Tarihi çok iyi hatırlayamadım ama sanırım 1990’lı yılların başıydı. Çok sıcak bir yaz akşamı Bayındır’dan orman yangını çıktığı haberi gelmişti. Sırf merakımdan gazeteci arkadaşların peşine takılıp gitmiştim. Özel televizyonların ilk yılları, kasetlere kayıt yapan kameraların zamanıydı. Kameraman ve gazeteci arkadaşla hiç düşünmeden yangının olduğu tepeye tırmandık. O dönemde silahlı kuvvetler mensupları orman yangınlarına sevk ediliyorlardı. Askerler, itfaiye erleri, köylü vatandaşlar canla başla yangına müdahale ediyordu. Hortumlar uzatılıyor, sular bağlanıyor, tankerler su yetiştiriyordu. Hiç fark etmedik. Alevler saniyelerle ifade edilecek bir zaman diliminde etrafımızı çevirmişti. Yangının tam ortasında kalmıştık. Neyse ki görevliler bizi fark edip, çıkardılar, güvenli alana götürdüler. Büyük bir üzüntü ile gün doğumuna kadar yangını izlemiştik. O gece hiç unutamayacağım şekilde hafızama kazındı. Kaçışan, alev almış canlıların çığlıklarıyla, yanıp düşen ağaçlarıyla, ekiplerin mücadelesiyle, ateşe basmadığımız halde tabanları tamamen yanmış ayakkabılarımızla, simsiyah olmuş bedenlerimizle. Sabah o manzarayı bir daha hiç görmemeyi dilemiştim.
Yıllar sonra yüzölçümünün yüzde 68’i orman olan Muğla’da yaşamaya başlayınca birçok kez orman yangınlarının içinde buldum kendimi. Hem orman alanlarının çokluğu hem de iklim değişikliği, insan kaynaklı ihmal ve kasıtların artması gibi nedenlerle son yıllarda orman yangınlarda artış oldu. Öyle ki yaz mevsimi yaklaşınca ormana komşu yerleşim yerlerinde yaşayanların kalbine inanılmaz bir endişe gelip oturuyor. Özellikle Ege ve Akdeniz sahil şeridi ormanla yaşam alanlarının iç içe geçtiği bölgeler. Eğer sıcaklık 30 derecenin üzerindeyse, nem yüzde 30’un altına düşmüşse ve rüzgarın hızı saatte 30 kilometreden fazla esiyorsa orman için tehlike çanları çalmaya başlıyor. Aynı bölgelerde yaz aylarında artan nüfus, yoğunlaşan trafik, kalabalıklaşan yollar, ısrarla yakılan anızlar, orman kıyısında tutuşturulan mangal ateşleri tehlikeyi büyütüyor. Yapılaşma için arazi açma amaçlı yangınlar da ülkemizin gerçeği.
Yangın Yılı 2021
2021 yılı orman yangınları açısından rekorların kırıldığı bir yıl oldu. O yıl ardarda çıkan yangınlarda 140 bin hektardan fazla orman alanı yandı. Özellikle Marmaris ve Manavgat’ta kayıplar büyük oldu. Bölgemizde o yıl çıkan birkaç yangında destek sağlamada görev yaptım. Yangın bölgeleri yakınlarında oluşturulan koordinasyon merkezlerinde göreve giden ekip araçlarına soğuk su, sandviç, ayran uzatmak, kıyafet, çamaşır, ayakkabı çantaları hazırlamak, hayvanlara ilaç, sarf malzemesi, mama ve yonca tedariği organizasyonlarına dahil olmak yangının oluşturduğu acılarla mücadele etmeye yardımcı oluyor. Benim ilk şahit olduğum orman yangını ile günümüze uzanan yıllar hem devlet kuruluşlarının hem sivil toplum oluşumlarının yangınlara müdahale biçimlerini öğrenme, doğru lojistik katkılarını oluşturma yılları oldu. En azından artık kimsenin bilinçsizce yangın bölgelerine girmesine izin verilmiyor ve bu konuda eğitim veren, farkındalık çalışmaları yürüten sivil toplum oluşumları var.
