En tatsız yüzleşme, daha doğrusu hesaplaşma, kapitalizmi biraz da bizim sınırsız heveslerimizin doğurup - büyütüp - beslediği gerçeğiyle olandır. Amerikalı ünlü feminist teorisyen Nancy Fraser, "Yamyam Kapitalizm" adlı çalışmasında, her şey için geç kalınıp kalınmadığını, güncel küresel meseleler ışığında ele alıyor.

Birazcık olsun yanlış anlamamış ve gözlemlememişsem birçoğumuz hesapta kapitalizme karşı çıkıyoruz ancak onun şekillendirdiği, öğrettiği hayatı sevmekten ve arzulamaktan geri durmuyoruz.

Şöyle ki!..

Başta pahalı telefonlar olmak üzere tüm dijital cihazlarımız en iyisi olsun istiyoruz ama neredeyse her yıl çöpe atılan yüzmilyonlarca dijital cihazın milyonlarca tonluk yongasını, zehirli kimyasallar içeren pillerini düşünmüyoruz. Aktarmadan aktarmaya, bir uçuştan diğerine koştururken biri de sizin bineceğiniz binlerce uçağın semaya saldığı gazı, siz egzotik bir limanda selfie yaparken seyahat ettiğiniz devasa cruise gemisinin onca sintineyi boşalttığı yüzlerce varilin hangi üçüncü dünya ülkesinin topraklarına gömüldüğünü umursamıyoruz.

Çünkü!..

Kapitalizm, tüketim hırsını dizginlerini koparmada olduğu gibi umursamazlığı ve bencilliği bulaşıcı bir hastalık gibi yaymakta çok mahir.

HAYAT NE KADAR VERİYORSA...

Nanhcy Fraser'in sorguladığı gibi, hepten hapı yuttuk mu bilmiyorum. Sosyal medya devriminden sonra artık herkes hayat potansiyel olarak ne sunuyorsa hepsini talep ediyor. Herkes adını bile telaffuz edemeyeceği Rönesans ressamlarının eserlerini yerinde görmek, Trevi Çeşmesi önünde instagram için bir karecik olsun fotoğraf çektirmek, İspanyol Merdivenleri'nde pizza dilimini yemek istiyor. En düş gücü kıt olanımız marketlerdeki derin dondurucular ağzına kadar dolu olsun, her biri ulaşılabilir, satın alınabilir, mümkünse sağlığımıza zararlı olmasın istiyor. Herkes durmaksızın, hesapsızca, şuursuzca istiyor, çünkü başka türlüsünü bilmiyor. Gelecekten ödünç alınmış görece bolluk içinde Pompei'nin son günlerini yaşadıkları gerçeğinden gözlerini kaçırıyorlar. Kapitalizm bütün nimetleriyle bir velinimet gibi elini başlarından çekmesin ama hem iyi huylu ve güzel fikirli hem vicdanlı ve adil davransın istiyorlar. Paylaşmasınlar ama tüketsinler, en iyilerine sahip olsunlar ama eşitsizlik de olmasın umuyorlar. Kısacası sınıf şuursuzluğunda nirvanayı yaşıyorlar.

GERÇEKTEN HAPI YUTTUK MU?

Kapitalizmi "Kâr odaklı bir ekonomiyi, düzgün işleyebilmesi için ihtiyaç duyduğu ekonomi dışı destekleri "yağmalayabilsin" diye yetkilendirmiş toplumsal bir düzen" olarak tarif eden Amerikalı feminist teorisyen Nancy Fraser, biz okurlara fena halde başımızın dertte olduğunu söylüyor ve bu kronikleşmiş sorunun çerçevesini şöyle çiziyor:

"Ezici bir borç yükü, güvencesiz çalışma, her geçen gün azalan geçim kaynakları, alanı daralan kamu hizmetleri, dağılıp parçalanan altyapılar, giderek geçilmez hale gelen sınırlar, ırkçı tonu artmış şiddet, ölümcül salgınlar ve şiddetli meteorolojik olaylar!.."

