Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel lokomotifi konumundaki İstanbul, genç nüfusu için artık fırsatlar kapısı olmaktan uzaklaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İSPER, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) ve Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) ortak bir çalışmayla kaleme aldığı “İstanbul Genç İşgücü Piyasası” raporu, kentteki gençlerin eğitim seviyesi yükselirken, işgücü piyasasının bu yapısal dönüşüme ayak uyduramadığını gözler önüne serdi. Metropolde yaşayan gençler Türkiye ortalamasına kıyasla sıraları daha uzun süre dolduruyor, ancak iş dünyasına adım attıklarında bekledikleri karşılığı bulamıyor. Sektörel daralmalar, yüksek yaşam maliyetleri ve toplumsal cinsiyet rolleri, gençlerin geleceğe dair kaygılarını her geçen gün daha da büyütiyor.
Genç kadınlar işgücü piyasasında barajlara takılıyor
Raporda paylaşılan güncel verilere bakıldığında, İstanbul’da 18-29 yaş grubundaki gençlerin genel olarak işgücüne katılım oranı yüzde 69,1 gibi yüksek bir seviyeye ulaşmış durumda. Bu hareketlilikte en dikkat çeken unsur, iş aramaya ve üretmeye hevesli genç kadınların dinamizmi oldu. Kentteki genç kadınların işgücüne katılımı, Türkiye genel ortalamasının tam 10,4 puan üzerine çıkarak rekor kırdı. Ne var ki bu yüksek motivasyon, istihdam kapılarının ardına kadar açılmasına yetmiyor. İstanbul genelinde 15-24 yaş grubunu kapsayan genç işsizlik oranı yüzde 16,3 gibi yüksek bir kronik seviyede seyrederken, bu veri genç kadınlar özelinde incelendiğinde tablo çok daha vahim bir hal alarak yüzde 20,7’ye fırlıyor. Yükseköğrenim görmüş olmak, kadınların iş bulma sürecini kolaylaştırmadığı gibi, piyasadaki cinsiyet temelli işe alım bariyerlerini de yıkmaya yetmiyor.
Her beş gençten biri mezun olduğu alana yabancı kalıyor
Eğitim sistemi ile piyasa talepleri arasındaki uçurumu gösteren en net gösterge, raporda geniş yer bulan beceri uyumsuzluğu verileri oldu. İstanbul’daki genç çalışan nüfusun yalnızca yüzde 59,5’i üniversitede ya da meslek liselerinde eğitimini aldığı alanla doğrudan uyumlu işlerde istihdam edilebiliyor. Geriye kalan kitle ise hayatta kalabilmek adına çok farklı sektörlere savruluyor; nitekim yaklaşık her 5 gençten biri tamamen alan dışı işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Özellikle sosyal bilimler, işletme, sanat ve tasarım gibi branşlardan mezun olan gençlerin işgücü piyasasında çok daha büyük bir duvara çarptığı görülüyor. İşverenlerin ısrarla sürdürdüğü "deneyim" beklentisi, yeni mezunların kendilerini kanıtlayabilecekleri başlangıç pozisyonlarının son derece sınırlı olmasıyla birleşince, diplomalar duvardaki birer süsten ileriye gidemiyor. Bu durum üniversite mezunu kadınlarda daha da derinleşiyor; zira üniversite mezunu erkeklerin yüzde 85,7'si bir şekilde istihdamda yer bulabilirken, kadın mezunlarda bu oran yüzde 65,9 sınırında kalıyor.
Ağır sanayi ve inşaat sektörleri genç erkekleri kaybediyor
Ekonomik dönüşüm ve gençlerin çalışma kültüründeki değişim, İstanbul’un geleneksel üretim kollarındaki istihdam haritasını da kökten değiştirdi. Rapor, son 10 yıllık periyotta gençlerin sektör tercihlerinin radikal biçimde farklılaştığını kanıtlıyor. Ağır çalışma koşulları ve güvencesizlikle anılan inşaat sektöründe çalışan genç erkeklerin, toplam erkek işgücü içindeki payı yüzde 25,3’ten yüzde 15,9’a kadar geriledi. Benzer bir daralma ve yapısal dönüşüm kadın istihdamının kalesi sayılan alanlarda da yaşanıyor. Geçmişte genç kadınların yoğun olarak kümelendiği hazır giyim ve tekstil gibi imalat sanayii kollarındaki küçülme, doğrudan kadın emeğini vurdu. İstanbul sanayisinde ter döken genç kadınların oranı son 10 yılda yüzde 36,3’ten yüzde 23,2’ye çakıldı. Bu keskin düşüşte hazır giyim sektöründeki küresel ve yerel pazar daralmalarının yanı sıra, genç kadınların daha yüksek oranda yükseköğrenime yönelerek fabrika bantlarından uzaklaşması başrolü oynuyor.
Yüksek yaşam maliyetleri gençleri aile evine hapsediyor
Ekonomik krizle birlikte tırmanışa geçen fahiş kira fiyatları ve genel hayat pahalılığı, İstanbul’da tek başına ayakta kalmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Rapora göre, 18-29 yaş grubundaki her 10 gençten yaklaşık 6’sı (yüzde 58,2) ekonomik yetersizlikler nedeniyle halen ailesiyle birlikte yaşamaya devam ediyor. Kendi düzenini kuramayan gençler, iş tercihlerini yaparken de özgür hareket edemiyor. Kent içi ulaşım altyapısının getirdiği yük de cabası; her altı genç çalışandan biri her gün iki saatten fazla zamanını sadece işe gidip gelirken yollarda harcıyor. Öte yandan, genç kadınların işgücü piyasasının tamamen dışına itilmesinde bakım yükü en büyük görünmez engel olarak kalmaya devam ediyor. Çalışma hayatının dışında kalan genç kadınların yüzde 64’ünün evli olduğu, istihdama katılamama gerekçesi olarak doğrudan "çocuk bakımını" gösteren kadınların ise yüzde 96'sının evli olduğu anlaşıldı. Kreş hizmetlerinin yetersizliği ve esnek çalışma modellerinin eksikliği, nitelikli kadın gücünün evlere hapsolmasına yol açıyor.




