Canan Sancak, ikinci kitabında okuru ne beklediği sorusunu "İstanbul’da bir kış perşembesinde geçen 11 öykü, farklı coğrafyalara ve iklimlere uzanırken modern zaman kahramanlarının savaşlarına odaklanıyor..." diyerek cevapladı. Yazar, kitabının adındaki kalp vurgusunu ise şöyle açıkladı: Kalbi çoğu zaman duyguların ve hatıraların metafizik merkezi olarak düşünürüz; oysa o sadece yorulan, yıpranan anatomik bir kastır... "Kalp Bir Kastır Yorulur", duygular hakkında çok da duygusal olmayan bir kitap!..."

İkinci öykü kitabı "Kalp Bir Kastır Yorulur" geçtiğimiz aylarda Can Yayınları etiketiyle yayımlanan Canan Sancak, bu kitaptaki öykülerinden birinde "Dünya mı daha hızlı döner, kalp mi daha hızlı atar?.." diye soruyor.

Yazar, kitabındaki on bir öyküsünde, içimizde bir kalp gibi durmaksızın tıkır tıkır çalışan ikinci bir mekanizmaya dikkat çekiyor. O düzeneğin de tıpkı bir kalp gibi zamanla ritmini yitirdiğini, böylece ruhumuzun "karanlıkta kalmış" taraflarımızın semptomlarını ortaya çıkardığını vurguluyor. Bu ruh hallerini korkular, şüpheler, hayatın türlü yaraları olarak düşünebiliriz.

Tam buradan bir ders de çıkarmak gerekli belki:

Ne kalbimizi ne de bizim görüş alanımızın dışındaki bizi 'biz' yapan tüm o şeyleri zora sokacak işlerden uzak kalmak. Sancak'ın 'sınırda' kahramanlarının bir kısmının da derdi bu.

Bu öykülerin hayat verdiği karakterler, bir amok koşucusu gibi sürüklendikleri hayat maratonunda sürekli koşmak durumundalar. Kendi varoluşlarını kavramak belki onu yeniden inşa etmek durumundaki bu karakterlerin işlenmesinde yazarın aldığı ciddi psikoloji eğitiminin izlerini de görebiliyorsunuz.

Bu avantajı Canan Sancak "Kuşkusuz gerçek insanların psikolojik derinliğini kavrayabilmek, elbette kurgu bir karakter yaratırken yazara zengin malzeme sunar. Böylece kurmaca karakter deneyimin, hayal gücünün ve bilginin birleşiminden doğabilir" diyerek açıklıyor ve ancak bir de şerh koyuyor:

"İyi bir psikoloji bilgisi size doğru yere bakmayı ve katmanları daha iyi görmeyi öğretir. Bakışı keskinleştirir. Böylece bir yazar için oldukça zaman kazandırıcıdır. Bunun ötesinde ise belirleyici olan yine de çok okumak ve farklı alanlardan beslenmektir!"

Canan Sancak ile söyleşirken onun edebiyat anlayışının ve öykülerinin yanı sıra kendisini de tanıyıp tanıtmaya çalıştım...

BABAANNE MASALLARINDAN MARQUEZ'E

İlk kitabını çıkarmış yazarların kehndileri de merak konusudur. Okuma ve yazmaya merak nasıl bir ortamda doğdu ve gelişti?

Harika bir ortamda!.. Kitaplarla iç içe, ailenin küçüklerine kendi öykülerini anlatmayı seven bir ailede ve akraba çevresinde yetiştim. Başkalarının öykülerini ve kendi öykülerini anlatmaktan hoşlanan aile üyeleriyle, yakın akrabalarla büyüdüm.

Başkalarının ve kendi öykülerini anlatanlar derken!..

Sanırım ailenin doğal diliydi. Hemen hepsinin anlatacak komik, acıklı, tuhaf hikâyeleri vardı. Tıpkı Marquez gibi, büyülü öykülerimi özellikle babaanne masallarına borçluyum. Kendime dair hatırladığım en eski şey yazar olmak istediğimdir. Ailedeki ve okuldaki öğretmenlerin desteği bana bu açıdan daima cesaret verdi. Hepsine ayrı ayrı müteşekkirim.

