131 fonda 455 bin 758 yatırımcıyı etkileyen vurgunda, paralar nereye gitti? Dolandırıcılığı kimler örgütledi, kimler yardım etti, kimler göz yumdu? Denetim neden işlemedi? İhmalin arkasında rüşvet veya başka suçlar var mı? Savcılıklardan bütün bunları ortaya çıkarmalarını, tüm sorumluları mahkeme önüne getirmelerini bekliyoruz.

Fakat savcıların eli kolu bağlı. Kendi denetim kusurları ve mensuplarının sorumluluğu da tartışılan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), soruşturma yapılıp yapılmayacağına izin veren makam konumunda. Sermaye Piyasası Kanununun 115. maddesi kapsamındaki suçlarda yatırımcıların şikâyeti yeterli değil. SPK savcılığa başvurmazsa soruşturma açılamıyor, SPK’nin savcılığa yazılı başvurusu gerekiyor. Kurulun kendisinin ve mensuplarının da sorumlu olduğu bu durumda, işlenilen suçların soruşturması SPK'nin kendisinin iznine bağlı. Kim kendi kendisini suçlu kabul edebilir ve ihbar edebilir?

***

Kurulun kendi kendini suçlama veya savcılığa ihbar etmesi gereken durumların ortaya çıkmasına neden olan kamu adına denetim görevini kasten, bilgisizlik, liyakatsizlik veya sair ihmal yolu ile yerine getirmemiş olan SPK başkan ve üyelerinin görevle bağlantılı suçlarında Hazine ve Maliye Bakanı’nın her birisi için ayrı ayrı soruşturma izni vermesi şart. Yargının sorumluları araştırması, sorumluluğu araştırılacak idarenin kararına bırakılıyor.

SPK başkan ve üyelerini de Cumhurbaşkanı atıyor, onlar hakkında soruşturma izni verecek Hazine ve Maliye Bakanı’nı da. Kurul personelinin görev suçlarında ise izin yetkisi kurul başkanında. Böylece bürokrasinin cezai sorumluluğunu araştırmak, aynı idari yapı içindeki amirlerin, amirin sorumluluğunu araştırmak da fiilen sorumsuz olan yürütme mensuplarının kararına bağlı kalıyor.

Sorumlulukları altındaki kurumların ve atadıkları kamu görevlilerinin görevlerini layık olduğu şekilde yapmalarını sağlaması, suç işledikleri takdirde haklarında yargıyı harekete geçirmesi gereken cumhurbaşkanı ve bakan, bu görevlerini ihmal eder ve yerine getirmezlerse kendilerine karşı yargıyı hareket geçirmek neredeyse imkansız. Zira cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında soruşturma önergesi için 301 imza, soruşturma açılması için 360 oy, Yüce Divan’a sevk için 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. Bu çoğunluklar onları fiilen dokunulmaz kılıyor. Yani yürütme yargıya izin vermediği takdirde üst düzey kamu görevlileri ile bakanlara hesap sorulamıyor. Nitekim daha önceden yolsuzluğu ortaya çıkan bir bakan görevden alınmış fakat kendisine yolsuzluğu sebebiyle hesap sorulmamıştı.

***

Cumhurbaşkanı, atadığı görevlilerin suçlarından sırf onları atadığı için sorumlu tutulamaz. Fakat atadığı kişilerin denetimsiz kalması ve bu son vurgunda olduğu gibi yolsuzluklara yol vermesi, karışması veya önleme görevlerini ihmal etmiş olmaları, bu durumun uzun süre görülmemesi, yolsuzluk ortaya çıkmasına rağmen tüm sorumlularına bağımsız yargı tarafından hesap sorulamaması kabul edilemez. Yolsuzların soyduğu miktarların halka ait varlıklardan karşılanması da kabul edilemez. İlgili kurumların denetim ve önleme görevinin aksadığı yargının da görevini yapamadığı durumda siyasi sorumluluğun vatandaşa bir faydası yoktur. Bugün milyarlarca doların soyulduğu fon vurgununda tüm gerçeklerin tüm çıplaklığıyla ortaya konulacağından ve kim olduklarına hangi mevkide bulunduklarına bakmaksızın tepeden tırnağa tüm sorumlularına hesap sorulacağından şüphe edilen bu durum sadece SPK ile sınırlı değildir. Türkiye'nin yönetim geleneğinde idarenin tamamına yayılan soruşturma izni düzeni, kamu görevlilerini yargı önünde hesap vermekten koruyan orta çağdan kalma bir koruma zırhıdır. Kamu görevlisinin görev suçunu araştırmak için amirinden izin istemek, hesapverirliği yürütmenin kararına bırakmak, suçluya "Sayın suçlu, cezanızı çekmek ister misiniz" diye sormakla eşdeğerdir. Bu düzende izin verecek amirin de olayda sorumluluğu varsa "Siz hiç rahatsız olmayın, efendim" demek ise doğal sayılmalıdır!

Bu zırh dürüst bürokrata da zarar veriyor. Onu yolsuzluğa bulaşanlarla birlikte zan altında bırakıyor. Kaderini amirinin yakınlığına veya husumetine bağlıyor. Hukuka dayanması gereken memuru siyasete sığınmaya zorluyor. Devletin itibarını zedeliyor, vatandaşın adalete güvenini aşındırıyor. Oysa asılsız ihbar ve şikâyetlere karşı genel yargılama usullerinde zaten güvenceler var. Bağımsız yargı, dürüst kamu görevlisinin de güvencesidir.

Kamu görevlilerinin görev suçlarını araştırmayı amirlerinin iznine bağlayan düzen sona ermeli. Sermaye piyasası suçlarında savcılıklar somut suç şüphesini doğrudan soruşturabilmeli. Daha İyi Yargı Derneği’nin önerdiği uzman “Adalet Yüksek Mahkemesi” ile kamu görevinde hesapverirlik güçlendirilmelidir.