Çağdaş eleştirel düşüncenin önemli isimlerinden olan Fraser, "Yamyam Kapitalizm" adlı kitabında, üzerimizde baskı oluşturan şu can yakıcı soruların cevaplarını arıyor:

"Gerçekten hapı yuttuk mu?.. Bizi adım adım yok oluşa sürükleyen bu toplumsal sistemi ortadan kaldırmanın yolunu bulabilir miyiz?.. Sistemin yarattığı çoklu krizleri ele almak üzere bir araya gelebilir miyiz?"

KAPİTALİZM ANLAYIŞIMIZI GENİŞLETMELİYİZ

Fraser kitabında, kapitalizm anlayışımızın sınırlarını genişletmemiz gerektiğini vurgularken (ben iki paragraf yukarıda o sınırları tersten genişlettiğimizi anlatmaya çalışmıştım) kapitalizmin ırkçılığının yapısal bir özellik olduğunu ifade ediyor. Yazar, kapitalist krizin başlıca alanlarından birinin toplumsal yeniden üretim meselesi olduğunu başlı başına bir konu başlığı olarak ele alırken eko politikanın çevre ötesi ve antikapitalist olması gerektiğini savunuyor.

Ve kitabın son bölümlerinde birbirinden ilginç üç konu başlığı var "Yamyam Kapitalizm"in:

* Eko-politika Neden Çevre-ötesi ve Antikapitalist Olmalıdır?..

* Sermaye Neden Siyasi Krizden Beslenir?..

* Sosyalizm Yirmi Birinci Yüzyılda Ne Anlama Gelmelidir?..

KAPİTALİZMİN DÖRT AYAĞI

"Kapitalizmi, kapitalist bir ekonomiyi olanaklı kılan ekonomi dışı dört koşulu içeren kurumsallaşmış toplumsal bir düzen olarak hayal etmiştik... birinci koşul, boyun eğdirilmiş halklardan, özellikle de ırksallaştırılmış kitlelerden elde edilen başta toprak olmak üzere, doğal kaynaklar ve ücretsiz ya da düşük ücretli bağımlı emekten oluşan- büyük bir servet fonu... İkincisi toplumsal yeniden üretime tahsis edilmiş ücretsiz veya düşük ücretli ve genellikle kadınlar tarafından icra edilen emekten oluşan hatırı sayılır büyüklükte bir fon... Üçüncüsü, insan dışı doğadan gelen ücretsiz veya çok ucuz girdilerden oluşan devasa bir fon... Dördüncüsü ise, devletler ve diğer kamusal güçler tarafından sağlanan geniş bir kamu malları repertuarı...

Bu dört koşulun her biri, kapitalizmin ekonomisinin vazgeçilmez bir ayağını temsil eder."

FEMİNİST TEORİNİN ÖNEMLİ İSMİ

1947 doğumlu Amerikalı feminist kuramcı Nancy Fraser, önce felsefe eğitimi aldı, ardından eleştirel toplumsal teori ve siyaset felsefesi alanlarında uzmanlaştı.

Feminist kuramın ötesine geçen kapsamlı analizleri ve eleştirel toplumsal teoriye olan katkılarıyla ilham verici bir figür olmaya devam eden yazarın Türkçeye çevrilmiş diğer eserleri şunlardır:

* İhtiyaçlar Mücadelesi - Agora Kitaplığı, 2006

* Çatışan Feminizmler - ortak yazar - Metis Yayınları 2008

* % 99 İçin Feminizm: Bir Manifesto - Sel Yayıncılık, 2021

* Kapitalizm: Eleştirel Kuram Çerçevesinde Bir Söyleşi, Nika Yayınevi - 2023

* Feminizmin Yazgıları - Ayrıntı Yayınları, 2025

Yamyam Kapitalizm / Nancy Fraser / Ayrıntı Yayınları

2. Ingeborg Internet Icin

Yazmak zorunda kalınmış şiirler

Hepimiz onu erken ve trajik ölümüyle hatırlarız. Elbette Malina'sıyla da. Ancak o Heidegger, Wittgenstein ve varoluşçuluk üzerine konusunda uzmanlaşmış bir şair ve yazardı. Düşüncenin kıvrım uçlarında dolaşmış böyle kaç şair vardır ki!..

