Resmi adı “Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)” olan gizemli örgütü; özgür düşünebilen, aklını ve beynini bir tarikat ya da cemaatin yarım akıllı liderlerine emanet etmeyen insanlar çok iyi tanıyordu.

Hem de en az elli yıldır…

Evleneceği kadını ya da erkeği bile önüne konan kataloglardan seçenler, kıymeti kendinden menkul bir cemaat elebaşına muhakeme yeteneklerini de sorgusuz sualsiz teslim etmişlerdi. Bu örgütün, siyasetçiler ve bürokrasinin vurdumduymazlığı, gizli-açık desteği ile devleti adım adım kemirerek ele geçirdiğini görüyorduk.

Yarım akıllı ilkokul mezunu bir imam ve onun ağzından çıkanı keramet sanan hainler topluluğunun, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni çökertmek için hazırladıkları kumpası çokça yazıp çizdik.

Türkiye’nin gerçek Atatürkçü bilim insanları, gazetecileri, hukukçuları, aydınları, edebiyatçıları; kökü ABD’de olan bu emperyalist örgütün gerçek yüzünü Türk milletine ısrarla anlattı.

Whatsapp Image 2026 07 17 At 11.01.09 (2)

Merak edenler, hemen cep telefonlarını açıp bu yöndeki onlarca videoya, söyleşiye, yazıya ulaşabilir. 2002 yılında “gözünden vurularak” katledilen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu bu aydınlarımızın başında geliyordu. Olasılıkla, “görmemesi gereken bir gerçeği gördüğü için” gözünden vurulmuştu.

15 Temmuz 2016 akşamı yaşanan hainlik, siyasetçilerin başımıza nasıl bir bela sardıklarını hepimize göstermişti.

Muhafazakarlık masallarıyla uyutulan milletimiz, CIA’nın kucağında oturup din ve tarikat tacirliği yapan hainlerin gerçek yüzünü görmedi.

Belki de görmek istemedi.

Aradan tam on yıl geçti.

Sayıları on binleri bulan tutuklama ve yargılamalar yapıldı. Ancak Türk devletinin bu örgüt tarafından ne ölçüde temizlendiği tam bir muamma.

// BAŞYAPIT OLAN KİTAPLAR…

Whatsapp Image 2026 07 17 At 11.01.08

Gelmek istediğim nokta şu:

Kütüphanemin en zengin konu başlıkları arasında Fetullah Gülen bulunuyor. Bu akıl almaz örgütün çalışma sistemi, şifreleri ve iç yapısıyla ilgili yayımlanan en başarılı kaynak kitapları okudum. Sizlere, Fetullah ve örgütü ile ilgili son yıllarda okuduğum kitapları özellikle tanıtmak istiyorum.

İfşa (Toygun Atilla), Mahrem (Barış Terkoğlu-Barış Pehlivan), Sızıntı (Barış Terkoğlu-Barış Pehlivan), Metastaz (Barış Terkoğlu-Barış Pehlivan), Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda (Ahmet Şık), İtham Ediyorum (Ahmet Şık), Fetullah’ın Copları (Zübeyir Kındıra), Gizli Tanıdık (İlhan Taşçı), Paralel Hat (İlhan Taşçı), İn (Sabri Uzun), Cemaatin İflası (Hanefi Avcı), Gerçekleri Arşiv Yazar (Bilal Ak), Camiden Cehenneme (Tufan Erbarıştıran), Kainat İmamı (Can Özçelik), Balyozda Kumpas (Saygı Öztürk), Çete (Aziz Kocaoğlu), İzmir’in Adalet Savaşı-Kumpas (Hasan Tahsin Kocabaş), Hedefteki Donanma (Cem Gürdeniz), İmamların Öcü (Yavuz Selim Demirağ) bu kitaplardan bazıları. Halen dostlarımda olan Kayıp Sicil (Soner Yalçın) ve Şeytanın Kara Kutusu (Nedim Şener) kitapları da başucu kitaplarınız arasında yer almalı diye düşünüyorum.

Şimdi…

Hiçbiri tekzip edilmemiş ve bazıları satış rekorları kırmış bu kitaplardan çıkardığım sonuç şu:

Türkiye’de hâlâ Fetullahçı bir darbe olasılığı vardır ve bu olasılık hiç de küçük değildir. Bu örgütle mücadele ederken yapılan akıl almaz hataları geçmişte sütunlarımıza taşımıştık. Tanıttığım kitaplarda da ayrıntıları yer alan bu gülünçlüklerden sadece birkaçını hatırlatmam yeterli sanırım…

// İZMİR’DEKİ KOMEDİ

17-25 Aralık 2013 operasyonlarından kısa bir süre sonra, 8 Ocak 2014’te İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Sami Uslu, sadece 32 gün sonra bu görevinden alınmıştı. Hem Sami Uslu hem de ondan önceki Emniyet Müdürü Ali Bilkay Fetullahçıydı. Atamalara dikkat edenler Uslu’nun görevden alınmasıyla, “Demek ki devlet yaptığı hatanın farkına varmış” diye düşünmüştü.

Ama yanıldılar.

Sami Uslu’nun yeni görev yeri Emniyet Genel Müdürlüğü Pasaport Daire Başkanlığı’ydı. Yani Fetullahçıların vızır vızır yurt dışına kaçtığı dönemde, Pasaport Dairesi’nin başında bir Fetullahçı vardı.

Bu trajedi 4 ay kadar daha sürdü, Uslu nihayet görevinden alındı ve tutuklandı.

