Ekonomi yönetiminin tavizsiz bir şekilde uyguladığı dezenflasyon politikaları ve küresel pazarlarda yaşanan talep daralması, Türk imalat sektörünün üzerine kabus gibi çökerken, üretim merkezlerinin coğrafi dağılımında ezber bozan bir dönüşüm yaşanıyor. Sanayinin kalbi olarak kabul edilen Marmara havzasındaki geleneksel üretim kaleleri kan kaybederken, esnek üretim kabiliyeti ve ihracat odaklı yapısıyla öne çıkan Anadolu kentleri devler ligindeki basamakları hızla tırmanıyor. İSO-Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması-2025 sonuçları İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. Açıklanan makro veriler, sanayide taşların yerinden oynadığını ve başrolün artık Ege Bölgesi'ne geçtiğini en net perdeden kanıtladı.
Geçmiş yıllarda listenin neredeyse üçte birini tek başına domine eden İstanbul merkezli firmalar, finansman krizinin ve artan lojistik maliyetlerin etkisiyle gerileme dönemine girdi. Raporun bölgesel analiz kısmına bakıldığında, 500 büyük sanayi kuruluşu içinde İstanbul Sanayi Odası üyeleri 144’ten 129’a düşerken, Ege Bölgesi Sanayi Odası 37 şirket 39’a yükseldi. İstanbul’un kaybettiği mevzileri anında dolduran Ege sanayisi, sadece İzmir merkezli olarak değil, havzanın genelindeki diğer sanayi odalarıyla da gövde gösterisi yaptı. Bölgesel kalkınmanın ve Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) entegre gücünü arkasına alan tekstil, mermer ve kablo devi Denizli Sanayi Odası’ndan 11, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası’ndan 10 şirket listeye girmeyi başardı. Bu tablo, Ege'nin katma değerli üretim ve nitelikli istihdamda Türkiye'nin yeni lokomotifi haline geldiğini tescilledi.
Savunma ve enerji devleri zirve basamaklarını üçer beşer tırmandı
Listenin üst sıralarında yer alan şirketlerin kendi aralarındaki amansız yarışta ise millileşme hamleleri ve jeopolitik gelişmelerin yarattığı savunma sanayisi dopingi dikkat çekti. Stratejik öneme sahip kamu yatırımları ve yüksek teknoloji odaklı üretim yürüten kurumlar, geleneksel sanayinin durgunluk yaşadığı dönemde cirolarını katlayarak zirveyi zorladı. Geçen yılki listede ilk 10'da bulunmayan ve 11. sırada yer alan TUSAŞ'ın 140,9 milyar liralık üretimden satışla 7'nciliğe fırlaması, savunma sanayisindeki yerlilik oranının ticari başarıya dönüşmesinin en somut kanıtı oldu.
Benzer şekilde, enerji güvenliği ve yerli kaynakların ekonomiye kazandırılması süreçlerini yöneten dev yapılar da finansal rasyolarını büyüterek lig atladı. Karadeniz gazı ve petrol arama faaliyetlerinin yarattığı yüksek ciro etkisiyle, bir önceki dönem 16. basamakta bulunan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 138,8 milyar lirayla 8'inciliğe yerleşti. Teknolojik dışa bağımlılığı azaltan projeleriyle adından söz ettiren ve 17. sıradaki Aselsan'ın 130,2 milyar lirayla 9'unculuğa yükselmesi dikkati çekti. İlk 10 içerisindeki bu köklü değişim, sanayinin yönünü ağır ve konvansiyonel kollardan, Ar-Ge ve yüksek teknoloji içeren stratejik sektörlere çevirdiğini gösteriyor.
