"Anadolu halkı, yıllar süren savaşların ardından top yekün bir sefalet ve yoklukla karşı karşıyaydı."
"Kimi evlerde ne tuz, ne gaz, ne de bir lokma un kalmıştı."
"Yırtık pırtık giysilerle, çarık dahi bulamadığı için çıplak ayakla çetin kış şartlarına göğüs geren insanlar, çocuklarının rızkından keserek bağımsızlık mücadelesini besliyordu."
"Sofralardaki kıtlık had safhadaydı ancak hürriyete olan inanç ve fedakarlık ruhu, her türlü maddi imkansızlığın üzerindeydi."
"Bu dönemde Anadolu, kelimenin tam anlamıyla yokluktan bir varoluş destanı yazıyordu."
Kitaplarda, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’daki yokluk ve fakirlik işte böyle anlatılır.
Bu kitaplar içinde Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler" belgesel-romanını ayrı bir severim.
Bugün, Kurtuluş Savaşı'nda ilk kurşunun atıldığı İzmir'de benzer bir varoluş mücadelesine tanıklık ediyoruz.
Son birkaç yıldır İzmir'in tarihi kulübü Altay'ın durumu da o dönemin Anadolu’sunu andırıyor sanki.
Dağlar gibi borçlar.
Aylardır maaş alamayan personel.
İleri gelenlerinin, isimlerinin "Altay"la aynı cümlede geçmesinden bile çekinen bir camia.
İkide bir kayyumun kapısından dönen yönetim.
Ve daha 3 ay önce lige katılıp katılamayacağı bile belli olmayan bir takım.
Kısacası gelecek için ümit beslenebilecek hiçbir şey yoktu ortada.
Ama herkesin unuttuğu bir nokta var; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 14 Ekim 1925'teki ziyareti sırasında “Altay Spor Kulübü’nde tanıdığım gençlik iftihara şayandır. Bu gençlik müvacehesinde istikbalin kuvveti ve saadeti en bariz görülmektedir” dediği bir kulüpten söz ediyoruz.
Burası Cumhuriyeti kuranların, Kuva-yi Milliye'nin kulübüdür.
Sezon başında lige bile başlayamayacağı söylenen bir takım, kendi bağrından çıkardığı gençler ve birkaç idealist insanla inanılmaz bir çaba sergiliyor bugün.
Elbette her maç takımının yanında duran taraftarı da unutmadım.
Henüz 19-20 yaşlarında olmalarına rağmen, yüreği Altay sevgisiyle çarpan bu gençlerin 'Dillere Destan" mücadelesi inanın hiçbir zaman unutulmayacak.
Şimdi 'falanca maç, bu galibiyet, şu beraberlik' diyerek, sergilenen çabayı sulandırmaya hiç gerek yok.
Eğer günün birinde siyah-beyazlı kulüp maddi ve manevi olarak içine düştüğü Gayya Kuyusu'ndan çıkarsa, yokluklar içinde kurtuluş ateşini yakan bu genç 'Çılgın Altaylılar'ın hikayesi de dilden dile anlatılacak.