En baştan şunu yazmak istiyorum; bana göre her ne kadar sırtlarında ay-yıldızlı forma olsa da bizim A Milli Takım oyuncuları sanki Süper Lig karşılaşması oynayacakmış gibi bir ruh haliyle çıkıyorlar maçlara.
‘Bunu da nereden çıkardın?’ diye sorabilirsiniz.
Gözünüzün önüne getirin bakalım, futbolcular seremonide İstiklal Marşımızı nasıl bir duyguyla söylüyor, voleybolcular, boksörler, güreşçiler ya da diğer branşlardaki sporcular nasıl okuyor?
Bu konuyu daha fazla uzatmadan, geride bıraktığımız UEFA Uluslar A Ligi'nin ilk iki randevusunda hepimizi hayal kırıklığını uğratan A Milli Takım’la devam edelim.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Fransa maçından sonra, 0-1’e rağmen ortaya konan övgülere çok şaşırmıştım.
Bizimle aynı gün evinde Belçika’ya kaybeden İtalya maçının çok zor geçeceğini düşünüyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.
Yıllardır bu işin içindeyim, her zaman futbolun kendi doğasında farklı bir adaleti olduğuna inanmışımdır.
***
Fransa maçında Uğurcan’ın gördüğü kırmızı kartın, peşi sıra İtalya maçında Altay Bayındır’ın yediği gollerin, bu adaletin tecellisi olduğu kanısındayım.
Milli Takım’ın bu karabasanı yaşamasının yegane sorumlusu da tartışmasız Teknik Direktör Vincenzo Montella.
İtalyan teknik adamın bu duruma düşmesinde, yaptığı bir tek hata nedeniyle yüzüne milli takımın kapılarını kapattığı Ligue 1’in şu anda en iyi kalecisi Berke Özer’in ‘Ahı’nın olduğunu düşünüyorum.
O olaydan sonra çıkılan 8 resmi maçta alınan 4 mağlubiyet de bunu işaret etmiyor mu?
Üstelik pazar akşamı basın toplantısında bu konuda kendisine yöneltilen soruya, “Fransa’dan beni arayan olmadı” gibi saçma sapan ve skandal bir cevap vermesi de cabası.
İtalyan teknik adam ilk göreve geldiğinde, kendisine hepimiz destek vermiştik.
Çünkü gerek futbolculuk kariyeri, gerekse ligimizde oynattığı pozitif oyun, seçiminde rol oynamıştı hiç kuşku yok.
***
Şahsen başarıya aç, potansiyelli teknik adamların bu tip görevlere seçilmesi kadar mantıklı bir düşünce olamaz elbette.
Peki başarının kriteri ne?
Elbette ki, kupa ya da madalya.
21 Eylül 2023’te A Milli Takım’ın başına getirilen Montella, gidebileceği en son noktanın Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası’na katılım olduğunu göstermiştir bana göre.
Zaten İtalyan’ın kariyerine baktığımız da aynı verilerle dolu olduğunu görürüz.
Berke Özer vukuatı bir yana, forvette Barış Alper Yılmaz, Kerem Aktürkoğlu sevdası, defansta Abdülkerim Bardakçı ve Merih Demiral’a alternatif üretememesi, santrfor sorununu 3 yıl boyunca çözememesi ve kendi takımlarında bile oynamayan oyunculardaki ısrarı ile Montella artık yolun sonuna gelmiştir.
Yalnız şu da var; İtalyan hoca ile ilgili karar alacak insanları düşününce, pek de umutlu olduğumu söyleyemem.
Artık yapılacak tek şey kaldı, yeniden yapılanmaya gitmek ve suni başarılarla mutlu olmayı sürdürmek.
Bizim de kaderimiz bu, ne yapalım!