Her ne kadar hinterlandımı İzmir ve Ege ile sınırlı tutmaya özen göstersem de zaman zaman teknik olarak bakış açımı genişletmekte bir sakınca görmediğimi bilirsiniz.

Bu hafta da biraz Şampiyonlar Ligi’ne göz atmak istedim.

Uzun yıllar sonra ülkemizin iki takımla temsil edildiği ancak böyle giderse temsil edilememe tehlikesini yaşadığımız Şampiyonlar Ligi’ne.

Öncelikle 36 takımın alt alta dizildiği bu yeni formatın bana çok da çekici gelmediği konusunda fikrimi belirteyim.

İkincisi ise dün ve bugün sahaya çıkan Fenerbahçe ile Galatasaray’ın henüz üçüncü maçlarını oynamadan bu yazıyı kaleme aldığımın altını çizeyim.

Biliyorsunuz Şampiyonlar Ligi’nde uzun yıllardır Galatasaray oynuyordu.

Bu sezon 3 eleme turunu geçip Fenerbahçe de ‘Rüyalar Tiyatrosu’nda mücadele etme hakkı kazandı.

Yalnız gelin görün ki, ülke olarak seviyemiz Devler Ligi mi, işte bu tartışılır.

Benim fikrimi merak ediyorsanız, maalesef kulüplerimiz Şampiyonlar Ligi düzeyinde değil.

Seviye konusunda Milli Takımımızın bu yıl oynadığı Uluslar A Ligi’ndeki bütün karşılaşmaları kaybederek B Ligi kapısına gelmesi de bir fikir veriyordur sanıyorum.

Tekrar Şampiyonlar Ligi’ne dönecek olursak, ilk iki maçlar sonunda son sıradaki Slovakya temsilcisi Slovan Bratislava’nın ardından en kötü averaja sahip iki takım hangileri sizce?

36 takım arasında 35. kim biliyorsunuz değil mi?

Yahut, henüz puanla tanışmayan takımlardan bile çok gol yiyen takım hangi ülkeden acaba?

Aslına bakarsanız, Şampiyonlar Ligi’nde oynamak, bana göre bu ligin takımı olmak anlamına gelmiyor.

Bence bir takımın Şampiyonlar Ligi hüviyetini elde edebilmesi için istisnalar dışında sürekli son 16 yıl turuna adını yazdırması gerekiyor.

Hatta bunu sadece bir kulüple de sınırlamayalım, ülke olarak görmek daha gerçekçi olacaktır sanırım.

Şimdi isim verip ne tepki görmek ne de taraftarları üzmek istemem ancak şu bir gerçek ki, bizim takımlarımızın Şampiyonlar Ligi’ndeki durumu, Süper Lig’de oynayan ancak bir sezon sonra kaçıncı oldukları bile hatırlanmayan, hatta bazıları düşüp çıkmaktan ‘asansör takım’ olarak anılan kulüplerin durumundan farklı değil.

Kanımca bizim ülke futbolu olarak seviyemiz, UEFA Avrupa Ligi hatta Konferans Ligi düzeyinde.

Şöyle söyleyeyim; Geçen hafta Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray ve Fenerbahçe’den hayalperestler dışında galibiyet bekleyen var mıydı?

Oysa, Avrupa Ligi’nde Beşiktaş, Konferans Ligi’nde ise Trabzonspor’a herkesin güveni tamdı ve ikisi de rahat kazandı.

Şampiyonlar Ligi ise bambaşka bir seviye.

Bir kere Şampiyonlar Ligi’ndeki iki takımımızda da, toplasan iki elin parmakları kadar bu kalitede futbolcu yok.

Teknik adamlar desen o bambaşka hikaye.

Biri 4 yıldır şampiyon oluyor ama kendisini transfer etmek isteyen başka bir takım çıkmıyor.

Diğeri yıldız oyuncuları hazmetmekte zorlanırken, konuştuğu sırada komik kelimeler kullanıyor.

İki takım da hunharca para harcayıp bir arpa boyu yol alamazken, resmi olmayan rakamlara göre dünyada borcu en yüksek ilk 6 kulüp arasına adlarını yazdırmış durumdalar.

Küçük bir not daha ekleyip bağlayalım; kulüplerimiz gibi hakemlerimizin de Şampiyonlar Ligi’nden çok aşağıda olduğunu da unutmayalım.

‘Bu böyle gider mi’ diye sorarsanız, bu kafayla gitmesi mümkün değil, ama yine söylüyorum gelecekte Şampiyonlar Ligi’nde hiçbir takımımızın olmama ihtimali bence yüksek.