Çocukluk ve ilk gençlik çağımızda düş okyanuslarında kaybolduğumuz ne çok kitap vardır. O yıllardan bu yana iyi bir okur olmayı başarmışsak bunu, bizi o kitaplarda maceradan maceraya sürükleyen o hayallerin efendilerine borçluyuz. Javier Marias, henüz 23 yaşındayken yazdığı ikinci romanı 'Ufuk Yolculuğu'yla klasikler çağının o serüven yazarlarına hürmet borcunu öderken saygıda kusur etmiyor, muzipliği de elden bırakmadan kendince bir selam yolluyor.

2022 yılında Covid'den hayatını kaybeden İspanyol yazar Javier Marías, daha bizde henüz yayımlanmayan ilk romanı "Los Dominios del Lobo"yu 1971 yılında yazmıştı. Bu roman eleştirmenlerce övülmüşse de okur nezdinde teveccüh görmemişti. Marías ikinci romanı "Ufuk Yolculuğu"nu, iki yıl sonra henüz 23 yaşındayken yayımlamış ve bu romanın başarısıyla kanıtlayabilmişti rüştünü.

Macera, gerilim ve gizem tutkunlarını hayal kırıklığına uğratmayacak entrika ve gizemlerle örülü ironik öykü, gerilimi, kurgusu ve fiyakalı karakterleriyle de dikkat çekiyor.

Öte yandan bu gençlik çağı eseri, üslubu, konusu ve o konuyu işleyişi ile yıllar içinde Türkçeye çevrilmiş çok daha önemli ve usta işi görülen romanlarının lezzetini de aratmıyor.

MATRUŞKA ROMAN

140 sayfalık novela, iç içe girmiş öyküleri, uzun, çetrefilli ve bol parantezli çetin cümleleri, iyiliğe de kötülüğe de aynı mesafede duran tekinsiz karakterleri, girdapları ve üslup labirentlerine rağmen bir çırpıda okunuveriyor. Ama sonrasında belli bölümlere tekrar dönüp birkaç kez daha üzerinden gitmeniz gerekiyor. Çünkü -sevmediğim, lakin burada cuk oturan o ifadeyle- çok katmanlı yapısı sizi buna zorluyor. Gerçekten matruşka gibi bir roman "Ufuk Yolculuğu".

Önce dört sayfalık girizgah notları, ardından bir mektupla taçlanan ve asıl maceranın hem bir yaşanmışlık hem de bir roman olarak tartışıldığı bir bölüm. Ardından iki ana öykünün gizlerinin ortaya konulduğu bir final.

MEKTUP GİZEMİNİN İZİNDE

Romanın olaylara yön veren, anlam ve derinlik katan iki karizmatik karakteri var.

Biri, yazacağı romana esin veren, yolculuğun önemli simalarından, gelecek vaad eden bir piyanist, genç seyyah Hugh Everett Bayham'ın -mektubunda da anlattığı üzere- İskoçya'da başına ne geldiğini ölümüne merak eden genç yazar Victor Arledge. O mektubun gizemini ne pahasına olursa olsun çözmeye kararlı Arledge, çünkü bu olayı yazdığı romanına katmak istiyor. Romanın gizemi kozasını öredursun Arledge'in aniden edebiyattan elini eteğini çekip bir İskoç akrabasanının malikanesinde münzevi hayatı yaşadığını öğreniyoruz.

Diğeri ise ufuk yolculuğuna çıkılacak Tallahasse (bu adın çağrışımı da ilginçtir. Chat Gbt meraklısına yeterli etimolojik bilgiyi veriyor) adlı yelkenlinin tipik eski kulağı kesik kaptanı J.D. Kerrington. Genç yaşta atıldığı hayat savaşında yapmadığı iş kalmamış, büyük bir servetin sahibi olmaya ramak kalmışken sıfırı tüketmiş, düştüğü çukurda debelenirken tesadüfen tanıştığı zengin çift sayesinde hayatı farklı bir yöne evrilmiş sahte deniz subayı Kerrington. Tam da bir Joseph Conrad romanlarından fırlamış 'spinoff' bir karakter. Sanki Çin'in Malay Takımadalarını, Penang'ı, Singapur'u, Patak ve Bangkok'u ve Patusan'ı (kurgusal bir bölge) mesken tutmuş Lord Jim'in rahle-i tedrisinden geçmiş de sonra Formosa Boğazı'na, Çin Denizi civarına fırlatıp atılmış bir anti kahraman.

