Galiba günümüz siyasetinde öne çıkan en önemli konulardan biri bu olsa gerek...
Bugünkü iktidar tahta çıkışında olduğu gibi, rakibinin ataklarını önlemek içinde en güçlü dalgakıran olarak bu yolu seçmiş.
Vaat ... Arapça' dan dilimize geçen bu kelime Ş. Sami'nin sadeleştirilmiş ve genişletilmiş Kâmûs-i Türki adlı eserinin 3'ncü cildinin 1458. sayfasında "Söz verme, üstüne alma" anlamına geliyor...
AKP'nin iktidara gelişinde ve de geldikten sonraki vaatleri gibi sattıkları da malum.
An itibariyle enflasyon canavarı artıkça artmış, başta işçiler, emekliler, öğretmenler ve de yoksullar vaat rüzgarları içinde savruldukça savrulunca muhalefet te harekete geçip bu gidişe dur demek sokak ve balkon eylemlerinde iktidara dur dedi.
Tabii ki karşılıklı "vaatler reçeteleri" gündeme geldi.
Erdoğan ve arkadaşları muhalefetin açıklarını arayıp yerli-yersiz olarak CHP Belediyelerini görevden almaya başlayınca olanlar oldu. Takdir edersiniz ki, "ön seçim", "erken seçim" kartları açılınca CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ansızın şafak vakti evinden alınıp Silvri'de ki 24 metrekarelik odasında tecrit edildi. Arkasından diğer Belediye Başkanları, yetmedi sokaklarda gösteri yapan gençler, üniversite öğrencileri de aynı mahpus damlarına çekildi. Bu defa analar, babalar memleket ayaklanıp Silivri ziyareti ve nöbetlerine başladı.
Amaç belli, en güçlü Cumhurbaşkanı adayı' nı saf dışı etmek. Yine vaatler zinciri dipsiz kuyuya salınıverdi!
Bir süredir işi perde arkasından idare eden Bahçeli de ortaya çıkıp CHP Lideri Özgür Özel'le "sokak restleşmelerini" gündeme getirdi. Dolayısı ile Erdoğan'a destek çıkıp "Demokrasi dışı arayışlara geçenler bedelini de öderler" demeye başladı.
Yani Bahçeli "İmamoğlu'nu susturun" dedi!
***
Vaatler, sokak restleşmeleri derken o güzelim Ramazan Bayramımız da siyasi vaatler bombardımanında yok olup gitti.
Bayram bitti. İmamoğlu, diğer belediye başkanları ve gençler hala cezaevinde.
Galiba AKP'nin karşı durduğu! Seçim sandığı bu milleti, memleketin tutunacağı son dalı oldu!
Öyle ya, çocukları cezaevinde olan aileler de Saraçhane protestoları ile dayanışma içinde girdiler.
Kısacası etki, tepkiyi çekti.
Klasik söz yine gündeme geldi; Vaatleri bırakın, ne olacak bu memleketin hali?
Atatürk'ün geleceğimizi emanet ettiği gençlerimiz için İmamoğlu cezaevinden seslenerek "çocuklar emanetimizdir" dedi
Burada sokaklarda tutuklamalar rastgele tutuklanmaya başladı!
İşte medyada yer alan örneklerden biri: Sakallı genci maskeli diye göz altına aldılar!
Bir diğeri de şöyle; engelli annenin çocuğu da tutuklanıp gözaltına alında. Oysaki engelli anneye bu çocukları bakıyordu. Engelli anne Şerife Akargöl yürümekte zorluk çektiği için evlatlarını aramaya bile çıkamadı! Engelli anne kendine bakan 25 yaşındaki Taha ile 29 yaşındaki Muhammed ile diğer tutuklu çocukların Saraçhane cezaevinden çıkması için dua ediyor.
Ümit Özdağ'da 73 gündür iddianame hazırlanamadığı için Cezaevi'nin 20 metrekarelik alanında aradan sızan güneşin ışığı ile resmini çizmeye çalışıyor.
Vah ki, ne vah!
İçerdekiler ve dışarıdakiler...
Evet, ne olacak memleketin bu hali? diye soran sorana!
***
Dışardakiler ise "Asgari ücret üç ayda 3 bin 632 lira eridi" diyor.
İTO mart enflasyonunu %3,79 olarak açıklarken gözler TÜİK'e çevrildi.
Öte yandan emekliler promosyona yasal güvenceyi soruyor. Kadro bekleyen taşeron işçiler staj ve çıraklık sigorta başlangıcının peşinde . Pazarcı esnafının domatesi protesto için çöpe dökmesine rekor ceza kesilecek. Nitekim Ticaret Bakanlığı bu protestocu pazar esnafına 17 milyona kadar ceza kesecek. Ayrıca Belediye de ceza kesecekmiş.
Sonuç olarak üç günlük Bayram Tatili maalesef zehir oldu.
Bayram gezmelerinin maliyetleri de katlandı.
4 Kişilik ailenin İstanbul'daki bayram tatili 20 bin lirayı buluyor.
Kalabalık ailelerin balık ekmek yemelerini bırakın simit fiyatları bile bütçeleri sarsıyor.
Şimdi "Hoş geldin Bayram" diyenler artık "Güle güle bayram" demeye başladı!
Değerli okurlarım, şimdi sizlere soruyorum siz bu yazımın başlığına nasıl atmak isterdiniz?
Siyasi restleşmeler, içeri atılmalar, ödenemeyen kiralar, çoğalan kredi kartı borçları ve diğer görülmeyen kalemler hep bu "Vaatler" yüzünden olmadı mı?
Bakın böyle düşünüp yollara düşenlerin geçirdiği trafik kazalarında hayatını kaybedenleri de unutmayın sakın!
Ben şimdi sizlere dönüp gelecek haftaki yazımda ne diyeceğimi nasıl ve neler vaad edeceğimi kara kara düşünmeye başladım.
Ah keşke iki gün önce bu yazımı kaleme alırken "Nisan bir" deyip şaka yaptım diyebilseydim!
İnşallah siyasette iyi vaatler öner çıkar.
Selam ve sevgilerimle.