Millet olarak heyecan duymayı seviyoruz.
Seçim mitinglerine bakıyorum, çoğu dar gelirli, halinden belli ki zor geçinen vatandaşlarımız meydanlarda.
Ellerinde bayraklar bir tuhaf gülümsüyorlar. Coşku, derya deniz.
Bırak vaatleri sorgulamayı, ahvalini düşünmeye hali yok. İftar kumanyasını da almış, daha ne ister?
Seslenesim geliyor. Kardeşim sen seçmensin, seçmen! Çoluğunun çocuğunun geleceğini, ülkeni yönetecek kişileri ve zihniyeti seçeceksin.
Sahip sensin, vekili seçeceksin!
Siyasi parti liderleri var ya, ne yaptılarsa senin paranla yaptılar, ne yapılacaksa, yine halkın parasıyla yapacaklar.
Bilakis sorgulamalısın.
“Sana yetki verdim ama şöyle kullandın, eksik bıraktın, yanlış yaptın” ya da “vereceğim yetki ile çağdaş bir ülke yönetimi istiyorum” diyebilmelisin. De bunu!
Hayır, futbol takımı tutar gibi parti tutuluyor ülkemde. Ya şahsi beklentilerle ya dini duygularla yaklaşılıyor.
Ya sistem seçiyorsun, sistem!
Önceki gün İstanbul Sultan Ahmet Meydanı’ndayım.
Zaten tek tük Türkçe konuşana rastlıyorsun. Çocuklar suyu Arapça satıyor. Halkımız, çimenlere yayılmış termoslarını da getirmiş, iftarını açıyor.
Etrafta restoranlar ise Ramazan menüsüne geçmiş. Kişi başı şu kadar fiyat. Annem oruçlu, tamam ona iftar menüsü alalım ama ben az bir şey yemek istiyorum. Hayır, menü alacaksın.
Yürümekten ayaklar da şişmiş mecbur yarısını yiyemediğim menüyü aldım. Mübarek Ramazan kullanılır mı ya...
Neyse yanımıza orta yaşın üzerinde bir çift oturdu. Kayserili tam Anadolu insanları. Hollanda Rotterdam’da yaşıyorlar. Mutaassıp bir aile. Yaşam şekilleri değişmemiş ama algılar değişmiş.

TÜRKİYE’YE DÖNMEM


“Hollanda’da şehrin içinde çimlerin üzerinde piknik yapacak tek Türk bulamazsın, zaten kimse tevessül etmez” diyor adam. “Türkiye’ye dönecek misiniz?” diye soruyorum. Yanıt; “Hayır...”
“Sosyal devlet anlayışını, kazancımızı, refahı başka bir yerde bulamayız” diyerek, ekliyor: “Biz Türkiye’ye gelince döviz, faiz, kur, enflasyon rakamlarına bakıyoruz. Hollandalı bilmez bile çünkü değişmez.”
İki çocukları varmış, çifte vatandaşlık kaldırıldığı için ikisi de Hollanda vatandaşı olmuş.
Hah diyorum işte. Sistem, dediğim buuu.
Ben de Türk bayrağı alıp sokaklara çıksam mı acaba?
Sağlam bir hukuk zemini, demokratik, adil, eşit paylaşım temelli, refahı tabana yayan, eğitim sistemini öncülleyen, teknoloji yatırımı ve üretim odaklı, tarımı yeniden planlayan, laik, herkesin inancına saygılı ve çağdaş yaşam algılarından ürkmeyen bir yönetim anlayışı istiyorum.
Ve ekleyeyim; “Benim paramı kullanacaksınız, benim geleceğimi kuracaksınız. Boşa harcanmış tek kuruşu da helal etmiyorum!”

Mühürsüz oy pusulaları


Hazır seçmenlikten söz etmişken takıldığım konunun altını çizeyim. Geçen referandumda mühürsüz oy pusulaları ilk kez geçerli sayılmıştı. Şoku ülkece yedik. “Önceki seçimler bu kez kadük kalır, belki sayılsalar sonuçlar değişecekti” itirazlarımız da işe yaramadı.
Bu kez baştan biliyoruz mühürsüz zarfların da geçerli kılınacağını. Oy verme işlemi başlamadan oy pusulaları sandık kurulu tarafından mühürleniyor. Bu durumda sandıktan mühürsüz oy pusulası çıkmaması gerekli. Sandık kurulu mührü olamayan oy pusulasını dışarıdan gelmiş olması nedeniyle geçersiz saymalı.
Şimdi buraya dikkat! CHP Parti Eğitmeni ve bu konuda çok çaba harcayan arkadaşım Abdullah Aydemir diyor ki “Mühürsüz zarf çıkacak olursa, sandık kurulunun karar vermesi gerekli. Genelge diyor ki oy pusulalarının arkasının sandık kurullarının ihmaliyle mühürlenmediği zaman geçersiz sayılmaz. Sandık kurulu sabahtan işini düzgün yaptıysa ve bunu tutanağında kayıt altına aldıysa ihmali yoktur. Bu durumda sandık kurulunun mührü olmayan oy pusulalarını geçersiz sayması gerekir.”
Nasıl çorba oldu mu?
Ya Türkiye’de sandık kurulları işini hiç düzgün yapmıyor ki 2.5 milyon mühürsüz oy çıkıyor ya da önümüzdeki seçimde de 'var bu işin içinde başka iş' diyeceğiz.