Uzun yıllardır ülkemizde haberlere konu olur: Yaban domuzu sürüsü yerleşim bölgelerine indi, ayılar çöpleri karıştırırken görüntülendi, çakallar kent merkezinde görüldü vs.

Durup hiç düşündük mü; bu hayvanların yeri yurdu orman, ne işleri var yerleşim bölgelerinde, diye?

Bir yaban hayvanının insanla karşılaşmasının bir tek nedeni yok elbette. Ama şu da bir gerçek ki; genellikle insan kaynaklı nedenler vahşi hayvanların yer değiştirmesine yol açıyor.

Candostlar K O R K U Y O R U Z Dunyadan

*

Bilimsel araştırmalar ve veriler, özellikle doğal yaşam alanlarının daralmasının insan-yaban hayatı çatışmalarını artırdığına işaret ediyor.

Orman alanları giderek küçülüyor ve bu alanların sunduğu zenginlikler azalıyor, dağların tepelerine bile konutlar yapılıyor, nerede bir doğa harikası var orada madenler açılıyor ve çevresindeki tüm güzellikler zamanla yok oluyor, yollar yapılıyor akla gelebilecek her yere. Buna bir de iklim değişikliği, kuraklık gibi olayları eklersek yaban hayvanları için yiyecek bulmak zorlaşıyor, barınmak güçleşiyor, doğal göç yolları kesintiye uğruyor; sonuçta da insanlar ile yabani hayvanlar daha sık karşılaşıyor.

*

Biliyorsunuz, son olarak İzmir Seferihisar'da üzücü bir olay yaşandı. Bir vatandaşımız ayı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Ayılar neden buraya indi, biz bu hayvanları yeniden kendi doğal alanlarına geri döndürmek için neler yapabiliriz diye düşünen, soran, sorgulayan olmadı. Maalesef onun yerine “suçlu” ilan edilen ayılar için bir cadı avı başlatıldı.

Ayıyı yerleşim bölgesine indiren nedenler insan eliyle yaratıldı ama sonuçta fatura hayvanlara kesildi.

*

Biz insanlar doğal olarak hep kendimizi ve kendi türümüzü güvende tutmak istiyoruz. Ama bunun için çok yanlış bir yol izliyoruz.

Doğaya hak ettiği saygıyı ve hasassiyeti göstermedikçe zararlı çıkan hep biz olacağız.

Mesela ormanları yakıp, kesip, yok ettiğimizde, yaban hayvanları da yeni bir ev arayacak. Hava sıcaklığı artacak, yağışlar azalacak.

Madenciler zengin olsun, “madenler de ihtiyaç” diye düşündüğümüzde hem doğamızdan hem sağlığımızdan olacağız.

Fosil yakıt inadımız sürdükçe iklim değişikliğinin etkileri giderek daha da şiddetlenecek. Seller, fırtınalar, donlar, mega yangınlar, kuraklık, sıcaklık artışları gelip bizi vuracak.

Plastikten vazgeçmediğimiz için mikro plastikler bedenimizi saracak.

Tarımda pestisit kullandığımız için sadece sağlıksız gıda tükemekle kalmayacağız, arıların da sonunu hazırlayacağız. Arılar giderse gıda güvenliğimiz hepten tehlikeye girecek.

Candostlar A K D E N İ Z Bizimgezegen1

*

Bakın size uzaklardan çarpıcı bir örnek vereyim:

Tropikal ve subtropikal kıyılarda yetişen mangrov ormanları, doğanın kıyıları korumak için geliştirdiği bir tür savunma sistemidir. Mangrov ağaçlarının kökleri suyun üzerindedir ve dalga enerjisini emer. Bu ormanlar erozyonu önler, tsunami ve kasırgaların etkisini azaltır vs.

1950'lerden itibaren Hindistan, Filipinler, Vietnam, Meksika, ABD'nin Florida eyaleti gibi yerlerde Mangrov ormanları, yapılaşma, turizm, limanlar, tarım alanları için kesiliyor. Ve bilin bakalım sonra ne oluyor?

Kıyıları koruyan doğal bariyer olmayınca doğal afetler her yeri yıkıp geçiyor. Çok fazla can kaybına ve ekonomik zarara neden oluyor.

