Dünya Şairimiz Nazım Hikmet’in ölümsüz eseri “Kuvay, Milliye Destanı” yıllar içinde değişiklikler yaşadı. Edebiyat arkeleoğu Haluk Oral da, destanın ardındaki gizleri, yazılma nedenlerini, esin kaynaklarını araştırdı. Nazım bir dost meclisinde şiir okudu, sonra onu Kurtuluş Savaşımızı destanlaştırmaya kim teşvik etti, eser nasıl yazıldı? Bunları öğrenirken, destanda da adı geçen İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Ersoy hakkındaki bir tartışmayı da Nazım’ın nasıl bitirdiğine tanık oluyoruz.
Kültürpark’taki, şu ana kadar yaklaşık 60 bin kişinin gezdiği “ROMANTİKA-Bir Ömrün seyrüseferi” sergisi, Nazım Hikmet’le ilgili “şiirli anlatılı müzikli” harika etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Serginin Proje Direktörü Şair Yazar Gazeteci Ünal Ersözlü ve ekibinin kusursuz organizasyonuyla Perşembe akşamları bir edebiyat şölenine dönüşüyor. Son etkinlikte şairler Namık Kuyumcu, Nevzat Çelik ve Tuğrul Keskin, Kıvılcım Erdem’in sunumuyla bir araya gelip “Kuvayi Milliye Destanı’’nı seslendirdi, Erhan Doğan da sesi ve müziğiyle renk kattı.
Namık Kuyumcu, 8 Bap’tan dizeleri okurken Mehmet Akif konusundaki tartışmaya -kısa da olsa- değindi. Ben de bu konu üzerine yazımı planladım.
-KİM TEŞVİK ETTİ?-
Nazım, Ankara’da Şevket Süreyya Aydemir’in evinde İspanya İç Savaşı konulu şiiri okumaktadır, büyük bir heyecanla. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmener de hayranlıkla şairi dinlemekte ve coşkusuna ortaktır. Şiirdeki isyanın Kurtuluş savaşımızla özdeş olduğunu , mücadelemizin destanını da yazmanın ona yakışacağını söyler, “Anadolu destanını sen yaz” der Sökmener. Şairin dayısı da Kurtuluş Savaşımızın önemli komutanlarından Ali Fuat Cebesoy da , Sökmener’i destekler. Milli Mücadele hakkındaki bazı bilgileri de Nazım’a verir. Nazım Çankırı Cezaevi’nde destanı yazmaya başlar. Yıl; 1940’tır. Bursa hapisliğinde de bitirir.1941’de! Aslında yazdığı destanın ilk halidir. Şair sonrasında eklemeler yapacak, destanı parçalara ayıracak, “Memleketimden İnsan Manzaraları”nın içine yerleştirecektir. Nazım destana Çankırı’da başlamasına karşın 1939’da İstanbul Tevkifhanesi’nde yazdığı bir bölümü de eklemiştir; “Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar/ korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar/ ve kahreden yaratan ki onlardır/ destanımızda yalnız onların maceraları vardır.”

-BURSA’DAYKEN DESTAN YAYINLANIR-
Nazım, Bursa Hapishanesindeyken destandan bazı bölümler dergilerde yayınlanır. 1950’de basılan “Barış” ve “Nazım Hikmet” dergilerinde imza, şairindir. Ancak daha önce Kasım 1946 tarihli “Yığın’’da şairin ”Arhavili İsmail” bölümü imzasızdır.”Ses”te ise destandan iki parçada imza -nedense- “Nurettin Eşfak’’tır.
Nazım yurt dışına gittikten sonra kitapları Türkiye’de basılmaz. Ölümünden 2 yıl sonra Yön Yayınları “Kurtuluş Savaşı Destanı”nı basar. Memet Fuat’ın hazırladığı “de Yayınevi’’nden 1966’da basılan “Memleketimden İnsan Manzaraları” da , el yazısı destanla karşılaştırıldığında, bazı dizeler yoktur.
Ancak 1950’de tahliye olunca parasızlıktan “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan ayırmaya razı olup İnkılap Yayınevi’’ne verdiği destanı, 1968’de Cevdet Kudret Bilgi Yayınevi’nden yayınlamıştır.

-MEHMET AKİF MESELESİ-
Kısaca, Memet Fuat’ın ve Cevdet Kudret!in hazırladığı baskılarda ortak bir nokta vardır.
Nazım’ın “Bizim İstiklal Marşı’nda aksayan bir taraf var/ bilmem ki nasıl anlatsam/Akif büyük şair,inanmış adam/ Fakat onun, ben/ İnandıklarının hepsine ben inanmıyorum” dizelerinden “Büyük şair” sözcükleri çıkarılmıştır. Ayrıca, “Beni burada tutan şey/ Şehid olmak vecdi mi/ Sanmıyorum” dizeleri de.
Bu durumda sanki Nazım Hikmet’in, Mehmet Akif’e(Ersoy) “Büyük şair” demekten vazgeçtiği akla gelebilir.

-SON NOKTA NAZIM’DAN-
Bu konuda son noktayı Nazım Hikmet koymuştur. Şöyle ki, Nazım sürgündeyken çok sayıda şiirini o dönemdeki makaralı teyplere seslendirdi. Bunlar sonraları ülkemizde 45’lik plak, kaset ve CD olarak da yayımlandı . “Kuvayi Milliye Destanı’nın bölümleri de bunlarda yer aldı. Kendi sesinden de kayıtlardadır şu dizeleri;
“Saat beşe on var/ Kırk dakka sonra şafak sökecek/ “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”/ Tınaztepeye karşı Kömürtepe güneyinde/ 15 inci piyade fırkasından iki ihtiyat zabiti/ Ve onların genci, uzunu/ Darülmuallimin mezunu Nurettin Eşfak/ Mavzer tabancasının emniyetiyle oynayarak konuşuyor/ Bizim İstiklal Marşı’nda aksayan bir taraf var/ Bilmem nasıl anlatsam/ Akif büyük şairi inanmış adam/ Fakat onun ben/ İnandıklarının hepsine ben inanmıyorum/Beni burda tutan şey/ Şehid olmak vecdi mi?/Sanmıyorum/ Mesela bakın: ”Gelecektir sana vaat ettiği günler hakkın/ Hayır/ Gelecek günler için gökten ayet inmedi bize/ Onu biz kendimiz vaat ettik kendimize”
Nazım, Mehmet Akif’in hakkını veriyor, yıllarca sonra ve “Memleketim, memleketim, memleketim/ ne kasketim kaldı senin ora işi/ ne yollarını taşımış ayakkabım/ son mintanın da sırtımda paralandı çoktan/ Şile bezindendi/ Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin/ alnımın çizgilerindesin memleketim/ memleketim, memleketim” diye 1958 Prag’ında sayıkladığı memleketinden kilometrelerce uzakta; “Akif büyük şair, inanmış adam”
(Yararlanılan eser; Haluk Oral, ŞİİR HİKAYELERİ 2008, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)