Yangından Sonra
2022 yılında yaşadığım köyde çıkan yangında 400 dönüm çam ormanı 300 dönüm bademlik, zeytinlik alan yandı. Yürüdüğüm dağ yolları, tanıdığım ağaçlar, bahçeme gelen tilkiler, seslerini duyduğum domuzların hepsi bir gecede yok oldu. Ertesi gün etrafımızda yalnızca gri renk hakimdi. Kuşlar ötmüyordu, ağustos böcekleri susmuştu. Sevdiğim bütün canlılar kül olup üzerimize yağdı. Günlerce. Bahçeleri, balkonları, arabaların üzerini, yolları kül kapladı. O anda yapılan “can kaybı yaşanmadı” açıklamaları her yangından sonra olduğu gibi ne kadar gerçeklikten uzak geldi anlatamam. Kuşlar, kirpiler, tilkiler, sincaplar, sürüngenler, tavşanlar, böcekler, yaban hayvanları yoktu artık. Ormanları sevenler, orada nefes alıp hayat bulanlar bilir, ormanlar ağaçlardan, bitkilerden ibaret değildir. Onlarca canlıya ev sahipliği yaparlar. Yangınla birlikte bazı hayvanlar canını bazı hayvanlar yiyeceğini, barındığı yerleri kaybeder.
Kaplumbağanın Kaderi
Yine yakın çevremizde arabadan sigara izmariti atılmasıyla oluşan bir yangında ekipler kabuğunun bir bölümü yanmış kaplumbağa bulmuşlardı. Orman işletme şefimiz bana haber verdi kaplumbağayı aldım. İşinin ehli veteriner arkadaşımla birlikte Doğa Koruma ve Milli Parklar’a teslim edinceye kadar bakımını üstlendik. Veteriner arkadaşım kabuğun iyice soğumasını sağladıktan sonra ilaçlarını uyguladı. O gün öğrendiğim bilgi beni derinden etkilemişti. Kabuklarına ateş düşen kaplumbağalar ateşten kurtulamadıkları için ölmeye mahkum olurlarmış. Ateş kabuğunu delip yumuşak dokularına ulaştığında hayatları son bulurmuş. Söndürme ekibinden bir görevli iyi ki fark edip kaplumbağayı aldı da, bizim kaplumbağa kurtuldu, kurumun bahçesinde yaşıyor.
Hayvanlar Kaçamıyor
Özellikle rüzgarlı havalarda yaşanan yangınlarda alevler inanılmaz bir hızla yayılıyor. Tepenin bir yanı söndürüldüğü an diğer yanında yangının ilerlediğine şahit oluyorsunuz. Gözlerinizin önünde binlerce canlı alevlerin hızına mağlup oluyor.
-Hayvanlar genelde sürü psikolojisiyle hareket ederler. Birçok hayvan yaşadığı yeri, sahiplerini terk edip kaçmaz.
-Yoğun duman nedeniyle yönlerini kaybederler. Yangından uzaklaşmak yerine bazen yangına doğru ilerlerler.
-Pek çok hayvan ahır veya ağıllarda kapalı, kilitli yerlerde kalır.
-Hayvanlar da insanlar gibi yoğun duman soludukları zaman akciğerleri etkilenir.
Yangın sonrasında yaban hayvanları için ciddi bir yaşam savaşı başlar. Susuz ve yiyeceksiz kalırlar. Zaten sıcak olan hava yangının etkisiyle yaşanmaz bir ortama dönüşür. Yaban hayatı koruma uzmanları şunları öneriyorlar:
-Yangın bölgelerinde su istasyonları ve beslenme odakları oluşturulmalı.
-Uzman ekipler bölgeleri ve kalan hayvanları takip etmeli.
-Yaban hayatın korunması amacıyla eylem planları uygulamaya konulmalı.
Ama bakalım ne yapılıyor? Bunca yangının yaşandığı bölgede yer alan Köyceğiz’de Av Turizmi kapsamında 11 yaban keçisinin avlanması için ihale açılıyor. Alman düşünür Max Horkheimer 1947 yılında yazdığı Akıl Tutulması adlı eserinde, Doğa üzerinde hakimiyet sağlama çabalarını insan üzerinde egemenliği sağlamanın adımı olarak tanımlamış.
Yangınla, açlıktan, susuzluktan ölmeyen onbir canın yaşamı şimdi bir ihalenin konusu.