TÜM HIRSLARIN ÖTESİNDE!

Marías'a ilerleyen yıllarda 'Yarınki Yüzün Üçlemesi'ni, 'Beyaz Kalp'i ve 'Karasevdalılar'ı yazdıracak yeteneğin nüvesinin barındığı ve Arledge'nin bir roman kahramanı olarak imzasını attığı 'Ufuk Yolculuğu'nun konusuna gelecek olursak...

Aralarında müzisyenler, edebiyatçılar, zengin ve soylu maceraperestlerin yanı sıra bir grup bilim insanı, Marsilya'dan demir alan Tallahassee adlı yelkenliye biner. Amaçları, en başta Akdeniz liman şehirlerini ziyaret ettikten sonra İskenderiye'den Süveyş Kanalına, oradan Hint okyanusundaki limanlara uğrayıp Antarktika'ya ulaşmaktır.

Bir gazete manşeti, bu gezinin kapsamını ve hedefini şöyle belirlemiştir:

"Tüm hırsların ötesinde bir edebi proje. Ünlü İngiliz ve Fransız yazar ve sanatçılardan oluşan kalabalık bir grup, dönüşlerinde kutuptaki deneyimlerine dayanan ortak bir edebi eser ve görkemli bir müzikal gösteri yaratmak amacıyla Antarktika'ya bir yolculuğa çıkıyor."

Gemide Antarktik kar ovalarında ulaşımı sağlamak için olsa gerek (!) kızaklara koşulmak üzere Mançurya Midillileri bile yüklenmiştir. Her şey mükemmelmiş gibi görünse de yolculuğun başlamasıyla birlikte olmadık aksaklıklar çıkar. Sonu gelmez tartışmalar, kayıplar, cinayetler, düellolar birbirini izlerken gruplaşmalar başlar, kimilerinin arasındaki eski defterler açılır. Yelkenlinin güvertesi, salonları, tüm ortak hayat alanları Marías'ın kaleminin ucunda birer küçük bir insanlık sahnesine, adeta birer cep tiyatrosuna dönüşür.

İRONİDEN KAHKAHAYA

Dünya edebiyatı denilen sonsuz gökdelenin duvarları, genç okurların düşlerini ateşleyen, edebi gelişimine katkı veren sayısız serüven romanın tuğlalarıyla da örülmüştür. Saymakla biter mi!.. Kaptan Ahab (Moby-Dick / Melville), Kaptan Nemo (Denizler Altında Yirmi Bin Fersah - EsrarlıAda / Jules Verne), Dick Sand - 15 Yaşında Bir Kaptan / Jules Verne), Kaptan Hook (Peter Pan / J.M. Barrie), Charles Marlow (Karanlığın Yüreği / Joseph Conrad, Lord Jim (Lord Jim / Joseph Conrad), Alexander Smollett, J. Flint (Define Adası / Robert Louis Stevenson) ve Francis Crozier, Sir John Franklin (Terör / Dan Simmons) aklıma ilk gelenler.

Hayal okyanuslarına yelken açıp da dümen suyu bu roman kaptanların gemilerine karışmamış okur olur mu?..

Javier Marías, ekzantrik romanı "Ufuk Yolculuğu"nda işte bunu yapıyor. Bir yandan kendini büyük bir yazar yapan kitapların yazarlarına saygı duruşunda bulunurken, -artık yitip gitmiş bir dünyanın yazarları ve kahramanları oldukları için belki de-

dudaklarımıza ince bir ironinin tebessümünü kondurmayı da eksik etmiyor.

Mesela Kaptan Kerrington'un, gemisinin nazenin yolcularından Amanda Cook'u bir halterci edasıyla kaldırıp denize atmakla tehdit ettiği sahneyi her hatırladığınızda o ince ironi, illa ki şenlikli bir kahkahaya dönüşecektir.

