Türkiye 10 gündür ayakta. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik hukuk dışı uygulamaların tutuklama ile doruğa ulaşması üzerine İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin başlattığı yürüyüşün hemen ardından, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in insanları Saraçhane’ye çağırması ve halkın farklı kesimlerinin bu çağrıyı sahiplenmesi ülkenin dört bir yanını miting alanına dönüştürdü. “Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz” sloganını yalnızca gençlerin ve emekçilerin sloganı değildi artık. Bir yanda ekonominin içinde bulunduğu koşullar, öte yanda halkın iradesine el konulmasının yarattığı tepki, bir zamanlar orta direk nitelendirilen küçük burjuvaları da sokaklara döktü. “Hak, hukuk, adalet” toplumun dörtte üçünün sloganı olmuştu. Cumartesi günü 2 milyon 200 bin kişi ‘özgürlük için, adalet için’ Maltepe meydanındaydı.
Bu süreçte Özgür Özel’in, gerçek bir lider kumaşına sahip olduğunu gördük. Onun yürekli çıkışı, emek ve demokrasi güçlerinin kararlı ve aktif desteği, CHP’li, TİP’li milletvekillerin meydanlardaki performansı ile desteklenince, direnişin başarı şansının fazla olduğunu görmemek olanak dışıydı. Siyasal iktidar, elindeki yargı, polis ve medya gücü ile tam saha saldırıya geçse de, tansiyonun her gün biraz daha yükseltmekten başka bir sonuç elde edemedi. Gözaltılar, tutuklamalar gençlerle sınırlı kalmadı, gazeteciler de hedef alındı. Özel’in Maltepe’de eylemlerin durmayacağını, Anadolu kentlerinde düzenlenecek mitinglerle süreceğini açıklaması, yükselen potansiyelin heba edilmeyeceğini gösteriyordu. Hiç kuşku yok, meslek kuruluşları ve sendikalardan oluşan emek ve demokrasi güçleri CHP’yi yalnız bırakmayacak bu mücadelede. Yeter ki…
Evet, yeter ki sözünün devamını getirmem gerekiyor. “Hak, hukuk, adalet” sloganı etrafında buluşan kitleler içinde toplumun farklı kesimlerinden, farklı siyasal çizgilerden gençler çoğunluğu oluşturuyor. Hafta boyunca caddelerde, meydanlarda bir arada olduğumuz gençlerin motivasyonunu anlamaya çalıştım. Çoğunluğu her hangi bir partinin üyesi ya da destekçisi olmayan gençlerin ortak paydası Türk bayrakları ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıydı. Hepsi değilse de bir kısmı Atatürkçülüğün ırkçılıkla bağdaşmayacağının ayırdında değildi. CHP’nin ulusalcı kesimi, Zafer Partisi sempatizanları, hatta Bozkurt işareti ile protestolara katılan milliyetçi gençler mi çoğunluktaydı, her hangi bir siyasal angajmanı olmayan, gelecek endişesi içindeki gençler mi, yoksa haksızlığa karşı çıkan, ifade özgürlüğünü savunan bilinçli gençler mi, doğrusu kestiremiyorum. Hangi grubun çoğunlukta olduğu önemli değil; demokrasi şemsiyesi altında hepsine yer var. Aralarındaki görüş ayrılıklarını bir yana koyarak bir arada yürüyüşleri güzel ama farklılıklarımızın zenginlik olduğunu bilen gençlik kesimlerinin sesi fazla çıkmazken, Kürtleri aşağılayan ifadelerle slogan atanlara ne demeli? Demokrasinin bir arada yaşama, farklı görüşlere anlayış ve saygı ile yaklaşmayı gerektirdiğini nasıl anlatacağız bu gençlere? Adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı çıkıp, demokrasiyi, laikliği savunurken toplumsal barış göz ardı edilebilir mi?
Yürüyüşlerde herhangi bir parti aidiyeti olmayan, yıllardır bastırılan isyan duygularını dile getirip, emniyet güçleri ile çatışmaktan geri durmayan gençlerin cesaretine, zeka ürünü esprilerine hayran olabiliriz, ama eylemlerin kitleselleşmesini engelleme potansiyeli taşıdıklarının da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Geniş yığınların aşırılıklara yönelik endişesini değerlendiren totaliter yönetimlerin can simidi olma olasılığı var. Bir de, demokrasiye karşı olduklarını bildiri dağıtarak açıklayan ama gösterilere katılmaktan geri durmayan küçük sol gruplar var. Özgürlük, demokrasi, adalet gibi kavramlardan çok kendi gruplarının sloganları ilgilendiriyor onları. Dayanışma şarkıları çalındığında “konser dinlemeye değil, eylem yapmaya geldik” diye bağırıp, Büyükşehir Belediye Başkanını susturmaya çalışanlar vardı Gündoğan’da. Dayanışmayı sabote etmekten başka bir sonuca hizmet etmediklerini biliyor olmalılar.
Direniş heyecanı bir yana, sözünü ettiğim riskleri hesaba katarak uzun vadeli bir strateji oluşturulması gerekiyor. Bu uzun soluklu mücadelede farklı görüşlerin yan yana durması çok önemli. CHP’nin şu ana dek çok başarılı yürüttüğü direnişi aynı başarıyla sürdürmesi için yalnız kalmaması gerekiyor. Gençlerle yan yana durarak sürdürülecek bir strateji, geniş halk yığınlarının beklentilerini dikkate almak zorunda. Kavga değil barış istiyor toplumumuz. Çatışmayı değil, barışmayı, çoğalmayı hedefle Fransa’dan Çekoslovakya’ya ve ABD’ye uzanan 68 Baharı’nda, Vietnam Savaşı karşıtı barışçı eylemlerde, Occupy Wall Street’de, Gezi Direnişi’nde radikal düzen karşıtları ile düzen içi muhalif unsurlar yan yana mücadele ettiler. Bu birlikteliği sağlayabilirsek, iktidarın provokasyonları fayda etmeyecek, demokrasi güçlerinin iktidarı engellenemeyecek.