Güz geldi; kışa doğru yol alıyoruz.

Yazmanın, okumanın, sanat ve yazınla uğraşmanın güzel zamanlarındayız. Yaz mevsimi iyidir, hoştur; ama sıcağın bunaltısında yazmak, okumak da bir o kadar sıkıntılı, zorlu, yorucu, terli.

Belki ben çok terleyen, aşırı sıcakla uyum sağlayamayan sıkıntılı biriyim de onun için mi? İzmir sıcağı da çekilir gibi değil yaz boyunca. Olsun İzmir her mevsimde sevilir, yaşanır, çekilir.

***

Eylül benim için de önemli, anlamlı bir aydır. 1977 yılı Eylül’ünde otobüsle Belkahve’den giriş yaptım İzmir’e. Bu kentin havasını soluyorum, şiirine dokunuyorum, dostluklar çoğaltıyorum.

Bugün 9 Eylül. İzmir’in düşman kuşatmasından, baskınından kurtuluşunun 104. yılı.

Anlamını, tadını yitirmeyen şarkı; Alpay’dan. 1975’ten günümüze unutulmayan:

Okul yolu sensiz , ölüm kadar sessiz

Geçtim o yoldan dün, içim doldu hüzün.

Yapraklar solarken, adını anarken

Bekletme ne olur .

Gelmek zamanı gel!

Yok yok yok, gitme gitme gel

Eylülde gel

Ben de bu çağrıya uyarak TRT Diyarbakır Haber Bürosundan Eylül başında İzmir’e çıkarma yapmışım. An güncellemesiyle 49 yıldır İzmir’in gönlünde, kalbinde, tadında, dokusundayım. Gelir gelmez de şu dizeleri seslemişim:

yetmiş yedide dileğimin mumları aydınlık

kavuştum imbat tadıyla

içimdeki sevgiliye

belkahvede uyandım top sesleriyle

izmir’de güz telâşı

körfez’de karanfil aydınlığı

imbat imbat

şiirimin imdadına yetişir

Eylül’de İzmir’e gelmek, İzmir’in havasını solumak, şiirin dokusunu paylaşmak, dostluklar biriktirmek, bir fotoğraf karesine yerleştirmek o günleri ne güzel anlatıyormuş meğer.

Hiç unutmam o 1999 Temmuz gününü. Sabahın erkenci zamanını. Kemeraltı’na aktım. Yazdım o sıcak günün şiirini.

yaz beni tutar bedenim isilik ve tuz

kehribar bir akrep gibi temmuz

kudurur gömleğimin yakasında

terim mendilimde huysuz

karşıyaka’da serseri bir sabah

tenimin kumral kıyılarına demir atar

dokunur saçlarıma

bebek sesi uyanışıyla martılar

atarım geceden kalma şaşkınlığımı

yaşlı bir körfez vapuruna

konakta kumru telâşı sokaklar çıkar karşıma

yedi kez vurur çanına

bir asır devirmiş saat kulesi

sessizliğin harfleri çınlar

Hasan Tahsin anıtını bekler

Nefti boyunlu güvercinler

Kemeraltı’nda gönlüm serin

Bir tas su içerim Vakıf Çeşmesi’nden

belleğimin bohçasında

Pirpirim kokuları

sıcak kâhkeler getirmiş Antep’ten

komşular

Kar rendeli gül şurubuyla

Düşleri yoran bir kara karga

Meserret’te top oynar

Kestane Pazarı’ndaki baharatçının

Tarçın ve ıhlamur çiçekleri açar yüzünde.

Az sonra gürültü kamçıları şaklayacak

Gülüşler, hüzünler, gerilimler...

Kemeraltı çıldıracak domuzuna bir Temmuz güneşiyle

Kaçmalıyım diyorum ürkek sesime tutunarak

Yeni gölgelerine ve sevdalarına İzmir’in.

Tütün dizen kadınları düşündüm

Ben de ipe dizdim umudu

küften çıktım

pasaport kahvesinde

turuncu bir güneş demledim

Çığlığı aç

martılar koydum göğün yakın katına

Üç tekne yerleştirdim

fotoğraf karesine

Bulutlar kıskanç

Dağınık bir rüzgâr aklımın yanında

Uç vermiş çatalkaya’nın memeleri

Kışkırtır gözlerimin çapkın ışığını

Tam böyle zamanda içim hoşnut

Tanrıça ate gelir

Amazonlu bir bölük kadın

Alıp götürür kalbimi

tarihin aşk ormanlarına

Bugün 9 Eylül; içim kıpır kıpır aydınlık. İzmir’de olmak bir ayrıcalık. Ömrümün uzun yıllarını bu kentte yaşıyor olmaktan hiç bıkmadım, sıkılmadım.

En çok bu kentte yazdım şiirlerimi. “Dingin Sözler Avlusu” (Şiirden Y. 2017) kitabımda yer alan “İzmirli” şiirimdeki dizeler tanıktır buna:

bütün şiirlerim İzmirli, sevinci içimde.

baskılarında izmir yazar şiir kitaplarımın

şiirlerimde sev(g)inin anlamlı izi.

Bencilliğimi bağışlayın. Bugün hep kendimden, kentimden söz ettim, dizelerimle. 9 Eylül’ü böyle kutlamak geldi içimden.

Aydınlık, barış, sevgi, umut dolu günlere.