Ufuk Yolculuğu / Javier Marías / Yapı Kredi Yayınları

2. Clarice Internet Icin

Hayatı kırılganlığıyla kabul etmek

Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da doğan Clarice Lispector, yahudi aleyhtarı olayların tırmanması üzerine ailesiyle birlikte 1922'de Brezilya’ya kaçmak zorunda kaldı. Ülkenin en karakteristik şehirlerinden Recife’de büyüyen Lispector, evledikten sonra aslında ne Ukrayna'ya ya da Brezilya'ya değil doğrudan gezegenin kendisine ait olduğunu doğrularcasına hayatını farklı Avrupa ülkelerinde Amerika'da yaşayarak kanıtladı. Bu da onun dilini ve edebiyat anlayışını etkiledi.

Yazar bir aşk öyküsüne farklı bir duyarlıkla ele aldığı romanının başına tutturduğu notuyla bizi belki de bir ömür sürecek anlama uğraşına mahkum ederek bizi büyüsü altına alıyor:

"Bu kitap, vermekten korktuğumdan daha büyük bir özgürlük istedi. O benden çok daha üstün. Onu alçakgönüllükle yazmaya çalıştım. Kendimden daha güçlüyüm."

Sevcan Şahin'in çevirisinden okuyacağınız romanın konusuna gelince...

"Lóri, yaşamla arasına görünmez bir mesafe koymuş, derin bir iç sessizliğin eşiğinde yürüyen genç bir kadındır. Ulisses’le tanışınca, ilk kez hem kendine hem de başkasına yaklaşmanın inceliğini fark eder. İki ruh, birbirlerini tüketmeden sevmeyi, beklemenin öğretisini ve arzunun özgürleştirici gücünü keşfetmeye başlar. Lóri, kendi iç karanlığından geçerek dünyayla yeniden bağ kurmanın, yaşamı tüm kırılganlığıyla kabul etmenin yolunu arar."

İNSANLIK... EBEDİ ÖLÜM

Bir Claris Lispector metniyle karşılaşmak demek, ruhun en muğlak kıvrımlarında sonsuz gezilere çıkmak demektir... Birbirinden en uzak metaforların bir arada nasıl barış içinde yaşayabileceğini tecrübe etmek demektir. Ve belki de Lispector'un yazı dünyasına girmek, insanın farklı boyutlarıyla yüzleşmek demektedir.

Bu 'çok özel' romanın iki farklı bölümünden - ilki Lori, ikincisi Ulisses ili ilgili- alıntıladığım şu birkaç cümle, iddialarımı usulünce ifade etmektedir:

"Gözleri açık ve elmas gibi ışıl ışıldı. Çatılarda kuru serçeler. "Sizi seviyorum, insanlar" imkânsız bir cümleydi. İnsanlık ona, sonunda ölmenin huzurunu yaşayamadığı ebedî ölüm gibi geliyordu. Hiçbir şey, hiçbir şey ölmüyordu, o kavrulmuş öğleden sonrada hiçbir şey çürümüyordu..."

"... gece tam anlamıyla dolu, ben de tatlı badem kokusuyla damla damla akan bu yoğun geceyle doluyum. Dünya, badem kokusunun ağırlığından koyulaşmış gibi ve seni, karanlıkla parıltının iç içe geçtiği bir aşkla seviyorum Tanrım. Ve dünyanın çocukları, büyüyüp erkeklere ve kadınlara dönüşecekler ve gece onlar için de dolu ve yoğun olacak, bense o zaman ölü olacağım ama yine dolu. Seni seviyorum Tanrım, hem de Senden acıdan başka bir şey beklemeksizin. Acı bir gizemdir... Tanrım, dünya ölüm ve yakada solmuş karanfil kokusuyla sonlanan bir şölendir..."

