Edebiyat ve müzik tarihimizin unutulmaz eserlerinden biri olan Agora Meyhanesi, yalnızca bir meyhane anlatısından ibaret değildir. Her dizesinde derin bir hüzün, buruk bir özlem barındıran bu şiir, kıymetli bir yaşam hikâyesini içinde taşır. İzmir’de 1959 yılında tıp fakültesinde okuyan Onur Şenli tarafından kaleme alınan bu şiir, kaybolmuş karşılıksız aşkların, hatıraların ve geçmişe duyulan özlemin buğulu yankısı olmuştur. Onur Şenli’nin bu unutulmaz şiiri, yıllar içinde bestelenmiş ve halkın dilinde efsanevi bir şarkıya dönüşmüştür.

Onur Şenli Dostlarıyla Birlikte

Bu yazıyı yazmadan önce Onur Şenli’yi sevgi ve saygıyla hatırlarken, hafızamın derinliklerine doğru hüzünlü bir yolculuğa çıktım. Yeni Asır yıllarım... Tam 37 yıl önce.

Sene 1988... Muhabirlik yapıyorum… Usta gazeteci bir arkadaşımla birlikte Akhisar’a önemli bir haber takibi için gidiyoruz. Sanıyorum bir iki gün Akhisar’da kalmamız gerekecekti. Haberin peşinde koştuğumuz ilk günü atlattıktan sonra mütevazı otelimize dönmüştük. Otelin o dönemin koşullarında salaş olan meyhane tipi restoranında, tam sofraya oturmak üzereyken bizi gülümseyişiyle selamlayan Onur Şenli ile karşılaştık. O günlerde adını yeni duymuştum. Ama hiç karşılaşmamıştık, hatırladığım kadarıyla nazik davetiyle onun masasına konuk olmuştuk. Şiirli, sohbetli, rakılı, çok uzun süren o kahkahalı geceyi hiç unutmadım. Onur Şenli o yıllarda 48 yaşındaydı. Kıymetli eşi, ömrünün büyük bölümünde sevgiyle aşkı harmanlayıp hayatı güzel duygularla paylaştığı TRT’nin unutulmaz sanatçısı Değerli Kıymet Unutma ablamızla evlenmiş miydi, hatırlamıyorum. Evlenmiş ya da bir iki yıl içinde evlenmek üzereydi herhalde. Önceki yıllarda Kıymet Unutma’ya ilgi duymuş, ama bir araya gelememişti. Onur Şenli hayat yolunda şiirsel bir kader buluşmasıyla, yıllar sonra Kıymet Abla ile şiir gibi bir evliliğe imza atacaktı. (Değerli Kıymet Ablayı saygıyla selamlıyorum.)

 Onur Şenli ile bir sonbahar zamanı Akhisar akşamında başlayan dostluğa ve şiire dayalı iletişimimiz her zaman sürdü. İstanbul yıllarım başladığında doğal olarak bu dostluk ilişkisi bir dönem kesintiye uğradı. Ama O’nun Agora Meyhanesi şiiri ile ünlenen 1890 yılında açılıp serüveni hala devam eden İstanbul Balat’daki Agora1890 adlı meyhanede dostlarla rakı içip sevgili Onur Şenli’nin kulaklarını çınlattığımız güzel bir gece, hala hafızamın derinliklerinde değerli bir hatıra sayfası olarak yerini korumaktadır.

Onur Şenli, 1940 yılında demiryolcu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Renkli bir çocukluktan sonra hayatını tıp alanına adadı, doktor oldu ama şair yanı hiçbir zaman sönmedi. O, yalnızca bedenleri değil, ruhları da iyileştirmeye çalışan bir sanat âşığıydı.