Bütün o yıllar içinde okuma ve yazma tutkunuza kılavuzluk etti?

Bizim dilimizden Tanpınar'ı, Yaşar Kemal ve Oğuz Atay'ı sayabilirim. Ama ikinci kitaptaki öykülerimde evrensel edebiyatın etkileri görülebilir. Mario Vargas Llosa, Doris Lessing, Hermann Melville ve Yasunari Kawabata... Çadaş yazarlardan ise Donna Tartt, Zadie Smith, George Saunders ve Haruki Murakami.

Siz İtalyanca da biliyorsunuz. Oralarda eğitim gördünüz. Bu okuma tercihlerinizi etkilemedi mi?

Haliyle!.. Zaten İtalyanca öğrenme isteme sebebimdir Cesare Pavesenin şiirlerini orijinalinden okuyabilmek. Beni Paveseye götüren ise Tezer Özlü’nün kitaplarıdır. Ben de tıpkı onun gibi Torinoya, Pavese’nin bugün müze olarak kullanılan evine gittim.

O ilk etkilenimler sonrası nasıl gelişti?

Torino Üniversitesinden bir grup akademisyenle tanışmıştım. Onların etkisi oldu. Öte yandan Venedik Ca' Foscari Üniversitesi’nde okuduğum dönemde Dante, Petrarca ve Leopardi gibi eski gelenekten gelen şairlere yöneldim. Bu süreç okuma zevkimi değil, yazıya yaklaşımımı da etkiledi. İtalyan edebiyatındaki şiirsellik, mekân duygusu ve iç dünyaya dönük bakışın kendi öykülerimde de yansımaları olduğunu düşünüyorum.

BİR KIŞ PERŞEMBESİNDE 11 ÖYKÜ

Kitabınıza gelirsek... Kitabınıza adındaki "Kalp Bir Kastır Yorulur" ifadesi çok çağrışımlı bir cümle. Okuru nasıl öyküler bekliyor bu kitapta?

Bu ifade benim için dayanıklılığı ve kırılganlığı aynı anda taşıyan bir ifade. İstanbulda bir kış perşembesinde geçen 11 öykü, farklı coğrafyalara ve iklimlere uzanırken modern zaman kahramanlarının savaşlarına odaklanıyor. Kalbi çoğu zaman duyguların ve hatıraların metafizik merkezi olarak düşünürüz; oysa o sadece yorulan, yıpranan anatomik bir kastır. Aslında duyguları düşünceler aracılığıyla bedende hissederiz. Bu nedenle kalp ve duygular hakkında yazılmış, duygusal olmayan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Öyküler olaydan çok atmosfer üzerinden ilerliyor; okuru da büyük olaylardan çok bir ruh hâlinin içine davet ediyor.

Öyküleriniz çok farklı duyarlık iklimine götürüyor insanı. Orada soru işaretleri, flu ve gri, hatta mizahi alanlar var. Okurlarınıza biraz yardımcı olur musunuz?

Bence anlatılmaya değer şeyler saklı olan ve karanlıkta kalmış şeyler zaten. İnsan korkularını, arzularını ve çelişkilerini çeşitli şekillerde gizleyerek var oluyor. Edebiyat ise bana göre bu örtülerin ya da maskelerin aralandığı, insanın özüne biraz daha yaklaştığı anlarda değer kazanıyor. Bu yüzden öykülerimde insan ruhunun karmaşık katmanlarına yer vermeye özen gösteriyorum. Bunu karamsarlıktan ziyade dürüst bir merakla yapıyorum. Gerçek benliğin en rahat ve en keyifli anlarda değil; kırılma ve yüzleşme anlarında görünür hâle geldiğine inanıyorum. Mizah da burada devreye giriyor; karanlığın içindeki çatlaklardan sızan ışık gibi.

AYIN KARANLIK YÜZÜNDE

Bunları okuyunca insan sizin de öykülerinizin de bir miktar karamsarlık içerdiğini düşünebilir!..

