Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı, ilk romanında okurunu şu 'tekinsiz' soruyla baş başa bırakıyor: Karşınızdaki kişiyi ne kadar tanıyabilirsiniz?! Balkanlı'nın 'ötekiler'e, sırlar ve gölgede kalanlara dair ilk romanı "Öyle Uzak ki Evim", bir düş adasında geçiyor. Roman, sürükleyici üslubunun yanı sıra, gerilim ve polisiye unsurlarını tadında harmanlamasıyla dikkat çekiyor.

Yayımlanmış ilk kitap, yazarı için gerilimli bir sürecin ilk zirve noktasıdır. Kimileri için onca uğraşın somut karşılığı alınmıştır, ikinci kitabın esini uçuşana kadar kendince bir esriklik hali sürer gider. Kimileri için ise yeni farklı gerilimlerin nedenidir kitap.

Bakalım okurlar sevecek midir yeni yazarını ve kitabını...

Bir yenisi için bir ilgi pırıltısı, küçük bir teşvik beklenir. Ancak neredeyse bütün yazarların yıllar ve kitaplar sonrası söylediği şey hiç değişmez:

Her kitap, kendi gerilimi ve heyecanıyla doğar.

Trendsetter, İzedebiyat, Eşik Cini gibi basılı mecraların yanı sıra Hürriyet Agora, altZine, Avlaremoz ve Mikroscope gibi dijital platformlardaki öykü ve yazılarından tanıdığımız Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı, geçtiğimiz aylarda yayımlanan ilk romanı "Öyle Uzak ki Evim"de öncelikle 'öteki olma duygusunun' farklı yönlerini, yarattığı düşsel ada Gevenli'de bir araya getirdiği karakterlerinin gerilimli ilişkileriyle anlatıyor.

Romanda olaylar, genç bir gazetecinin biraz küçük bir kaçamak biraz da sıradan bir aile meselesini çözmek için Gevenli'ye gelmesiyle başlıyor. Meslek hastalığına, yani merak duygusuna yenik düşen gazeteci Aslı'nın ilk fark ettiği şey, geçmişin ve günün kendisine yansıyan / yansıtılan gibi olmadığıdır. Sanki herkes elbirliğiyle büyük bir sırrı saklama gayreti içindedir. Aslı geçmişi kurcaladıkça, söylentilerin, fotoğrafların, mektup ve notların kendisini başka bir geçmişe ve âna götürdüğünü hisseder. Bir yandan da anlar ki, adada karşılaştığı insanlar ne sandığı kadar kötü ne de umduğu kadar iyidir.

'Öteki'nin ve 'ötekiliğin' yanı sıra 'başkalığın', 'izolasyonun', 'sırların' ve 'suç ve itirafların' romanı "Öyle Uzak ki Evim!"

Ömür Hanımla söyleşimizden onun kişilik özelliğine dair aklımda ilk kalan özelliği, her iyi okurun empati kurabileceği, örnek alabileceği güzel alışkanlığı, yani kitapları bir teselli nesnesi görmesi. Gerçekten de modumuz düştüğünde iyi bir kitaba ya da filme sığınmak, ara ara hepimizin yaptığı şey değil mi?

Bu anlamda "Öyle Uzak ki Evim", modunuzun düştüğü zamanlarda bir çırpıda okuyabileceğiniz, sizi kendinizle esenlik içinde baş başa kalmanızı sağlayacak, merak duygusu yerinde, sürprizi bol bir roman.

Onunla söyleşirken elbette 'bir ilk romanın' hangi duygularla ve nasıl bir iklimde yeşerip filizlendiğini de anlamak istedim. Bir yazarı ilk kitabıylı birlikte 'iyi tanımak' önemli. Ardından on kitap daha yazsa, kafanızda ona dair oluşan ilk izlenim genellikle hep aynı kalır çünkü. Asıl sözlere daha çok yer kalsın diye de söyleşi formatında küçük bir değişikliğe gittim ve küçük başlıklarla onun cevaplarını bağımsız bir biçimde verdim.

OKUMANIN İLK HAZZI

"Bir yazarın yaptığı en sıradan eylem okumaktır ama 'okumak' bende bir çocukluk sevdası olmadı. Annem babam çok okurdu… Evimizdeki kütüphane çok zengindi. Okumanın hazzını ilk kez sanırım ortaokul yıllarındayken tattım, lise bittiğinde de hız kazandı. O dönemde Hermann Hesse elimden düşmezdi. "Siddhartha" çok popülerdi ama ben Demian ile Narziss ve Goldmund’dan etkilenmiştim daha çok. Ardından Thomas Mann, Goethe, Stefan Zweig gibi klasiklerle birlikte Beat Kuşağı’na yöneldim. Mesela, kimileri pek kasvetli bulabilir ama Richard Brautigan’ın “Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek”ini çok sevmiştim. Sanırım kasvetin yanı sıra, bunalım, yabancılaşma, toplum dışına itilmişlik gibi temalar beni çok etkilemişti. Kuşkusuz, okumak, çok okumak, okumayı çok sevmek, yazarlığa giden yoldaki ilk basamaklar. Ama sadece okumak, onun hazzına erişmek, iyi bir okur olmak da büyük bir şans."

