Nâzım Hikmet, sadece Cumhuriyet tarihinin en büyük “vatan şairlerinden” biri değil, bizcileyin özgürlük ve bağımsızlık ateşini yüreğinde taşıyan kitleler için fikir çatımızın en güçlü dayanaklarından biridir.
Kurtuluş Savaşı’mızı, 1950 sonrasında Adnan Menderes hükümetleri ile baş gösteren ve bugüne kadar adeta bir illet gibi beynimize yapışan Amerikancı dalkavukluğu Nâzım kadar özlü anlatan şair var mıdır?
Ya aşkı, sevdayı, vatan hasretini…
Olabilemez…
İşte o hayranı olduğumuz kalemin, Kültürpark Atlas Pavyonu’ndaki muhteşem sergisini gezme fırsatım oldu geçen hafta.
Folkart Grubu’nun yapımcılığını üstlendiği “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi” adlı Nâzım Hikmet sergisi 15 Ocak 2027 tarihine kadar pazartesi hariç haftanın altı günü gezilebiliyor…
Nâzım’ın yaşam öyküsündeki her adımı, eserlerini ve yüzyıllarca yaşayacak kültürel mirasını çok katmanlı bir anlatıyla bu sergide görmek mümkün.

// ALKIŞLAR FOLKART’A
İzmir’i bu türden uluslararası standartlarda bir sergi ile buluşturan Folkart ve grubun Kurumsal İletişim Direktörü meslektaşımız Ünal Ersözlü sıkı bir alkışı hak ediyor.
Elbette sergiye ev sahipliği yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni de kutluyoruz…
Küratörlüğünü Yüksek Mimar ve Nâzım Hikmet Araştırmacısı M. Melih Güneş’in, tasarımını ise Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ömer Durmaz üstlendiği sergi, 2 bin 125 metrekarelik alanda ve fuaye dâhil 15 salonda geziliyor.
Büyük şairin yaşamını klasik bir biyografi anlayışının ötesinde ele alan serginin en anlamlı ve duygu yoğunluğu yüksek köşelerinden biri ise büyük şairin Moskova’daki evinin çalışma odasının bire bir ölçekte, orijinal eşyalarıyla birlikte canlandırıldığı bölüm…

NEDEN ROMANTİKA?

Sergi, Türkiye ve yurt dışındaki çok sayıda kişi, kurum, arşiv ve koleksiyondan bir araya getirilen yüzlerce belgeyi, el yazmalarını, şairin kişisel eşyalarını ve görsel-işitsel kayıtları; edebiyat, resim, heykel, fotoğraf, film ve tasarım gibi farklı disiplinlerle buluşturuyor.
Serginin adı, Nâzım Hikmet’in 1962 yılında tamamladığı, otobiyografik nitelikler taşıyan son romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” için ilk olarak seçtiği “Romantika” adından geliyor. Romanın zaman örgüsünün İzmir’de başlayıp yine İzmir’de son bulması, serginin İzmir’de açılmasına da özel bir anlam kazandırıyor.
Nâzım Hikmet’in 1925’teki İzmir günleri, “Güneşi İçenlerin Türküsü” ve “Kuvâyi Milliye” ile kurulan bağlar, İzmir’i serginin ana anlatı eksenlerinden biri hâline getiriyor.

UMUT VE İNANÇ…

Nâzım’ın 12 yıl süren tutsaklığı ve 11 yıl süren sürgün yıllarında; vatan hasretinin, aşkın, insani hüzünlerin ve umudun iç içe geçtiği bir duygu yoğunluğunu yaşamamak olanaksız bu sergide… Şairin memleket özlemi ve sevdaları insanı hüzünlendirirken, yaşam sevgisi ve daha güzel bir dünyaya duyduğu inanç umut duygusunu güçlendiriyor.
Emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederken, İzmir Valiliği’ne ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çağrımız şu olsun:
Ortaokul ve lise öğrencilerimizin bu sergiyi gezmelerinin sağlanması, bu gezinin adeta bir eğitim gibi planlanması gerekiyor. Öğrencilerimizin devletin örtülü ödeneğinin bağımlısı olmuş, yaşam öyküsü ve siyasal çizgisi akıl almaz çelişkiler ile dolu olanların yaşamlarını örnek almaması için adreslerinin Nâzım olması gerekiyor…

