Bazı görüntüler vardır, izlediğinizde içiniz cız eder... İşte bu da onlardan biri.
Buca’da yaşlı bir adam sokakta uyuyor. İki genç yaklaşıyor. Biri kamerayı açıyor. Uyandırıyorlar… Dalga geçiyorlar…
Ve sonra biri, hiç tereddüt etmeden adamın yüzüne tekme atıyor. Adam şaşkın, üzgün, çaresiz…
***
Hepsi kayıt altında. Üstelik saklamak için değil, paylaşmak için çekilmiş. Asıl mesele de burada başlıyor zaten.
Çünkü bu görüntüler sosyal medyada 340 beğeni alıyor.
Yani bu kadar kişi olayı takdir edip “beğen” tuşuna basıyor.
Evet, tepki gösterenler de var. Yorumların büyük kısmı öfke dolu. Ama o beğeni sayısı… İnsanın aklından çıkmıyor.
Olay böyle dallanıp budaklanınca, savcılık devreye giriyor ve iki sokak eşkiyası tutuklanıyor.
Suçları açık: “Kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı basit yaralama”, “Özel hayatın gizliliğini ihlal”, “Özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek”, “Ve kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak.”
***
Peki ya bu görüntüler hiç paylaşılmasaydı? Her şey gizli kalsaydı… Biz hiç bilmeseydik…
O zaman bu kişiler aramızda dolaşmaya devam edecekti. Belki de “iyi çocuklar” diye anılacaktı. Yaşlı adam ise yaşadığıyla baş başa kalacaktı.
Acı ama gerçek: Bu olayın ortaya çıkmasını, faillerin kendi kendilerini ele vermesine borçluyuz.
Şimdi söz adalette.
***
Ama asıl soru, asıl sorun başka... Bu gencecik insanlar bu noktaya nasıl geldi? Bu öfke nereden geliyor? Bu vicdansızlık nasıl bu kadar sıradanlaştı? Bu sadece bir asayiş olayı değil. Bu, toplumsal bir uyarı.
Çekirdek aileden başlayarak eğitim sistemine kadar empatiyi, merhameti, insan olmayı yeniden düşünmek zorundayız.
Yoksa… Bir gün bu “yuh artık” dediğimiz şeyler, sıradan hale gelecek. İşte o zaman gerçekten geç kalmış olacağız.