// FETÖ’YÜ ANLATAN FETÖ’CÜ

İdris Karagöz, resmi kimliğine Fetullah’ın dua okuyup üflediği bir MİT mensubuydu. Üstelik, bir dönem MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın en yakınında, Özel Kalem Müdürü pozisyonundaydı. 2019 yılında sonuçlanan dava sonucunda “Fetullahçı Terör Örgütü üyesi olmak” suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapse mahkûm edildi.

15 Temmuz hainliğinden kısa bir süre sonra, 24 Ağustos 2016’da şüpheli olarak ifade verirken, kardeşi Volkan Karagöz Türkiye’nin Bern Büyükelçiliği’nde Maslahatgüzar olarak ülkemizi temsil ediyordu. Güleceksiniz ama 27 Eylül 2016’da FETÖ’nün gerçek yüzünü dünyaya anlatmakla görevlendirilen resmi Temsil Heyeti’nde yer alıyordu. “İnlerine giriyoruz” söylemleri havada uçuşurken, devlet, yanı başındaki Fetullahçıları göremiyordu. Volkan Karagöz’ün de FETÖ’cü olduğu anlaşılmış ama iş işten geçmişti.

Nihayetinde, tahmin edeceğiniz gibi, deşifre olduğunu anlayan Karagöz, İsviçre makamlarına sığınma talebinde bulunmakta gecikmedi.

// “İDOLÜ”YDÜ, İĞRENDİ…

Whatsapp Image 2026 07 17 At 11.01.09 (1)

Ve Fettah Tamince…

Hürriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, “Fetullah Hoca benim için idoldür, değerdir, sık sık Amerika’ya yanına gidiyorum. 12 yaşımdayken Van’da onun misyonunu temsil eden insanlarla görüşmeye başlamıştım.” diyen Fettah Tamince, yüz seksen derece çark etmişti. Nasılsa Hürriyet’teki söyleşiyi yapan Yener Süsoy rahmetli olmuştu. O günlerde tekzip etmediği cümlelerini yalanlamaya başlayan Fettah Tamince, bu işten tereyağından kıl çeker gibi sıyrıldı. Bank Asya’ya kira yatıranların bile hayatı kayarken, Fettah Tamince yaklaşık 1 Milyar TL’lik Taksim Atatürk Kültür Merkezi inşaatının müteahhitliğini üstlendi.

Defalarca katıldığı meşhur Türkçe Olimpiyatları’ndan “iğrendiğini” söylemeye başlamıştı.

Şaka gibi değil mi?

15 Temmuz’un beyin takımı arasında yer alan ve yüzlerce kez müebbet hapis istenen Tümgeneral Mehmet Dişli’nin kardeşi Şaban Dişli’nin Lahey Büyükelçisi yapılmasını; halen tutuklu bulunan Celal Bayar Üniversitesi’nin Eski Rektörü Prof. Mehmet Pakdemirli’nin kardeşi Bekir Pakdemirli’nin uzun yıllar Bakan olmasını da unutmamak gerekiyor.

// SUÇ ‘ŞAHSİ’, AMA…

Kuşkusuz “şuçun şahsiliği” ilkesine inanıyoruz.

Ancak ailesindeki Fetullahçılar yüzünden suçu olmadığı halde hayatı kararan on binlerce insan ortada iken bu örnekler vicdanları yaralıyor.

Öngörülerimize müstehzi bakışlar atan okurlarımız varsa, ki olabilir, onlara İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın önemli bir tespitini anımsatmak isterim.

2019 yılında gerçekleşen bir operasyonda 176 muvazzaf (halen görevde olan) TSK mensubuna gözaltı kararı uygulayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “FETÖ ile irtibatlı olan muvazzaf subay ve astsubayların sayısının, darbe girişimine katılan ve deşifre olanlardan daha fazla olduğunu” açıkladıktan sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde halen FETÖ ile iltisaklı (bağlantılı) 60 ilâ 70 bin arasında kişi olduğunu vurguluyordu.

Düşünebiliyor musunuz?

Bu insanlar bizim vergilerimizle maaşlarını alıyor, bellerinde devletin verdiği silahı taşıyor; yine devletin tankını, topunu, tüfeğini, uçağını, helikopterini kullanıyordu…

Şöyle bir mantık da yürütebiliriz:

Bugün ilgili Bsakanların hepsi, “FETÖ’nün son 40 yıldır TSK’da örgütlendiğini, 2006 yılından itibaren ise TSK’daki insan kaynakları sistemini tamamıyla ele geçirdiğini, FETÖ ile iltisaklı olmayan hiç kimsenin TSK’ya alınmadığını” söylüyor.

// ‘60-70 BİN FETÖ’CÜ HALEN GÖREVDE’

Şimdi basit bir hesaplama yapalım:

Bugün itibarıyla TSK’da yaklaşık 25 bin subay ve 65 bin civarında astsubay görev yapıyor. TSK’ya her yıl yaklaşık 5 bin kişinin alındığı dikkate alındığında, mevcut subay-astsubayların yarısından fazlası FETÖ’nün TSK’yı tamamen ele geçirdiği dönemde sisteme dâhil olanlar arasında yer alıyor. 2006 öncesinde tek bir FETÖ mensubunun TSK’ya dâhil olmadığını varsaysak bile- ki bu mümkün değil- durum gerçekten facia…

İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının verilerine göre, 15 Temmuz 2016’dan bugüne 20 bine yakın subay ve astsubayın TSK ile ilişiği kesildi. Kalan mevcut düşünüldüğünde, Başsavcılığın tespitinin son derece mantıklı ve doğru olduğu sonucu ortaya çıkıyor.

Pekâlâ şimdi ne yapacağız?

TSK’da halen görev yapan FETÖ’cülerin kendi elleriyle gelip teslim olmalarını, itiraflarda bulunmalarını, Etkin Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmalarını mı bekleyeceğiz?

Cevabı siz verin…

+++++++