Bizim apartmanın sakinleri çok şükür ki hayvansever. Özellikle iki komşumuz var ki bana göre cennetlik. Apartmanımızın bahçesinde yaklaşık 10-15 civarında sokak kedisine bakıyorlar. Bakıyorlar derken sadece mama verip geçmekten bahsetmiyorum.

Şöyle anlatayım: Bahçemizin uygun noktalarında kediler için konulmuş mama ve su kapları var. O mama ve su kapları daima tertemizdir. İçinde taze mama, taze su bulunur. Ayrıca günde bir öğün, sabah erken saatte ıslak mama veya evde özel hazırlanmış ciğer tarzı mamalar verilir kedilere. Ama komşularımız kediler ıslak mamaları yerken mutlaka beklerler. Mamalar bitince de kaplar yıkanır ve kaldırılır. Bahçe alanında yürüyüş yapılan bölümler yıkanır. Çiçekler sulanır. Mis gibi, pırıl pırıldır açık alanımız.

Bana “örnek hayvansever nasıl olur” diye sorsanız ben komşularımı gösteririm. Çünkü onlar sadece hayvan sevmekle kalmazlar, komşularının temiz ve düzgün bir alanda yaşama hakkına da saygı gösterirler.

Candostlar K O S E Y A Z I S I2

Kedilerin böyle titizlikle bakıldığı bir ortamda artık kimsenin ses etmesini beklemezsiniz değil mi?

Değil! Maalesef burası Türkiye. Burada her “cinsten” insan var!

Kendi apartmanımızdan değil ama büyük ihtimalle bizimle hiç ilgisi olmayan karşı apartmandan hayvanları sevmeyen bir kişi şikayet etmiş!

Şaka gibi bir şikayet. Demiş ki; “Çok koku ve tüy oluyor. Benim evime kadar geliyor.” Pes doğrusu!

Bir kere koku olsa kendi apartmanımızın giriş katındaki komşularımız rahatsız olurdu.

Karşıyaka'da oturuyorum. Yaz aylarının ortalarından bu yana ilçe genelinde müthiş bir çöp sorunu var. Bazı günler çöpler yığınlar halinde birikiyor. “Koku” desen, var, “toplum sağlığına zarar” desen, var. Kedileri şikayet eden kişinin derdi, gerçekten koku ve hijyen olsa asıl bu konun üzerine giderdi! Ama onun derdi bu dünyayı paylaştığımız ve en az bizler kadar yaşam hakkı olan gariban sokak hayvanları!

“Sokak kedilerinin tüylerinin kendi evine uçuşması” şikayetine ise gülsem mi ağlasam mı bilemedim! Şehirde yaşıyorsanız pencereyi açtığınızda toz toprak, mikroplastikler, egzoz dumanları, inşaatların havaya karışan pislikleri, halısını pencereden silkeleyenlerin çevreye dağıttığı akarlar gibi bilimum madde zaten evimize giriyor. Sokak hayvanlarının tüyü ise bunlar arasında herhalde en son aklıma gelecek şey olurdu!

*

Neyse, devam edeyim. Şikayet üzerine zabıta apartmanımıza teşrif etmiş. Etrafa bakmış ama her yer tertemiz, koku da yok! Giriş katının zilini çalıp sormuş; “Kedilerden rahatsız mısınız? Kokudan şikayetçi misiniz?” diye. Komşumuz da, “koku olmuyor ve kedilerden de şikayetçi değiliz” yanıtını vermiş.

Bunun üzerine kedilere bakan komşularımızla görüşmüş. Komşularımız 5199 sayılı kanuna göre sokak kedilerini beslemelerinin hakları olduğunu bildirmiş. Zabıta da onlara şöyle bir akıl vermiş: Apartman bahçesinizde besleme yapmanıza başka binalardan karışamazlar. Ancak siz yine de tüm komşularınızdan kedilerin bakılmasına rıza verdiklerine dair onay alıp apartman defterinize ekleyin, garanti olsun.

*

Diyorum ki; şu sokak hayvanlarına haksız yere gösterilen tepkinin yarısı keşke çevreyi gerçekten kirleten insanlara da gösterilebilse. Kediye köpeğe pis diyene kadar keşke insanların pisliğine ses çıkartılsa. Çevre temizliği ve sağlığı açısından devrim olurdu!

Sonuçta insan düşünebilen, öğrenebilen, kendini geliştirebilen bir canlı. Biz böyle canlılar olduğumuz halde, daha çevreye çöp atılmaması gerektiğini bile öğrenememişiz.

Dünyayı plastik atıklara boğan biziz, aşırı tüketen ve kaynakları bitiren biziz, ormanları yok eden biziz, fosil yakıt bağımlılığımızla iklim değişikliğinin bir numaralı sorumlusu biziz ama her şeyin güzeline sahip olmak da bizim hakkımız, öyle mi? Bizim pisliğimize laf yok, sokak hayvanlarının gırtlağından geçen lokmaya ise laf çok, öyle mi?

Hadi oradan!