Barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini vurgulayan EGEÇEP, “Savaşsız bir dünya, yaşanabilir bir dünya için: Doğayla barış!” çağrısı yaptı.
EGEÇEP, savaşların yalnızca insan yaşamını değil, doğal alanları ve ekosistemleri de tahrip ettiğini belirterek ekonomik sistemin doğa üzerindeki baskısına dikkat çekti. Platform, iklim krizinin de savaşlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Yapılan açıklamada ifadeler kullanıldı:

“1 Eylül, savaşların insanlık ve yaşam üzerindeki yıkımını hatırladığımız bir gün. Ancak bugün barışı yalnızca silahların susması, bombaların durması ve orduların geri çekilmesi olarak tanımlamak artık yeterli değildir.
Çünkü savaş ile ekolojik yıkım, yoksulluk, sömürü ve adaletsizlik birbirinden bağımsız değildir.

İçinde yaşadığımız ekonomik düzen; daha fazla üretimi, daha fazla tüketimi ve daha fazla kârı sürekli bir zorunluluk haline getirirken, toprağı, suyu, ormanları, denizleri ve diğer canlıları sınırsız kaynaklar olarak görmektedir. Doğa, kendini yenileyen canlı bir bütün olmaktan çıkarılarak alınıp satılabilen bir metaya dönüştürülmektedir.
Bunun sonuçlarını bugün hep birlikte yaşıyoruz.

İklim değişiyor, sıcaklıklar yükseliyor, ormanlar yanıyor, kuraklık ve seller şiddetleniyor, denizler ısınıyor, biyolojik çeşitlilik hızla azalıyor. Fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, yoğun sanayileşme ve diğer insan faaliyetleri sonucunda atmosfere büyük miktarda sera gazı salınması, insan eliyle gerçekleşen küresel ısıtmayı hızlandırmakta ve derinleşen iklim krizinin temel nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla sorun yalnızca 'küresel ısınma' değildir. Asıl sorun; bu ısınmayı hızlandıran, doğanın dengesini bozan, yaşam alanlarını yok eden ve doğal varlıkları kâr uğruna tüketen üretim ve tüketim biçimleridir.”

SAVAŞIN DA DOĞANIN DA YIKIMI AYNI DÜZENİN İÇİNDEDİR

Bugün savaş ile ekolojik yıkımı birbirinden ayrı düşünemeyiz. Savaşlar yalnızca insanları öldürmez; toprağı, suyu, ormanları ve yaşam alanlarını da yok eder. Milyarlarca liralık kaynak hastanelere, okullara, temiz suya, barınmaya ve doğanın korunmasına değil; silahlara, ordulara ve askeri teknolojilere aktarılır. Savaş sona erse bile geride mayınlar, zehirli atıklar, yıkılmış kentler, kirlenmiş topraklar ve yok edilmiş ekosistemler kalır. Üstelik savaş ekonomisi ile fosil yakıt ekonomisi çoğu zaman birbirini besler. Petrol, doğalgaz, madenler, enerji kaynakları ve stratejik ulaşım yolları üzerindeki çıkar mücadeleleri, dünyanın farklı bölgelerindeki çatışmaların ekonomik arka planlarından birini oluşturur.
Savaşların ve ekolojik yıkımın bedelini ise çoğunlukla bunlardan en fazla yarar sağlayanlar ödemez. Bedeli; evini kaybedenler, göç etmek zorunda kalanlar, kuraklıkla mücadele eden çiftçiler, temiz suya ulaşamayanlar, yoksullar ve geleceği belirsizleşen çocuklar öder. Bu nedenle gerçek barış, yalnızca savaşın olmadığı bir dünya değildir. Gerçek barış; insanın insanı, insanın doğayı ve insanın diğer canlıları sömürmediği bir yaşam düzenidir.”

“Sınırlı bir dünyada sınırsız büyüme mümkün değildir”

