Süper Lig’de filmin sonuna geldik ve bir sezon daha tamamlandı.

Benim ‘film’ dediğime bakmayın, ülkede çok geniş bir kitle ligimizin aslında ‘tiyatro’ olduğunu her fırsatta dile getiriyor.

Aslına bakarsanız sportif bir faaliyet olmasına rağmen son derece farklı dengelerin inip kalktığı futbolumuzda herkes iddialarında ne kadar ‘haklı’ ise de bir o kadar da ‘haksız’.

Nedenini hemen açıklayayım isterseniz.

Çünkü futbolumuzda ‘adalet’ çığlıkları atanların hemen hemen tamamı aslında adalet falan istemiyor.

Sadece Süper Lig’de değil, futbolun katmalarının tamamında ‘adalet’ olarak dile getirilen kavram aslında ‘kayırılmak’tan başka bir şey değil.

Kimse hatayı ‘hata’ olarak görmüyor, herkes art niyet düşüncesinde.

Süper Lig’den küçük bir örnek verecek olursak, ligin şampiyonu ile ikincisine bir bakalım.

İkisi de hakem hatalarından tonla puan almışlar ama bakarsanız yine en mağdur takımlar yine onlar.

Aslında Türkiye’de şampiyonluğun hem kendi bünyesinde, hem sahada, hem de masada güçlü olmaktan geçtiğini bilmeyen var mı?

Maalesef ülkede insanlara rol model olması gereken ‘kerli ferli’ siyasetçi, sanatçı, bürokrat, iş insanı ve gazetecilerin konu futbol olunca, tuttukları takım lehine adeta birer trole dönüşmesini ibret ve hayretle izledik, izlemeye de devam edeceğiz.

Uzun yıllar önce seyrettiğim bir müzikli tiyatro oyununun şarkısından pasaj hatırlıyorum; “Adalet mülkün temelidir, mülkü olana” diye.

Baktığında sanki bu söz bizim futbolumuz için söylenmiş gibi durmuyor mu?

Elbette futbolumuzun sözde lokomotif kulüpleri ligimizi ‘düşman federasyonlar’ ile ‘taraflı hakemler’ öngörüleriyle tarif ederek taraftarlarını bu şekilde konsolide ettikleri için, trenin diğer vagonları da aynı şekilde katarın peşine takılıyor.

Bunu da şöyle açıklayayım isterseniz.

Profesyonel kulüplerin sosyal medya hesaplarını inceleyin. Hedeften uzaklaşanlar başta olmak üzere büyük çoğunluğu en azından bir kez, federasyon veya merkez hakem komitesinde kendilerine karşı bir ‘yapı’nın varlığı yönünde bir paylaşım mutlaka yapmıştır.

Burada kritik nokta şudur; federasyon başkanına söz söylemekten çekinen MHK başkanının kendilerine düşman olduğunu söyler ya da tam tersi.

Dedim ya aslından önemli olan taraftarın yönlendirilmesidir; kimse çıkıp da “Bu hatalar bizim olduğu kadar rakiplerimizin de canını yakıyor, düzeltmek için elbirliğine var mısınız?” demez.

Durum böyle olunca tonla harcanan paralara rağmen, Avrupa Kupaları’nda takımlarımız daha nisan ayı gelmeden motor yakar.

Sonuç olarak belki Simon Kuper’in söylemek istediği anlamda olmasa da Türkiye’de ‘Futbol asla sadece futbol değildir!’