Böyle düşünebileceklere yanılıyor olduklarını söylemek isterim. Tam tersine öykülerim karamsarlık hakkında değil, hakikatler hakkında yazılmış öykülerdir. Biz söze döksek de dökmesek de bazı gerçekler orada, karşımızda durmakta. Zorlu dönemeçler biz başka yöne baktığımızda ortadan kaybolmuyorlar.

Yine de "... eğer başın da çatlarsa karanlık tehlikeli önsezilerde, göreceğim seni ayın karanlık yüzünde" diyen bir Pink Floyd parçasını hatırlamadım da değil...

Evet ayın iki yüzü var, belki de tam da bu. Ama öykülerimden yola çıkarak söylemek isterim ki, hayatın yalnızca aydınlık taraflarından söz etmek eksik ve aldatıcı. Ben insan kalbinin zorlu deneyimler karşısında son derece dayanıklı olduğuna inanıyorum. Asıl yıpratıcı olanın gerçeklerin kendisi değil, onlardan kaçış çabası olduğunu düşünüyorum. Öykülerimde karanlıkla karşılaşan insanlar var; yönlerini de buluyorlar.

Bu düşüncelerinizden sonra yazma amacınızı ve edebiyata bakışınızı netleştirmiş olalım mı?

Elbette. Yazarken amaçladığım şey varoluşla, ilişkilerle veya kendileriyle hesaplaşma duygusu taşıyan ya da taşımış olan okurlarıma yalnız olmadıklarını hatırlatmaktı. Edebiyatın en büyük tesellisinin bu olduğuna inanıyorum. Belki de bir öykünün yapabileceği en değerli şey, okura kendi karanlığında tek başına olmadığını hatırlatmaktır.

BİRÇOK ÖYKÜSÜ ÖDÜLLENDİRİLDİ

Canan Sancak, 1992 yılında İzmir’de dünyaya geldi. İstanbul’da edebiyat ve psikoloji eğitimi alan Canan Sancak, İtalya’da Türkoloji Enstitüsü’nde dilbilim alanıyla ilgilendi ve Venedik Devlet Arşivi’nde Osmanlıca-İtalyanca çeviriler yaptı. Yüksek lisans eğitimini İstanbul’da Klinik Psikoloji alanında tamamladı. Varlık, Lacivert, Trendeki Yabancı gibi dergilerde öyküler yazdı. 2021’de "Kızıl Su" isimli öykü dosyası ile Yaşar Nabi Nayır Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. Ayrıca 2022 yılında "Miklagard" isimli öyküsü PEN Türkiye ve PEN Norveç iş birliğiyle Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı. 2022 Oğuz Atay Öykü Yarışması kapsamında hazırlanan seçkide ise "Mine Ailesi" öyküsü ile yer aldı. Aynı yıl Zühre Yıldızı adlı öyküsü Edebiyatist Kristal Kalem Mansiyon Ödülü kazandı. 2023 yılında "Kızıl Su" isimli öykü dosyası Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle yayımlanmaya değer bulundu.

Kalp Bir Kastır Yorulur / Canan Sancak / Can Yayınları

2. Cennetteki Adem Internet Icin

Ah şu birbirinin aynası az gelişmiş ülkeler

Meksika'nın ve Hispanik edebiyatın en büyük isimlerinden Carlos Fuentes'in artık baskısı bulunmayan eserlerinin yeni yayınevi tarafından yeni kuşak okurlarla buluşturulması çok güzel gelişme. Yazarın kimilerine göre 'başyapıtı' sayılan 'Terra Nostra'sı geçtiğimiz haftalarda yayınlanmıştı. Fuentes'in topyekün yozlaşmanın ve hukuksuzluğun pik yaptığı bahtsız ülkesi Meksika'nın modern zamanlarının yazgısını kendine has ironik işlediği ve Emrah İnce'nin çevirdiği romanının konusu şöyle....

PARALEL SOSYOLOJİLER

Adán Gorozpe tek bir doğru tercih yapmış ve Kek Kralı Don Celestino’nun kızı Priscila Holguín’le evlenmiştir. Gorozpe, kendini evrenin ve hayatın merkezi sanmakta olan 'hukukçu' bir iş insanıdır. Eşi Priscila ise medyada boy göstemekten çok hoşlanan arzu nesnesi bir kadındır. Ancak Gorozpe’nin bu göz alıcı dünyası, “asayişten sorumlu bakan” koltuğuna oturan jambon suratlı Adán Góngora'nın güzel eşine göz koyduğu an çatırdamaya başlar.