ÖYKÜDEN KIVILCIMLANAN ROMAN

"Her roman gibi "Öyle Uzak ki Evim"in de bir yaratılış vesilesi var. "Simyondaki Kız" adlı öyküm ilk romanım için gerçek bir esin kaynağı oldu. Romanımın ana kolonunu teşkil eden bu öyküde karakterler yoktu, öyküyü işledikçe karakterler birbiri ardına belirdi. Elbette birçok roman gibi yazım sürecinde bana pek çok kez sil baştan yaptırdı. Ana hikaye değilse bile ayrıntılar çok değişti, birçok konu, ilişki ve ilinti tekrar tekrar ele alındı, yazıldı. "Öyle Uzak ki Evim", toplumdan ayrıştırılmış olmanın, öte olma duygusunun, izole bir hayat yaşamak zorunda kalmanın insanda ne türden etki ve değişimler yarattığını irdeliyor öncelikle. Sırların, eski fotoğrafların izinde bir gerçeğin peşine düşen genç bir gazetecinin yaşadığı ruhsal değişimi anlatırken diğer karakterlerin hapsoldukları hayat içinde hangi gerçekleri hapsettiğini de ortaya çıkarmaya çalışıyor."

1. Manset2 Internet Icin (1)

BİR HAYAL ADASINI ÇİZMEK!

"Bazı okurların Gevenli Adası'nı haritadan bulmaya çalıştığını ya da hangi gerçek adanın bir simülasyonu olduğunu anlamaya çalıştıklarını duyuyorum. Bu çok hoş. Ama bir hayal adası Gevenli. Neden bir hayal adasına gereksinim duydum?.. Çocukluğumdan beri okuduğum romanların etkisiyle zamanla kafamda yarattığım irili ufaklı adaların bir toplamı olsun istedim belki de. Zihnimdeki 'ada' özlemi dinsin, bir karşılık bulsun istedim. Bu arada baş kahramanımız Aslı'nın dedesinin yaşadığı ada, adını şifa kaynağı olarak bildiğimiz 'Geven Otu'na borçlu. Gevenli Adası haritasına gelince... Yazma sürecinin bir yerinde kendimi ispirtolu kalemlerle adanın mekanlarını sokaklarını farklı renklerle imlerken buldum. Sonra bu krokiyi okurdan mahrum bırakmak istemedik ve küçük bir armağan kartı olarak romanın sayfaları arasına koyduk. "Neden ada?" diye soranlara verebileceğim tek cevap şu;

Aslı'nın ve bir diğer başat karakter Çiçek'in ruh dünyasını dış etkenlerden kurtarıp izole bir mekanda yalın bir biçimde işleyebilmek için bir ada yarattım. Okurun da karakterlerin de kendi ruh dünyalarına özgürce dönebilmesi için bu gerekliydi sanırım."

BİRİNCİ ŞAHSIN AĞZINDAN...

"Romanın geneline baktığınızda ya da sayfa sayfa okudukça ona sürekli bir gerilim unsurunun hükmettiğini görürsünüz. Zaten okudukça da merak unsuru giderek artacak, olayların akışı hız kazanacaktır. Ama bütün bunlara rağmen “Öyle Uzak ki Evim” için bir polisiye romanı diyemeyiz. Ben dışarıdan baktığımda onu psikolojik, sosyolojik tarafları ağır basan ve kirli gerçekçiliğe meyleden bir roman olarak görüyorum. Yazarken onu bir türe hapsetmekten ziyade, iyi bir edebiyat eseri çıkarabilmenin, meselemi okuyucuya bütünlüklü ve eksiksiz anlatabilmenin derdine düştüm daha çok. Romanın omurgasını inşa ederken, zorlandığım şey, anlatım dilini oturtmaktı. Bir süre serbest dolaylı anlatım üzerinde çalıştıktan sonra, birinci tekil anlatıcı da karar kıldım. Bu anlatıcı beni hem yazma konusunda daha rahat hissettirdi hem de karakterlere uyum sağladı."

BİRİNSANI NE KADAR TANIYABİLİRİZ?

