugün hepimiz, ilgi, uzmanlık ve sorumluluk alanlarımızdan, hiç olmazsa yalan söylememeyi, bu tuhaf organizmaların aparatı olmamayı başarmak zorundayız. Ne demek istediğimi merak edenler, bu gazetenin adının altındaki şiarı bir kere daha okusun.
Ne diyordu Ataol Ağabey?
“Yaşamak görevdir yangın yerinde / Yaşamak insan kalarak…”
Yazmak da öyle… Gereğini yapmak boynumuzun borcu olsun. Yeniden, kaldığımız yerden merhaba!