İçte ve özellikle dışta gelişen olaylar karşısında iktidar partileri
sözcüleri konuşmalarında sıkça “Birlik, beraberlik” olayının önemini vurguluyorlar. Yeni bir dünyanın kurulma aşamasında, etkin olabilmek, üretilen politikaların kabul görmesi, bölüşme masasında yer bulunması için birlik-beraberlik olgusu her kesim tarafından
ön koşul olarak görülüyor.
Ancak bunun oluşması için toplum kesimlerini temsil eden kuruluşların özellikle siyasi partilerin atması gereken adımlar vardır. Öncelikle kullandıkları “DİL” bunu sağlayacak en önemli faktördür.
****
Partiler varlıklarını sürdürebilmek, iktidar olabilmek için çeşitli yol ve aparatları kullanarak vaatlerde bulunur, toplumu oluşturan çeşitli katmanlardan oluşan toplum kesimlerinin yaşam düzeylerini, gelirlerini nasıl artıracaklarını belirten politikalarını açıklarlar. Bunların çoğu ütopik pek azı gerçekçidir. Buna paralel olarak demokrasi
ile yönetilen ülkelerde partilerin bir de oy kaygıları vardır. Oylarını artırmak, konsolide edebilmek için de çeşitli yöntemlere başvururlar.
****
Bunların başında da “düşman” yaratmak öncelikli bir politikadır. Bu tutum dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde geçerlidir. Ancak bu politikayı uygulamaya koyanlar “Dilin kemiğinin olmadığını” unutmamaları gerekir. Söz ve uygulamaların farklı olması birlik- beraberlik olgu ve anlayışını ortadan kaldıran en önemli etkendir.
Siyasi etik açısından kabul edilmez bir “ötekileştirme”, “düşman yaratma” anlayışı ile halkı bütünleştirmek zordur. Özellikle iktidar partileri sözcülerinin bu savlarının oluşması için sözleri ve uygulamalarına dikkat etmeleri gerekir. Gerisi “Laf-ı Güzaf”tır.