1926'da Avusturya'nın Klagenfurt şehrinde doğmuştu. Yıllar boyunca Fransa, İngiltere, Polonya, İtalya ve ABD'ye seyahatler yaptı. Gerçek bir Avrupalıydı.

1965'ten itibaren hayatını Roma'da sürdürmeye başladı, 1973 yılında, hayatının belki de en verimli yaşındaydı canına mal olan uğursuz yangına kadar.

Aslında hayatıyla da şiirin iklimini var eden, nadir entelektüellerdendi.

1963 yılında şiir yazmak zorunluluğu duymamasına karşın, şiir yazmayı istediğinde başarıp başaramayacağı kuşkusuna kapıldığından söz etmişti. Bu ifade onun şairliğindeki titizliğini, şiirlerini sürekli ölçüp tartmadaki sabrını anlatması açısından çok önemli bir gösterge.

Ona göre şiir, ancak şiir yazmadan yaşanamayacaksa” yazılmalıdır.

Bachmann öykü ve romanlarında olduğu gibi şiirlerinde de yalnız, bungun, kafası karışık, varoluşun yükü altında ezilen sorunlu bireylerin gölgelerini izleriz.

"Büyük dünya korkusunun çocuğuyum,

Barışa ve sevince asılan.

Çan seslerinin adım adım gün içerisinde ilerlemesi gibi

Ve tırpanın olgun tarlada.

Ben, o durmadan ölümü düşünenim."

derken bize kendi yalnızlığımızı da çaresizce hissettirmiyor mu?..

Ama asıl hayatı ve ölümü, kalabalık içinde bir başına kalınmışlığı "Çok Anlamlı Olabilirdi" adlı şiirinde anlatır...

Çok anlamlı olabilirdi: tükenmekteyiz,

Gitmek zorundayız, çağrılmadan geliriz.

Ama konuşmak ve anlaşamamak,

Ve bir an bile kavuşamayan ellerimiz,

Yıkmakta bunca şeyi: kalıcı değiliz.

İlk adımlarımızı korkutur yabancı işaretler,

Bir çarpı işareti parçalar bakışmaları,

İstenen, yalnızlıklarda eriyip gitmemiz.

Tabii ki yalnızlıklarda tükenmekte, eriyip gitmekteyiz!.. Sürekli hareket halinde olduğumuz bir varoluşun bizi nereye götürdüğü gerçeğini bir saniye bile unutmak mümkün mü?.. Sefil varoluşumuzu sürdürürken arzuyarımıza inat yok etmeye doyamayız.

Infgeborg Bachmann şiiri, birçok şeydir ama sanırım en çok insanın kendi zavallı yüzüyle bakışmasıdır.

Almancanın en yetkin isimlerinden şair Ahmet Cemal enfes çevirileriyle yapılmış bu derleme, Ingeborg Bachmann’ın "gün ışığına çıkarılmış" şiirlerinden Türkçeye kazandırılan en kapsamlı çalışma olma özelliğini taşıyor.

Tek romanı Malina, öyküleri, denemeleri, radyo oyunlarıyla sevdiğimiz sanatçının şiirleri, yalnızlığınızı artırmaya yol açıyor hissiyatı verse de asıl yaptığı etki bence yalnızlığınızla sizi barıştırmasıdır.

