Müthiş akıcı üsluba, kaleme sahipti. Dünyanın en çok köşe yazan yazarları arasındaydı. Tarzını, “Günlük fıkra, haberi düz anlatmak yerine, haberle, oyuncaklı bir anlatımın, bir edebiyatçı ile gazetecinin biçimini aynı potada birleştiren bir türdür“ tümcesiyle ifade ederdi. Zamanı iyi algılar, değişimi yakalar, halk kültürüne ve fıkralara da “bilgece” yer verirdi köşesinde. Polemikte de zeka ve zarafetti “Çetin Altan” adı. En popüler ifadeleri, “Bugün canım yazı yazmak istemiyor” ve “Enseyi karartmayın”dı.

1964’te yayınlanan “TAŞ” isimli kitabının önsözünde İlhan Selçuk, “Çetin Altan bir kişi değil bir ordudur” der ve devam eder; “Tek hedefe yönelmiş, piyadesi, süvarisi, topçusu, levazımı, keşif kolları, öncüsü, artçısı, cephanesi, çadırları, istihkamı, ağırlıkları, hafiflikleri, gözüpekleri, çekingenleri, atakları, durgunları, üst ve alt rütbelileri, neferleri, kumandanları ile bir ordu... / ...Sigara içer gibi yazar Çetin… Önce dumanı ta içine çeker, fıkrasına dizdiği kelimeler, havaya üfürdüğü duman gibi ciğerlerini dolaşmış, sonra kağıda oturmuştur. Satırlar arasında, evdeki odasında dolaşır gibi, ellerini, kollarını sallaya sallaya rahatça gezer. Dünyanın en çok köşe yazan yazarları arasında ilk sıralardadır. Genç yaşında kazandığı büyük ün, bedeli tümüyle ödenmiş bir zor savaşın sonucudur…”

“Çetin Altan’ın yazdıkları, kelime sayısını ve düşünceyi sınırlılıktan kurtaran, Türkiye’yi dünya ölçeğinde algılamanın örnekleridir. Politikadan bireysel yaşamımıza kadar, inceliklerin, güzelliklerin yanı sıra, hışırlıklarımızın, hırtlıklarımızın da yazı tarlası, yeşilliğiyle ve verimsizliğiyle onda gözükür. Onun yazılarını okuduktan sonra hep aynı soruyu sordum kendime; Biz kimiz?” (Doğan Hızlan, 24 Temmuz 1997, Hürriyet)

"Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan. Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Gene de bir hayal kırıklığı yaşamıyorum. Menzil-i maksuda ulaşılamasa da çok yol kat ettik.
Bir ömür, sadece amaca ulaşmak için harcanmaz. O amaca doğru atılacak bir iki adıma yardımcı olmak için de harcanır. Yaralı bir devi ayaklarının üstüne koyabilmek için kuşak kuşak o devi sırtımızda taşıdık. Yaralarının iyileşeceğine, o devin ayaklarının üstünde duracağına olan inancımı hiç kaybetmedim.
Bir gün bu ülke ayaklarının üstünde duracak. O zaman da, masaldaki gibi ‘sihirli kedinin çizmelerini’ giyerek amacına doğru uçarak gidecek. Biz torunlarımıza istediğimiz ülkeyi bırakamıyoruz. Ama siz uğraşırsanız, mücadeleden vazgeçmezseniz, dünyadan ayrılırken ‘torunlarımıza istediğimiz ülkeyi bırakıyoruz’ deme mutluluğunu siz tadabilirsiniz. Hayallerinizden, ümitlerinizden, mücadelenizden vazgeçmeyin.
Amacınıza ulaşamazsanız da, bu amacı gelecek kuşaklara devretseniz de, kozmosla son hesaplaşmanızda, ‘daha iyi bir dünya için biz de fena mücadele etmedik’ diyebilirsiniz. Bu da az şey değildir. Buruk da olsa, yorgun gözlerinizde bir tebessüm yaratır.
O tebessümlerin çoğalması da elbet bir gün kurtarır bu ülkeyi. Enseyi karartmayın!”
Çetin Altan, “Hayal ettiğim ülke bu değildi” başlıklı bu yazıyı, 25 Haziran 2015’te 88.doğum günü için özel olarak kaleme almıştı.
-DİLİYLE, DİLİMİZİ ZENGİNLEŞTİRDİ-