Romanın arka kapak yazısındaki bu vurucu cümle, aslında kendimizden başlayarak bir sorgulamaya götürüyor bizi. Bir insanı, sürekli değişim halinde olan, yeri geldiğinde kendini tanıyamayan bir başka varlığın iç dünyasına ne kadar girebiliriz?

Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı ile söyleşirken bu konu kendi doğal akışı içinde vurgulandı ve önem kazandı:

"Bana göre romanın kilit cümlesi bu. Zaten okur bu soruyu bir biçimde roman boyunca hep kendine soracak.

Hayatta öyle bir an geliyor ki, en yakın arkadaşımız ya da ailemizden biri bize ansızın yabancılaşıyor. Onu aslında hiç tanıyamamış olduğumuzu dehşetle fark ediyoruz.

Bu gerçek hayatta her zaman yaşanması muhtemel durum, romanda da sürekli vurgulanıyor. Misal, Aslı’nın Arman üzerindeki şüphesi, çelişkili düşünceleri biraz da ailesinden alamadığı güven ve sevgi duygusundan kaynaklı. Ailesine bile güvenemezken bir yabancıya güvenmesi zor. Aslında Arman’ın küçücük bir hareketi ile ona güvenmeye çoktan hazır. Üstelik sadece Arman’da değil romanın hemen hemen bütün karakterlerinde bu muallak durum hep var. Bir karakter için tam anlamı ile iyi ya da tam anlamı ile kötü diyemiyoruz. Bunun sebebi, gerçek hayatta insanlarında her iki özelliği de barındırdıklarını düşünmem. Ben karakterlerin, tek boyutlu tiplemelere dönüşmesi yerine kanlı canlı gerçek insanlar olması için çaba gösterdim.

Öyle Uzak ki Evim / Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı / Edisyon Kitap

2. Theo Internet Icin

Hayatı roman olan yazardan
uluslararası
çok satar

Kendi hayat hikayesi adeta bir roman olan bir yazarın bir anda çok satanlar listesine girmesi aslında pek de şaşırtıcı bir şey değil.

1956 yılında ABD'de dünyaya gelen Allen Levi, Georgia Üniversitesi'nde İngilizce ve Hukuk bölümlerinden mezun olmuş. 1980-1990 yılları arasında avukatlık yapan Allen Levi, ani bir kararla avukatlık mesleğini bırakıp İskoçya'ya taşınmış. Orada Edinburgh Üniversitesi'nden İskoç kurgu edebiyatı alanında bir derece alan Levi, memleketine dönmüş üç yıl daha avukatlık yapıp 1996 yılında profesyonel müzik alanına yönelmiş.

O yıllardan bu yana gezici müzisyenlik yapan, dinleyenlerine kendine özgü, düşündürücü şarkılar yazıp söyleyen sanatçının yirmiden fazla albümü ve pek çok şarkısı bulunmakta.

2014 yılında, vefat eden kardeşi Gary'ye duyduğu sevgi ve yakınlığını kitaplaştırdığı "The Last Sweet Mile"ı yayınlamış. Ardından da bir şarkıdan uyarladığı "Oliviatown" adlı bir çocuk kitabını küçük okurlarla buluşturmuş.

2023 yılında kendi imkanlarıyla bastırdığı romanı Theo of Golden'ın benzersiz başarısına karşın, baba evinde ve topraklarında aile geleneklerini bağlılıkla sürdüren Allen Levi, onca parlak uğraşına rağmen günün birinde gerçek bir sanatçı olmanın hayalini kuruyor.

KASABANIN BİLGE YABANCISI

Dünya çapında iki milyondan fazla satan ve yüreğe işleyen bir dostluk öyküsünün anlatıldığı Theo'nun konusuna gelince...

Bir sabah Golden kasabasına yaşlı bir yabancı gelir. Adı Theo’dur. Kasabalı için onun nereden ve neden geldiği tam bir sırdır. Zamanını kasabanın popüler kafesinde geçirdiği ilk günlerde Theo'nun dikkatini mekanın duvarlarında asılı karakalem portreler çeker. Zamanla bu portreleri tek tek satın alan Theo, resimleri sahiplerine ulaştırmayı görev edinir.

Böylelikle, her portreyle birlikte geçmişin loş labirentlerinde takılıp kalmış hikâyeler bir kez daha canlanmaya, kırık kalpler, yarım kalmış hayaller, eski dostluklar, kayıplar, umutlar ve insanları birbirine bağlayan gizli bağlar gün yüzüne çıkar. Dokunduğu her hayatı değiştiren bu esrarengiz adam, Golden halkına çoktan unuttukları bir gerçeği hatırlatacaktır: Bir insanın hayatını değiştirmek için bazen tek gereken şey, gerçekten görülmektir.

Theo / Allen Levi / Destek Yayınları