Bir Öğrenme ya da Hazlar Kitabı / Clarice Lispector / Can Yayınları

3. Julesverne Internet Icin

Yepyeni bir Jules Verne romanı

Hafızam beni yanıltmıyorsa Jules Verne'in bu romanı ilk kez Türkçe baskısına kavuştu. Çok eski yıllarda, yani Ahmet İhsan Tokgöz döneminde basılmış mıdır, bilmiyorum. Ama ne gam!.. Bu yaşa gelmişim kapağında Jules Verne adını gördüğüm her kitabı alırım. Bu, biz eski kuşaklara ait romantik bir tutkunluk olabilir. Bugünün genç okurları, şu ıcığı cıcığı çıkarılmış dünyada Jules Verne'in yarattığı ama hiçbir sürprizi kalmamış fütüristik dünyayı ilkel, hazince komik ve çocuksu bulabilir. Yapay zekanın neredeyse filozofluğunu ilan edeceği günlerde böyle bir istihzayı kaldırabilirim. Ama sıkı okurlar kendilerini o geçip gitmiş nostaljik yıllara hayal güçleriyle yaklaşabilirlerse oralarda hâlâ bitimsiz okuma keyifleri bulacaklarından eminim..

Usta çevirmen İsmail Yerguz, romanın konusu ise şöyle...

Genç Jean de Kermer kendine ölümüne bağlı muhafızı Çavuş Martial ile birlikte Venezuela’ya kayıp babasını aramaya gelmiştir. Jean de Kermer ile Çavuş, Orinoko civarında nehrin kaynağını tespit etmek isteyen bir grup bilim insanıyla karşılaşır. İki farklı grup nehir boyunca birlikte seyahat etmeye karar verirler. Nehrin iki yakasında el değmemiş doğada ve coğrafi koşullarla büyük sıkıntılar yaşarken, vahşi hayvanlar ve yerlilerle de mücadele etmek zorunda kalırlar.

Muhteşem Orinoko / Jules Verne / Alfa Yayınları

4. Annquin Internet Icin

Keşfedilmemiş Ülke'den

özgün ve aykırı metinler

Jennifer Hodgson'ın derlediği "Keşfedilmemiş Ülke, yenilikçi ve deneysel tarzıyla bilinen İngiliz yazar Ann Quin’in kısa öykü, anı, deneme ve çeşitli deneysel metinlerini bir araya getiriyor. Selvi Danacı'nın çevirisiyle okuyacağımız metinlerden bazıları edebiyat dergilerinde yer almış, bazıları ise daha önce hiç yayımlanmamış bu metinler Quin’in yazın hayatı boyunca sergilediği yenilikçiliğini tüm yönleriyle ortaya koyuyor. Uzun yıllar akıl sağlığı ile ilgili sorunlar yaşayan ve otuz yedi yaşında intihar ederen yazar, ardında "Berg", "Üç", "Pasajlar" ve "Triptikler" adlı dört roman bırakmıştı.

yalnızlığını, açmazlarını,varoluşun ağırlığı karşısındaki şaşkınlığını ifade ettiği şu cümlesi nasıl bir yazarla karşı karşıya olduğunuzu anlamanıza yardımcı olacaktır:

Ama rüzgâr beni bir kez daha bahçeden çekip alıyor ve varlığımdan sadece kedilerin rahatsız olduğu sessiz arka sokaklara bırakıyor, belki de adımlarım başka birinin rüyalarında yankılanıyordur.”

Keşfedilmemiş Ülke / Ann Quin / Everest Yayınları

5. Buyukanne Internet Icin

Ah şu yakın atalarımız

Aynı zamanda bir Fransız edebiyatı uzmanı olan psikanalist Patrick Avrane, kısa ama etkileyici çalışmasında klinik deneyimlerinden hareketle, Victor Hugo’dan Albert Camus’ye, Alexandre Dumas’dan Marcel Proust’a, hatta ünlü Downton Abbey dizisine varıncaya dek, psikanalistler tarafından sıklıkla ihmal edilen bir “atalar” portresi çiziyor.

Konuya ilişkin bizden bir uzmanın, Talat Parman'ın söyledikleri de bu sorunun önemine dikkat çekiyor:

İnsanı ilgilendiren hemen her konuda hayli meraklı olan psikanalistlerin büyükanne-babalık konusuna hak ettiği değeri vermemiş olmaları hayli ilginçtir... Ama öte yandan kitabın bu konuda bir eksikliği gidermiş olmasının aynı zamanda varolan boşluğun farkına varılmasına da yol açtığını unutmamak gerekir...”

Büyükanne-Babalar - Bir Aile Sorunu / Patrick Avrane / Yapı Kredi Yayınları