Gerçek Agora Meyhanesi

AGORA MEYHANESİ

BİR AŞK HALİ ÖZETİ

Liseli yıllarında, komşusunun kızına duyduğu platonik aşk, onun edebiyat yolculuğunun ilham kaynağı oldu. Bir gece, üniversite yıllarının başlangıcında salaş bir meyhanede, o genç kızı hatırlayarak uçsuz bucaksız duygularını kağıda döktü ve ortaya Agora Meyhanesi şiiri çıktı. Şiirin dizeleri aşkın en divanesini, hüznün en derinini ve hatıraların en sarsıcısını içinde barındırdı. Zaman içinde bestelenmesiyle birlikte, şiir meyhane kültürünün ve aşkın melankolik yönünü yansıtan en güçlü eserlerden biri haline geldi.

1968’de İsmet Nedim Saatçi tarafından bestelenerek, Gönül Yazar’ın sesiyle hayat bulan bu şarkı, bir neslin hüznüne ortak oldu. Sonrasında da Gönül Yazar şairin adını hiç anmadığı için, Onur Şenli açtığı haklı bir davayı kazanacaktı.

Onur Şenli̇

Bu eser aşkı ve meyhaneleri, duyguların zamansızlığı ve insanoğlunun ortak hüznünün bir sembolü olarak pekiştirdi. Agora Meyhanesi aynı zamanda İstanbul’da tarihi bir mekânın da adıydı. Onur Şenli’nin ünlenen bu şiirini yazarken İstanbul’daki bu meyhaneden haberi yoktu. Oysa Balat semtinde yer alan bu meyhane, 1890’lı yıllardan itibaren farklı dönemlerde içki kültürünün, sanatçı buluşmalarının, edebi sohbetlerin yaşandığı önemli bir mekân haline gelmişti. Ama ülke çapında ünlenmesi tamamen bu şiir sonrasında gerçekleşti. Agora Meyhanesi popüler kültürde de kendisine kalıcı bir yer edindi. Şarkıda melankolik tınılarıyla dinleyenleri geçmişe götüren bu eser, kaybolmuş aşkları ve anıları hatırlatan bir yolculuğa çıkardı. Birçok insan için, bu şarkı geçmişin hatıralarıyla örülmüş bir köprü oldu. İzmir’de 2017 yılında hayata gözlerini yuman Onur Şenli, geride unutulmaz dizeler bıraktı. Onun adı, her zaman şarkılarla, şiirlerle, kaybolan aşkların gölgesinde yaşamaya devam edecek. Meyhanelerin dumanlı camlarına yazılmış bir aşk, kadehlerde yankılanan şarkılar ve unutulmayan hatıralar olarak varlığını sürdürecek. Benim tanıdığım Onur Şenli belki de bu dünya için fazla hassas, fazla romantik ve fazla incelikliydi. Ama bize bıraktığı her kelime, hâlâ yüreklerimizin bir köşesinde yankılanmaya devam ediyor ve biz her cama vuran damlada, Onur Şenli’yi, O’nun dizelerini hatırlamaya devam edeceğiz.

Onur Şenli̇ Izmirli Yazar Dostlarıyla

Edebiyat ve müzik tarihimizin unutulmaz eserlerinden biri olan "Agora Meyhanesi" şiiri, her dizesinde hüzün ve özlem barındıran, birçok insanın yüreğine dokunan bir şiirdir. O dönemde tıp fakültesinde okuyan Onur Şenli, kendi yaşadığı aşk acısını dizelere dökmüş ve ortaya bu etkileyici eser çıkmıştır. Şiirin kısa öyküsü tam şöyledir:

Bir akşam aile demiryolcu dostlarının evinde, baba Sabahattin Şenli, ‘Bizim oğlan çok güzel şarkı okur’ demiş; o yıllarda Namık Kemal Lisesi (Konak, İzmir) olan öğrencisi Onur Şenli, ‘Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek’ şarkısını okumuş. Ev sahibi aile ise kızlarının (daha sonra İzmirli ünlü bir gazetecinin eşi olmuştu) sesini övünce; o kız da gözlerini Şenli’den hiç ayırmadan ‘Simsiyah Bakışların’ adlı tangoyu okumuştu. Sonuçta ilk görüşte aşk gelişmişti. Koşullar ve hayatın gelişimi nedeniyle sadece platonik düzeyde kalan aşkın meyvesi bu şiir olmuştu. Aslında şiirin ilk adı ‘The Night, Wine and Love’ (Gece, Şarap ve Aşk) şeklindeydi. Ama o dönemde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde çıkarılan edebiyat dergisi Neşter’i hazırlayan İzmir’in ünlü çocuk doktoru Rahmetli Oktay Dikmen şiirin adını ‘Agora Meyhanesi’ olarak değiştirirerek yayımlamıştı. Dikmen’in bu katkısı sonrası ‘Agora Meyhanesi’ni edebi anlamda geniş kitlelere tanıtan isim ise Şadan Gökovalı oldu. Gökovalı, İzmir’in kültürel hayatına olan derin ilgisi ve araştırmacı ruhuyla bu şiirin değerini keşfedenlerden biriydi. Onur Şenli’nin yeteneğini fark eden Gökovalı, onun yazın dünyasındaki yerini sağlamlaştırmasına omuz vermiş ve şiirin İzmir’in edebi kimliğinde önemli bir yer edinmesini sağlamıştı. Bu şiirle müziğin ve dizelerin birleşimi, dinleyenleri kendi anılarında bir yolculuğa çıkarmış, Agora’nın aynı zamanda aşkın bir ruh hâli olduğunu göstermişti. Aslında Agora Meyhanesi şiirinin yazıldığı kokoriççi meyhane ve benzerleri (O yıllarda Tilkilik’deki ünlü Kokeriççi Necmi gibi) özellikle 1950’li ve 60’lı yıllarda İzmir’in entelektüel camiasının buluşma noktalarıydı. Burada sohbet konuları yalnızca aşk değil, aynı zamanda sanat, felsefe ve toplum meseleleri olmuştu. Onur Şenli hakkında beni üzen iki nokta vardır. Birincisi Onur Şenli’nin bu dünyadan iyi bir şair kimliğiyle kitabı olmadan göç etmesidir. İkincisi ise Şenli’nin günümüzde birçok insan tarafından sadece söz yazarı olarak anılmasıdır. (Söz yazarlarına saygım sonsuz.) Ama Şenli'nin Agoro Meyhanesi şiiri bile tek başına öncelikli şair olarak hatırlanması için yeterlidir. Onur Ağabeyi sevgi ve saygıyla anarken Agora Meyhanesi’nin etkileyici aşk dizelerini size tekrar hatırlatmak istiyorum:

Onur Şenli̇-1

Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum.
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
Saatlerdir, boşalan kadehlere
Şarkılarını dolduruyorum,
Tabağımdaki her zeytin tanesine
‘Simsiyah bakışlarını’ koyuyorum
Ve, kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamların şerefine içiyorum:
Burası Agora Meyhanesi
Burda yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burda saçların her teline
Bir galon içilir
Sen, bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir.
Burası Agora Meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası.
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde
Kahreden bir hafiflik.
Bu akşam
Umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil.
Bu da bir nevi namuslu serserilik.
Dışarıda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği,
Gönlümde bütün dertlerin
Hora teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada
Seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu...
Birazdan plaklarda şarkılar susar,
Kadehler boşalır,
Umutlar tükenir
Mezeler biter
Biraz sonra
Bir mavi ay doğar tepelerden
Bu sarhoş şehrin üstüne,
Birazdan bu yağmur da diner.
Sen bakma benim böyle delice efkarlandığıma,
Mendilimdeki o kızıl lekeye de boşver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Herşeyden habersiz onu da yıkar;
Sen mes'ut ol yeter ki
Ben olmasam ne çıkar.
Dedim ya:
Burası Agora Meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere
Meydan okuduğu yer
Burası Agora Meyhanesi,
Burası kan tüküren
Mes'ut insanların dünyası...