1946 yılı kimilerine belki çok şey anlatmaz; ama benim için anlamlı bir tarihi çağrıştırır.
Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinden yayılan çığlığımı annem Hayriye Hanım, babam Selahatin Bey ve ablam Gönül bilir ancak.
Sonrası adım adım çocukluk, okulluluk, kentler arası yolculuk.
Oturduğum, yaşadığım kentler; Antep, Ceyhan, Urfa, Ankara, Diyarbakır, İzmir.
1965 yılında yazın-sanat dergilerine, hevesli bir şiir yazıcısı olarak adım attım.
Ankara’da Çele dergisinde “Yazı İşleri Müdürüsün” dediklerinde, 20 yaşından gün alıyordum. 1967 Kasım’ında Meltem adlı edebiyat dergisini estirmeye başladık.
İzmir’de Ünlem Dergisi’nin kuruluşunda, Yazı Kurulu’nda görev aldım. Alaz Dergisi’nin editörlüğünü yaptım. TRT’de kitap programları, sanat kültür haberleri hazırladım.
Yazın, sanat etkinliklerinde verilen anmalıklar bir anı olarak süsler kitaplığımı. Habercilik dalında ise İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin birçok ödül anmalıkları camlı dolabımdan bakar bana.
Aralık 2010’da Gaziantep’te Bilim Kültür, Sanat Derneği ve Mavi Edebiyat Dergisi’nin “Kent Kültürüne Katkı Büyük Ödülü”nü saymalıyım elbette.
1977’den beri İzmir’de yaşıyorum. Ömrüm yeterse gelecek yıl İzmir’de 50.yılımı kutlayacağım. Bunca yıl İzmir’de olmaktan, yaşamaktan, yazmaktan, dostlar biriktirmekten hiç yorulmadım, bıkmadım, usanmadım.
Memleketim, çocukluğumun başkenti Oğuzeli’nden sonra İzmir’i tadı, sevinci, heyecanı, acı-tatlı her durumuyla çok sevdim.
***
Çetin Altan yıllar önce Milliyet Gazetesindeki köşesinde (21.06.2006) “80'inci yaşla da, el sıkışıp tanışırken...” başlığını atmıştı yazısına:
“Bendeniz ve 80'inci yaş... Bir türlü büyüyemeden yaşlanıvermişliğin kara mizahı gibi.
80'inci yaşla da göz göze, burun buruna gelivermek. Her ne kadar durmuş oturmuş, akıllı uslu olamadıysak da; yürekli durmak gerek "geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan" geçmeye doğru...”
Zeynep Oral da Cumhuriyet’teki köşesinde (16.02.2025) 80. yaşını “Merhaba 80 yaşım“ diye duyurmuştu.
“Seksen sözü çok hoşuma gidiyor. Bu bir yana... Bir de... Dün (15 Şubat) itibarıyla 80’e adım atmış, 80’e ayak basmış bulunuyorum. Bütün bir yıl boyunca seksenin içinde yol almaya, dertlere, belalara, haksızlıklara inat, ilerlemeye ve sekseni aşmaya kararlıyım.”
***
Şimdi ben de 80. yaşım merhaba diye sesleniyorum kendime. Bize ne senin 80 yaşından diyenler de olacaktır; olsun be yahu! Bunca bencilliğimi, şımarmamı hoş görün dostlar. 80. yaşımın tadını çıkarayım.
Yıllar önce bu yaşa erebileceğimi düşleyemezdim. Sonunda başarmışım, ne mutlu bana! Üstelik birkaç yıl öncesine değin kitap, gazete okuyan, yaşama tutunan, şimdi 102. yaşını süren kayınvalidem Zeynep Hanımı görünce daha istekliyim öngördüğüm yaşlara varmaya.
Bir 80 yıl daha yaşamak isterim; ayakta, sağlıkla, yazarak, düşünerek, üreterek; umutlar, barışlar, sevgiler, aşklar çoğaltarak.
Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş” şiirini yazarken, elbette 70 yaşa ermeyi düşlemiştir; ama ne yazık ki kırk altısında göç eder sonsuzluğa!
Genç yaşta yitirdiğimiz yazın-sanat emekçileri Rüştü Onur (22), Muzaffer Tayyip Uslu (22), Ender sarıyatı (28), Nilgün Marmara (29), Ali Rıza Ertan (35), Orhan Veli (36), Ömer Seyfettin (36), Sabahattin Ali (41), Oğuz Atay (43), Ahmet Haşim (46), Ziya Osman Saba (47),
Didem Madak (38), Cahit Zarifoğlu (47) Namık Kemal (48), Sait Faik (48), Tevfik Fikret (48).
Erken yaşta aramızdan ayrılan bu yazarları, şairleri düşününce bir yandan hüzünleniyorum, eksikleniyorum; ama bir yandan da şu dizeleri çiziktirmekten geri kalmıyorum:
“Yaş seksen / Yolun yarısı eder / Zaro Ağa gibi ortasındayım ömrün” diye başlayan bir şiire de imza atarak.
Hepimizin daha nice sağlıklı, verimli, umutlu, aydınlık yılları ve yaşları olsun.
Merhaba 80. genç yaşım!