Platform açıklamasının ikinci bölümünde ekonomik büyüme anlayışını ve bunun doğa üzerindeki etkilerini ele aldı. İklim krizinin aynı zamanda bir adalet sorunu olduğunu belirten EGEÇEP, hayvanların yaşam hakkına da vurgu yaptı.
“Dünyamızın doğal varlıkları sınırsız değildir. Buna rağmen bugün hâkim olan ekonomik sistem, sınırsız büyümeyi ve sınırsız tüketimi mümkün ve gerekliymiş gibi sunmaktadır. Oysa sınırlı bir dünyada sınırsız büyüme düşüncesi, sonunda yalnızca doğayı değil, insanlığın geleceğini de tüketmektedir. Dünyanın bir bölümünde aşırı tüketim sürerken başka bir bölümünde insanlar temiz suya, gıdaya ve güvenli bir yaşama ulaşmaya çalışıyor. İklim krizine en az katkıda bulunan toplumların, çoğu zaman krizin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalması tesadüf değildir. Bu nedenle iklim krizi aynı zamanda bir adalet meselesidir. Barış ile adalet birbirinden ayrılamaz. Adalet ile ekoloji de birbirinden ayrılamaz.
Hayvanların yaşam hakkını da bu bütünün dışında düşünemeyiz. Hayvanlar yalnızca insanların ihtiyaçları için var olan, üretim araçlarına veya tüketim nesnelerine dönüştürülebilecek varlıklar değildir. Endüstriyel hayvancılık, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi, ormansızlaşma ve su varlıklarının tüketilmesi yalnızca hayvanların yaşamını değil, bütün ekolojik dengeyi tehdit etmektedir. Milyarlarca hayvanın dar alanlarda, doğal davranışlarından koparılarak yalnızca daha fazla üretim ve daha fazla kâr amacıyla yetiştirilmesi, insanın doğayla ve diğer canlılarla kurduğu tahakküm ilişkisinin açık bir göstergesidir. Gerçek bir barış anlayışı, yalnızca insanlar arasındaki şiddetin sona ermesini değil, insanın diğer canlılarla kurduğu tahakküm ilişkisinin de sorgulanmasını gerektirir. Çünkü yaşam hakkı yalnızca insanlara ait bir ayrıcalık değildir.”

“Barışı ve doğayı birlikte savunacağız”

EGEÇEP, açıklamasının son bölümünde doğanın korunmasının yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığını, ekonomik ve toplumsal düzenin de sorgulanması gerektiğini belirtti. Platform, Antalya’da yapılacak etkinliğe katılacağını duyurarak savaşsız ve sömürüsüz bir dünya çağrısını yineledi.
“Doğayı korumak yalnızca ağaç dikmek değildir. Asıl mesele; ormanı yok etmeyi kârlı, korumayı ise maliyetli hale getiren anlayışı sorgulamaktır. Asıl mesele; suyun, toprağın ve havanın yalnızca ekonomik değer üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkmaktır. Asıl mesele; yaşamın bütün unsurlarını kârın ve sermaye birikiminin önüne koymaktır. İnsanlığın ihtiyacı: Daha fazla tüketmek değil, daha adil paylaşmaktır. Daha fazla silah değil, daha fazla yaşam alanıdır. Daha fazla beton değil, daha fazla ormandır. Daha fazla fosil yakıt değil, temiz ve güvenli enerjidir. Daha fazla kâr değil, daha fazla toplumsal refahtır. Daha fazla rekabet değil, daha fazla dayanışmadır.

Kaynarpınar’da direniş 6'ıncı gününde sonuç verdi: İş makineları geri çekiliyor!
Kaynarpınar’da direniş 6'ıncı gününde sonuç verdi: İş makineları geri çekiliyor!
İçeriği Görüntüle

Bugün barışı savunmak yalnızca savaş karşıtı olmak anlamına gelmemelidir. Barışı savunmak; doğanın yağmalanmasına, iklim krizinin derinleşmesine, yoksulluğun büyümesine, hayvanların sömürülmesine ve insan hayatının ekonomik çıkarların gerisine itilmesine karşı çıkmayı da gerektirir. Çünkü yanan bir ormanda, kuruyan bir nehirde, zehirlenen bir denizde ve yaşanamaz hale gelen bir kentte gerçek barıştan söz edemeyiz.”

EGEÇEP olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde çağrımız açıktır:
Savaşsız bir dünya istiyoruz. Sömürüsüz bir yaşam istiyoruz. Yağmalanmayan bir doğa istiyoruz. İklim adaleti istiyoruz. İnsanların ve bütün canlıların yaşam hakkına saygı gösterildiği bir dünya istiyoruz. Ve bu çağrımızı yalnızca sözle değil, yaşam alanlarımızı savunarak büyütmeye devam edeceğiz.
Bu nedenle 14–18 Kasım'da Antalya'ya HİZ ile birlikte; doğayı da barışı da istediğimizi söylemek, yaşamdan yana olduğumuzu haykırmak için gideceğiz. Çünkü dünyanın barışa ihtiyacı kadar, barışın da yaşanabilir bir dünyaya ihtiyacı vardır.

Kaynak: BÜLTEN