+++++

Homeros Dağı başka ülkede olsa, uluslararası turizm merkezi olurdu…

İzmir, 8 bin 500 yıllık tarihi boyunca dünyanın sanat akımlarına ilham vermiş bir şehir…
Antik Yunan edebiyatının en eski ve en önemli eserleri arasında yer alan İlyada ve Odysseia epik şiirlerinin yazarı Homeros, İzmirli bir hemşehrimiz.
Allah uzun ömür versin, önceki Büyükşehir Belediye Başkanlarından Aziz Kocaoğlu’nun bir yürüyüş ve piknik alanı olarak düzenlediği Homeros Vadisi projesi, İzmir’in bu büyük yazarın anısına sahip çıkma adımı olarak anlamlıydı…
Şimdilerde ise Bornova Belediyesi, Homeros’un yaşadığı kabul edilen mağaraları dünya turizmine kazandırma adına küçük ama önemli bir adım attı. Tarihi bulgular ve eski gezgin notları ışığında harekete geçen Bornova Belediyesi, alanda kapsamlı bir restorasyon ve çevre düzenlemesi başlatıyor.

Başkan Ömer Eşki, adeta Batı edebiyatının doğduğu bu mağarayı aslına uygun estetik düzenlemelerle küresel bir cazibe merkezine dönüştürmeyi hedeflediklerini belirtiyor. Alanın küresel bir kültür mirası olduğunu vurgulayan Başkan Eşki, bölgenin gizli kalmış potansiyelini ortaya çıkaracakları iddiasında. Michelangelo’nun Davut Heykeli’ni yapma sürecine atıfta bulunan Eşki, “Biz de bu gizli kalmış şaheserin etrafındaki fazlalıkları alarak burayı asıl değerine kavuşturacağız.” diyor.

YURT DIŞINDA OLSA…

İzmir’in ilçe belediye başkanları arasında nadir başarılı örneklerden biri olan Ömer Eşki’yi kutlamak ve desteklemek gerek. Proje sayesinde Bornova’da Batı edebiyatının doğduğu topraklar, İzmir ve Ege turizminin yeni simgesi olacak.
Yurt dışında buna benzer mimari simgelerin nasıl allanıp pullanıp dünyaya pazarlandığını anımsadığımızda, yapılan işin önemi ve kıymeti daha iyi anlaşılıyor.
Emin olun Homeros’un mağarası bugün herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa uluslararası bir turizm destinasyonu olacağına bahse girerim.
Mesele neye sahip olduğunuzdan çok, o varlığı tarihsel arka planına sadık kalarak ve sahip çıkarak doğru pazarlamakta…
Tebrikler Bornova Belediyesi…

++++

Serkan Aksüyek Hasan Hüseyin Yalvaç

Hasan Hüseyin ağabeyin ardından…

Yaşam gailesi içerisinde ne kadar çok konuyu ıskalıyoruz…
Yaşı 50’nin üzerinde olan İzmirliler iyi anımsar.
90’lı yıllarda Alsancak Sevgi Yolu, bugünkü hırpani halinden farklı olarak düşün dünyasının açık hava buluşma merkezi gibiydi.
Şairler, yazarlar, edebiyatçılar ve bizcileyin edebiyata meraklı olan gençlerin sıklıkla uğradığı, uzun saatler geçirdiği bir yerdi Sevgi Yolu.
Bülent Habora, Hasan Hüseyin Yalvaç gibi güzel kalemleri bizimle tanıştıran, kitap arkadaşlıklarının uç verdiği, sohbetlerin dibinin bulunamadığı mekân da yine Sevgi Yolu’ydu.
Sevgili dostum Sait Kaya, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın açıklamasını paylaşmasaydı, Hasan Hüseyin ağabeyin vefatından haberim olmayacaktı.
Hasan Hüseyin ağabey, Sevgi Yolu’nun tadı kaçınca önce İstanbul’a, daha sonra memleketi Tekirdağ’a taşınmıştı. Son görüşmemiz ise Karaburun Nergis Kafe’de düzenlenen bir etkinlik sonrasında olmuştu. Son yayımladığı şiir kitaplarını imzalayarak vermiş, uzunca bir sohbete dalmış eski günleri yâd etmiştik. Memleketin hâl-i pür melâli hakkında laflarken, otuz sene önceki heyecanını aynen koruması hoşuma gitmişti.
Güzel bir insan ve bir düşün emekçisi, genç sayılacak bir yaşta aramızdan ayrıldı.
Şiirini toplumun acılarından, emekten, barıştan ve umuttan besleyen; toplumcu edebiyatın üretken kalemlerinden biriydi.
Arkasında birbirinden güzel şiir kitapları ve hoş anılar bıraktı…
Işıklar içinde uyu Hasan Hüseyin Yalvaç…