Beyşehir’in Çetmi (Akçabelen) köyünün kara yağız delikanlısı Ali, 1912 yılında Balkan Harbi başlayınca askere çağrıldı. Ali cepheye giderken, oğlu Mehmet henüz 8 yaşındaydı.
Balkan Harbi’nin ardından Galiçya, Hicaz, Yemen, Kafkasya’da cepheden cepheye savaşan Kara Ali Çavuş, 11 yıl boyunca evini ve oğlunu görmeden bu defa Milli Mücadele'ye katılmak üzere Batı Cephesi'ne koştu.
O cephede kanını, terini akıtırken oğlu Mehmet büyüdü.
Kurtuluş Savaşı’nda gönüllü olarak askere yazılan delikanlı, 19 yaşında ‘Alay Sancaktarlığı’na getirildi.
Kaderin cilvesine bakın ki, ‘Büyük Taarruz’da Kara Ali Çavuş ile 11 yıl önce köyde bıraktığı oğlu Mehmet cephede karşılaştı.
Karşısındaki aslan gibi Alay Sancaktarı Onbaşı Mehmet’in kendi oğlu olduğunu öğrenen Çetmili Kara Ali Çavuş ile canparesi, sıkı sıkı birbirlerine sarılıp gözyaşı döktüler.
Baba - oğul 30 Ağustos’ta kavuştu kavuşmasına ama Çetmili Kara Ali Çavuş sadece 1 gün sonra, 31 Ağustos 1922'de Mehmet'in kollarında şehit düştü.
Ancak bu defa hasret uzun sürmedi. Alay Sancaktarı Kahraman Mehmet Onbaşı da İzmir’e giren Türk Süvari Birliğinin başında, 9 Eylül 1922 günü şehitlik mertebesine ulaştı.
Bir çoğunuzun bu hikâyeyi ilk kez duyduğunu inanıyorum. Oysa buna benzer yaşanmışlıklarla dolu kadim Anadolu yurdu.
Bunların yanına yaklaşamayacak hikâyelerden Hollywood’da sayısız filmler yapılırken, biz kendi kahramanlarımızı tanımıyoruz bile.
Tıpkı futbolda olduğu gibi.
***
Dünyanın dört bir yanından yıldızları izliyoruz büyük liglerde.
Kimi 3-5 milyon nüfuslu, kimi Konya kadar toprağı olan, kiminin haritada yerini bile bulmakta zorlandığımız, kimi de para verseler gitmeyeceğimiz ülkelerde doğmuş dünya yıldızlarını ağzımızın suları akarak seyrediyoruz ekranlarda.
Hatta cebimizde paramız varsa, onları canlı görmek için Barcelona’da Nou Camp Stadı’na, Liverpool’da Anfleld’e, Milano’da San Siro’ya, Münih’te Alliance Arena’ya ya da Paris’te Parc des Princes’e koşuyoruz.
Peki bizim statlara gelen var mı oralardan; yok…
Çünkü bizim sporda, daha çok da futbolda bakış açımız çağın çok gerisinde.
Çünkü biz elimizdeki ham elmasları bırakın işlemeyi parlatmaktan bile aciziz.
Ama onlar öyle mi?
Caixa Futebol Campus, De Toekomst, Academia Sporting, La Masia, La Fábrica, Vélez Sarsfield, INF Clairefontaine gibi isimler muhtemelen birçok futbolsever için bir şey ifade etmiyor.
Bunlar aslında hepimizin çok iyi bildiği dünyaca ünlü kulüplerin altyapı organizasyonlarının ismi, daha doğru tabirle futbol akademilerinin.
O hayranlıkla seyrettiğimiz dünya yıldızları hep bu akademilerden çıktı.
Oysa, bizde futbol akademisi deyince işin içinde olanlar beni daha iyi anlayacaktır, futboldan çok torpil, para ve liyakatsizlik gibi tanımlarla karşılaşıyoruz.
Halbuki, çocuklarımızın nerelere gelebileceğinin en güzel örneğini, geçtiğimiz pazar günü El Clasico’da Real Madrid formasıyla ayakta alkışlanan Arda Güler’i koltuklarımız kabararak izlerken görmedik mi?
Dün 29 Ekim'di, varoluş sebebimiz cumhuriyetin kuruluşunun 103’üncü yıl dönümü…
Kurtuluş Savaşı’nda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kumandasında Çetmili Kara Ali Çavuş gibi sayısız kahraman çıkaran bu topraklar, bugün de çağın gereklilikleri yerine getirilirse, kendi futbol kahramanlarını mutlaka çıkaracaktır.
Yeter ki, doğru işler yapalım.
Hepimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu olsun.