İşin özeti şu; Doğaya karşı attığımız her adım, dönüp dolaşıp bizi bulacak. Doğa ile birlikte, ona saygı duyarak yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Korkuyoruz ama tanımıyoruz

Doğal ekosistemlerin en önemli bireylerinden biri de yılanlardır. Çoğu insan yılanlardan korkar ve onları büyük bir tehlike olarak görür ancak gerçekte yılanlar hakkında bilgi sahibi olan azdır.

WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Türkiye 16 Temmuz Dünya Yılan Günü dolayısıyla bilgilendirici bir açıklama yayınladı. Doğanın en gizemli ve en çok önyargıya maruz kalan canlıları arasında yer alan yılanları daha yakından tanıtmak ve onlar hakkında doğru billinen yanlışları düzetlemek amacıyla paylaşılan yazıda şu ifadeler yer aldı:

“Tanımadığımız canlılardan korkabiliriz ama korku onlara zarar vermek için bir sebep değildir. Sanılanın aksine yılanlar bizi av olarak görmez; oldukça utangaçtırlar. Yalnızca kendilerini savunmak zorunda kaldıklarında tepki verirler. Türkiye’de yaşayan 58 yılan türünün sadece 15’i zehirlidir. Ülkemizdeki Eskulap, Hazer ve Sarı yılan gibi türler, yılda ortalama 4.500 kenenin doğadan temizlenmesini sağlar. Yılanlar kemigen popülasyonunu kontrol altında tutarlar.

Peki bir yılanla karşılaşırsanız ne yapmalısınız?
- Mesafenizi koruyun, yaklaşmayın ve dokunmayın.
- Yılan olduğunu düşündüğünüz yerlerde sert adımlarla yürüyün; adımlarınızın yarattığı titreşimleri fark edip uzaklaşacaklardır.
- Öldürmeye veya yakalamaya çalışmayın.
- Gerekirse itfaiye veya Doğa Koruma ve Milli Parklar ekiplerini arayın.
Yılanları tanımak ve yaşamlarına saygı duymak doğayı korumanın ilk adımıdır. Unutmayalım, yılanlar doğanın vazgeçilmez bir parçası. Onlarla barış içinde yaşamak mümkün.”

Candostlar K O R K U Y O R U Z Dunyadan1

Akdeniz'in en kıymetli hazinesi

Ege Orman Vakfı, sosyal medyada Akdeniz bitki örtüsü denildiğinde ilk akla gelen makilere ilgili ilginç bir paylaşım yaptı. Çoğu zaman sıradan çalılıklar olarak görülen ve hak ettiği değeri göremeyen Makiler, aslında Akdeniz ekosisteminin en değerli doğal miraslarından biridir” denilen açıklamada şu bilgiler paylaşıldı:

“Makiler, orman ekosisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. Yoğun yaprakları ile gölge sağlar, toprak nemini korur ve orman altı katmanını oluşturur. Genç ağaçların yetişmesine zemin hazırlar, böylece ormanların yenilenmesine katkıda bulunur. Defne, Mersin, Sakız Ağacı, Kocayemiş ve Yabani Zeytin gibi birçok bitki türünü bünyesinde barındıran makiler; kuşlardan böceklere, sürüngenlerden küçük memelilere kadar sayısız canlıya yaşam alanı sunar. Her çalı, her taşın altında yaşamın izleri saklıdır.
Makiler, biyolojik çeşitliliğin korunmasında kritik bir rol üstlenir. Tozlaştırıcı böcekler için besin kaynağı olur, birçok canlıya barınak sağlar ve doğal yaşamın sürekliliğine katkı verir.
Güçlü kök sistemleri sayesinde toprağı yerinde tutarak erozyonu önlemeye yardımcı olur, yağmur suyunun toprağa süzülmesini destekler ve sağlıklı bir ekosistemin devamını sağlar.
Üstelik birçok maki türü, yangınlardan sonra köklerinden yeniden filizlenebilir. Bu doğal yenilenme özelliği, toprağın korunmasına ve ekosistemin yeniden canlanmasına önemli katkı sağlar.
Makileri korumak, yalnızca bir bitki örtüsünü değil; biyolojik çeşitliliği, doğal dengeyi ve geleceğimizi korumaktır.”

Candostlar A N A G O R S E L Intenete2

KULAĞIMIZA KÜPE

“Yeryüzünün güzelliğini derinlemesine görebilenler, yaşamları boyunca tükenmeyecek bir güç bulurlar.”

Rachel Carson / Bilim insanı