Toplu Şiirler / Ingeborg Bachmann / Yapı Kredi Yayınları

3. Cicekci Kadın Internet Icin

Çiçekçi dükkanındaki gizem

Bazı romanlar gerçekten derli toplu, gizemi, cazibesi, dili, anlatımıyla dört başı mamur oluyor. Güney Koreli yazar Minyoung Kang'ın Çiçekçi Kadın'ı daha ilk sayfasından sizi içine çekiyor ve sayfalar boyunca enerjisi hiç düşmüyor.

Romanın konusu şöyle...

Seul'un sosyetik semti Gangnam'da, Dosan Parkı yakınlarındaki küçük çiçekçi dükkânından ayağını içeri atan kişinin yüzüne önce esenlik duygusu çarpar.

Saksılardaki özenle büyütülmüş bakımlı çiçekler, saksıların toprağından yükselen o buruk koku ve o dükkanda bir bitkiden diğerine koşuşturan Yuhui.

Çiçekçi adamla birlikte mekan, zaman içinde sadece bitkilerin değil, hayata yeniden tutunmaya çalışan insanların sığınağı haline gelmiştir.

Akşam olsa, diğer dükkanlar kepenklerini bir bir indirseler de bu dükkanda hayat adeta yeni başlamaktadır.

Hayatlarındaki sorun kaynağı erkeklerden kurtulmak isteyen soluğu bu dükkanda alırken civarda neredeyse her gün birisi sırra kadem basmaktadır. Bu durum Yuhui'nin rutinini asla bozamaz. O her sabah, bir önceki gün gibi dükkânını huzurla açar, bitkilerini sular ve her zamanki gibi hayatına devam eder.

Peki onca kayba ve onca gizli kapaklı işte bu dükkanın sahibinin bir rolü var mıdır?

Çiçekçi Kadın / Minyoung Kang / TİMAŞ Yayınları

4. Dubrovka Internet Icin

Mitolojik canavarın yumurtası

Sayısız Slav masalında rastladığımız, küçük çocukları kaçırıp yiyen bir canavar olarak bilinen Baba Yaga, bazen de masallardaki kahramanlara kılavuzluk eden bir bilge olarak tanınır.

Kısa bir süre önce birbirinden önemli denemelerinin yer aldığı

Ten Çağı adlı kitabını tanıttığım Dubravka Ugrešić, Baba Yaga’nın Yumurtası" adlı bu kitabında bizi sıradan bir dünyanın gaileleriyle baş başa bırakırken bir anda fantastik alemlere de davet ediyor.

Sık sık “kelime sıkıntısı” çeken yaşlı kadınla kızının hikâyesiyle başlayıp devamında bir kaplıca şehrinde olan biteni anlatmaya girişen yazar, hikâye içinde hikâyeler, büyülü gerçeklikler inşa ediyor ve nihayetinde sembolik bir analize varıyor.

Yazarın her kitabı bir öncekinin dışında özgünlük ve benzersizlikler taşıyor.

Baba Yaga’nın Yumurtası / Dubravka Ugresic / Alfa Yayınları

5. İcimdeki Kalabalık Internet Icin

İçimdeki Kalabalık

Günümüz öykücülüğümüzün değerli isimlerinden Gamze Güller'in ilk öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık" yeni kapağı ve baskısıyla bir kez daha okurlarıyla buluştu. Güller'in yayımlanmış "Beşinci Köşe" adlı bir öykü kitabıyla "En Çok Onu Sevdim" adlı bir romanı bulunuyor.

Gamze Güller’in edebiyat serüveninin başlangıç noktası olmasının yanı sıra, insan ruhunun kırılgan ve dirençli yanlarını aynı anda tasvir eden bu kitabında, Dağların Soluğu, Ağrı, Otel, İçimdeki Kalabalık, Gel Pisi Pisi, Ölümün Rengi, Kutu, Kayıp Aranıyor, Nihal mi Acaba?, Noel Baba'nın Bisikleti ve Parkta adlı on bir öykü bulunuyor.

İçimdeki Kalabalık / Gamze Güller / Everest Yayınları