Çoğumuz ekonomik olarak zor zamanlardan geçiyor. Üstümüze başımıza, evimize, evcil hayvanımıza bir şey alacağımız zaman fiyat etiketlerini adeta bir dedektif titizliğiyle inceliyoruz. İster istemez kaliteden ödün verip, en hesaplısı neyse onu alıyoruz.
Peki bir tişörtün, pantolonun, kozmetik ürünün, evcil hayvan mamasının, bir deri çantanın, spor ayakkabının, perdenin veya en büyük masrafı yaptığımız gıda ürünlerinin üretim hikâyesinde neler var? Biz neleri görmüyor, gözden kaçırıyoruz?
Üretimden tüketime gelen süreçte, maliyete dahil edilmeyen ama faturasını doğanın ödediği öyle kalemler var ki...

*

Gelin iki örnek üzerinden tüketim alışkanlıklarımızın ve tercihlerimizin çevre açısından ne anlama geldiğine bir bakalım.
Birinci örneğimiz tişört olsun. Hepimizin sık aldığı, kullandığı, fırlatıp attığı giyim ürünlerinin başında geliyor. Çok ucuzu da var, pahalısı da...
WWF verilerine göre, tek bir tişörtte kullanılan pamuğun yetiştirilmesi için küresel ortalamada yaklaşık 2.700 litre su gerekiyor. Dünyada yaklaşan su krizini düşündüğümüzde masum görünen tişörtün su tüketimine etkisi oldukça çarpıcı!
Tişört deyip geçmemek lazım. Mesela pamuğun yetiştirilmesinde sulama, gübre ve pestisit kullanımını da düşünmeli. Veya kumaşın boyanması ve işlenmesinde kullanılan su, enerji ve kimyasalları unutmamalı. Polyester içeren giysilerde ise üretimde fosil kaynakların kullanımı ve mikroplastik salımı ayrı bir çevre sorunu yaratıyor!

**

İkinci örneğimiz gıda olsun. Burada iki önemli protein kaynağı olan bakliyat ve kırmızı eti baz alalım.
Sığır ve kuzu eti, özellikle sera gazı emisyonu ve arazi kullanımı gibi çevresel göstergelerde yüksek etkiye sahip. Hayvancılığın arazi ihtiyacı, buna bağlı habitat kaybı, su kirliliği ve kaynak tüketimi üzerindeki etkileri de göz ardı edilemeyecek boyutta. Our World in Data'nın araştırması ayrıca, protein kaynaklarının çevresel etkileri arasındaki büyük farkı da ortaya koyuyor. Özellikle sığır eti üretiminden kaynaklanan sera gazı emisyonları, baklagillerin üretimine kıyasla çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşiyor.


**

Peki bizler hem bütçeyi hem doğayı korumak için neler yapabiliriz?
Tasarruf burada altın kelime. Daha az satın alıp; aldığımızı daha uzun süre kullanabiliriz. Eskiler hep tutumlu olmanın önemini söylerdi; bir bildikleri varmış. Örneğin; bir giysiyi daha uzun süre kullanmak, her yeni alışverişte yeni hammadde ve üretim talebi yaratmayı azaltır.
Haftalık menüye daha fazla baklagil eklemek de hem sağlıklı hem ekonomik hem de doğa dostu bir adım.
Gıda israfını azaltmak son derece önemli. UNEP'e göre 2022'de dünya genelinde toplam 1,05 milyar ton gıda atığı oluştu; bunun 631 milyon tonu hanehalklarından kaynaklandı. Çöpe giden gıda miktarının bu kadar fazla olması mantıklı mı?

**

Uzun lafın kısası: Bir ürünün gerçek maliyeti, kasada ödediğimiz tutarla sınırlı kalmıyor. Onu üretmek için kullanılan su, tüketilen enerji, kaybolan habitatlar, kirlenen akarsular ve üretim zincirinde zarar gören canlılar da bu maliyetin bir parçası. Bir de şu var: Eğer kalıcı ve sürdürülebilir bir değişim istiyorsak şirketlerin üretim politikalarını doğaya uyumlu hale getirmesi ve üretim süreçlerini şeffaflaştırması şart. Ayrıca bu adımların devlet tarafından teşvik edilmesi ve desteklenmesi de büyük önem taşıyor.