Sanayici kazandığı paranın neredeyse tamamını faize teslim ediyor
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan'ın sunumunda en çok üzerinde durduğu ve imalat sektörünün geleceğini tehdit eden kara delik ise finansman giderlerinin ulaştığı fahiş boyutlar oldu. Sıkı para politikası gereği uygulanan yüksek kredi faizleri, sanayi kuruluşlarının operasyonel karlılıklarını eritirken, şirketlerin adeta bankalar için çalışan birer yapıya bürünmesine yol açtı. Bahçıvan, "Şirketlerimiz giderek artan bir ivmeyle yabancı cinsi parayla borçlandığını gösteriyor" diyerek kur riskinin de kapıda olduğunu hatırlattı. Kurumsal karlılıkların kağıt üzerinde arttığını ancak kılcallara inildiğinde üreticinin elinde hiçbir şey kalmadığını belirten İSO Başkanı, finansmana erişimin güçleştiği, maliyetlerin yüksek kaldığı bir ortamda sanayi kuruluşlarının faaliyetlerinden elde ettiği gelirin finansman tarafından aşındırılacağını söyledi.
Ortaya çıkan acı reçete, sanayicinin omuzlarındaki borç yükünün sürdürülemez olduğunu gösteriyor. İstatistiksel olarak incelendiğinde, finansman giderlerinin faaliyet karlarına oranı 2024’ta yüzde 96,6’ya yükseldi, 2025’te sadece yüzde 84,9’a geriledi. Bu veriyi halk diline tercüme eden Bahçıvan, "Sanayiden elde ettiği karın yüzde 85’ine yakınını finansman giderlerine ayırdığı acı bir tablo ile karşı karşıyayız" ifadesini kullandı. Şirketlerin kazandığı her 100 liralık faaliyet karının 85 lirasının daha fabrikadan çıkmadan faiz ve kredi borcu olarak finans kurumlarına aktarılması, yeni yatırımların önünü tamamen keserken sanayinin öz kaynak yapısını da kemiriyor.
Döviz dalgalanmaları kur korumalı zararları zirveye taşıdı
Yüksek faiz sarmalının yanı sıra, döviz kurlarındaki öngörülemezlik ve dezenflasyon sürecinin getirdiği baskılar, şirketlerin bilançolarında devasa hasarlara yol açtı. Özellikle ithal girdi kullanan ve borçlarını döviz cinsi yöneten firmalar, kambiyo kaleminde tarihi zararlar yazdı. Bahçıvan’ın açıkladığı verilere göre, sanayi kuruluşlarındaki karlılık hala ciddi bir baskı altındayken, zarar eden firma sayısı 152’de kalmıştır. Bilançolardaki en büyük tahribatı ise kur farkları yarattı; firmaların elini kolunu bağlayan 35 milyar TL kambiyo zararı 172 milyar TL’ye yükseldi. Bir yıl içinde kambiyo zararlarının neredeyse beş katına çıkması, risk yönetim araçlarının dahi yüksek dalgalanma karşısında çaresiz kaldığını gösterdi.
Mali yapının bozulması, şirketlerin borç-öz kaynak dengesini de tamamen bozdu. Enflasyon muhasebesinin uygulanmadığı 2025 yılında aktif toplam ve öz kaynaklardaki artışlar enflasyonun altında kalırken, toplam borçların öz kaynaklara göre çok daha hızlı büyüdüğü gözlendi. Bu kontrolsüz büyüme neticesinde, toplam aktifler içinde öz kaynakların oranı azalmış ve yüzde 49,1’e gerilemiştir. Şirketlerin kredi ihtiyacı güçlü seyrini korurken, bankaların uzun vadeli kredi vermekten kaçınması faturayı kısa vadeye kesti. Firmaların likidite sıkışıklığını aşmak için günübirlik kaynaklara yönelmesiyle birlikte, kısa vadeli mali borçların payı yeniden yükselişe geçerek yüzde 49.5’a yükselmiştir. Sanayicinin devletten alacağı olan devreden KDV yükü de giderek ağırlaşıyor. Finansman arayan sanayicinin içeride bloke kalan parasını simgeleyen devreden KDV tutarı 120 milyar TL’nin üzerine çıktı. Bu artışın enflasyonun bile üzerinde gerçekleşmesi, devletin sanayiciye olan borcunu ödemekte gecikerek piyasadaki nakit sıkışıklığını dolaylı olarak artırdığı eleştirilerini beraberinde getirdi.