"Adam yerine konmamak insanın gücüne gider değil mi? Benim hiç gitmiyor
Bir toplumun kendi kendini adam yerine koymamakta inatlaştığında kimleri adam yerine koymaya kalktığını biliyorum çünkü. İnsanlar değerli olmayı unuttular, önemli olmaya çalışıyorlar!" saptaması onundur...
"Batıda düello vardır, doğuda pusu. Biz Doğu ile batı arasında olduğumuz için düelloya çağırıp pusu kurarız.” tespiti de popülerdir. Bir toplum filozofudur. Derin birikimli entelektüeldir. "Her köyümüzde bir piyano olmasını" savunan da!
Diliyle dilimizi "zenginleştiren" kalem erbabıdır. Tarzını, “Günlük fıkra, haberi düz anlatmak yerine, haberle, oyuncaklı bir anlatımın, bir edebiyatçı ile gazetecinin biçimini aynı potada birleştiren bir türdür.” tümcesiyle ifade etmiştir.
"Büyük Gözaltı", "Bir Avuç Gökyüzü", “Bir Yumak İnsan”, "Ben Milletvekiliyken","Viski"yi yazmıştır.
Akşam ve Milliyet'teki "TAŞ" ve "Şeytanın Gör Dediği" köşelerinin tiryakilerinin sayısı, küçümsenemezdi. (Hürriyet, Güneş ve Sabah’ta da çalışmıştır.)
-ENSEYİ KARARTMAYIN”-

Evet, "Enseyi karartmayın" sözü bugün çok bilinen slogan olmuştur adeta.
İşte kendi ifadeleriyle; "Enseyi karartmayın. Çünkü hiç kuşkusuz Türkiye de günden güne daha hızlı değişecektir. 1902 Türkiye'siyle bugünkü arasındaki farkın, bin kat daha afallatıcı yaşanacaktır 2102'de...Çünkü 2 saatte gidilemeyen yeri kalmayacaktır Dünya'nın ve uzay tatilleri çoktan başlamış olacaktır. Lütfen '100 yıl sonrasından bize ne?' demeyiniz; tıpkı '100 yıl öncesinden bize ne?' de, dememeniz gerektiği gibi; madem çocuklarınızın çağdaş bir dünya ile bütünleşerek yaşlanmasından yanasınız...Ve unutmayın; ne geçmişi, ne geleceği önemsemeden; günü gününe yaşamaya kalkmanın daima bir bedeli vardır..."
-TİP MİLLETVEKİLİYDİ-
Siyasi yaşamını 1965 seçimlerinde meclise giren ve unutulmaz muhalefet örneği veren Türkiye İşçi Partisi'nde (TİP) sürdürendir Çetin Altan. Meclis'te yaptığı güçlü konuşmalar ve polemiklerle de hafızalarda yer etti.
Özellikle dönemin Meclis Başkanvekili için sarf ettiği, "Sizin orada oturmanız bir marangoz hatasıdır" sözü, siyasi tarihe geçti.
Üniversite öğrencisi Turan Emeksiz’in Demokrat Parti iktidarına karşı yapılan eylemlerde hayatını kaybetmesi üzerine kaleme aldığı köşe yazısıydı (29 Nisan 1960)
"Bugün canım yazı yazmak istemiyor."
19 Şubat 1968 günü ise AP'li vekiller tarafından tabancalı, yumruklu saldırıya uğradı, az daha linç ediliyordu. Gözünde hasar oluştu...
-DEFALARCA MAHKEMELİK OLDU-
50 yıllık yazı yaşamında yazılarından ötürü pek çok kez mahkemelik oldu Çetin Altan.
Hakkında 300'den fazla dava açıldı. 1972 yılında gözaltı süresi 24 saat olmasına karşın 15 gün gözaltında tutuldu. Üç kez tutuklandı, iki kez mahkûm oldu ve iki yıl cezaevinde yattı.
ANAPlı yıllarda Turgut Özal sempatizanı oldu bir ara sosyalist Çetin Altan. Özal 'lı sofralarının konukları arasındaydı(!)
11 yıl önce aramızdan ayrılan Çetin Altan’ı; yazıları kitapları ve mücadelesiyle anımsayacağız.