Gönüllerin Nobel ödüllü yazarı Carlos Fuentes, kara talihi bizimkini aratmayan ülkesi Meksika'nın yavaş yavaş çöküşünün tasvirini etkili bir dille yaparken onun hiciv gücünden nasiplerini güç ve iktidar arenasının aktörleri, sosyal hayatın her köşesinde yerini kapmış hırsız ve yolsuzlar, sınırsız para iktidarın peşinde eli kanlı uyuşturucu çeteleri ve toplum düşmanı politikacılar da layığınca alıyor.

Cennet’teki Âdem / Carlos Fuentes / Everest Yayınları

3. Kaybolus İbtisam Internet Icin

Bu topraklar için daha ne romanlar yazılır

Filistin coğrafyasının soykırım, yokluk ve esaret altında eriyip giden halkının çektiği acıların kaydını, diasporada yaşayan edebiyatçıları tutuyor.

Filistin halkının yaşadığı büyük felaketin anısını, topraklarından ve mülklerinden edilen halkının kayıplarını onların iç dünyalarındaki yansımalarıyla anlatan İbtisam Azem'in dokunaklı romanının konusu şöyle...

Genç Alâ, “Büyük Felaket”i yaşamış olsa da direncini kaybetmemiş sevgili anneannesinin ardından yas tutmaktadır. Kapı komşusu İsrailli Ariel ise, İsrail hükümetinin baskıcı ve militarist politikalarına eleştiriyle yaklaşsa da halen Siyonist ideallere bağlılık duyan bir gazetecidir. Bu iki arkadaş arasındaki denge akıl almaz bir olayla yerle bir olur: Beklenmedik bir anda Filistin halkı sırra kadem basmış, böylece İsrail tarafının en büyük hayali gerçekleşmiştir. Yakın arkadaşını kaybetmesine rağmen ele geçen fırsatları görmezden gelemeyen Ariel, bir yandan sokağın ve politikacıların nabzını tutarak ipuçları ararken, bir yandan da Alâ’nın ele geçirdiği günlüğünün sayfalarında gezinerek koca bir toplumun uğradığı derin haksızlık ve acılarla yüz yüze gelir.

Kayboluş Kitabı / İbtisam Azem / Yapı Kredi Yayınları

4. Psikolojinin Internet Icin

Psikoloji tarihinin abc'si

Psikoloji, yönetim ve nörobilim alanlarında birçok kitabı olan psikolog Nicky Hayes, psikoloji eğitimi, araştırma yöntemleri ve uygulamalı ruhbilime katkılarda bulunan önemli araştırmacı ve bir bilim insanıdır. Geçtiğimiz aylarda Türkçeye "Nasıl Düşünürüz? - Hislerimizin ve Davranışlarımızın Ardındaki Sebepler" adlı bir başka kitabı çevrilip yayınlanan Hayes, bu kitabında psikolojinin köklerine ulaşma çabasını antik dönemlere kadar götürüyor.

Hayes'in antik dönem düşüncesindeki psikolojinin varlığına ilişkin kitabında şunları söylüyor:

"... İnsan doğasıyla binlerce yıldır ilgilen-mekteyiz. Ancak bu fikirler psikoloji midir? Hayır, değildir. Kesinlikle insanlarla ilgilidir, ancak gerçekte görüşler ve izlenimlerdir. Psikoloji bir bilimdir ve insanları incelemek yalnızca araştırma sonucu elde edilen kanıtlarla desteklendiği müddetçe psikoloji haline gelir... Psikolojinin bildiğimiz haliyle gelişmesi bilim ve bilimsel yöntemlerin ortaya çıkması sayesinde olmuştur."

Psikolojiye dair genel bilgi edinmek isteyenler için pratik bilgiler içeren bu kitap, özellikle basit ve sade anlatımıyla dikkat çekiyor.

Psikolojinin Kısa Tarihi / Nicky Hayes / Alfa Yayınları