Dikkatimi çekmiştir, genel olarak insanlar olaylardan, kişilerden çabuk etkilenebiliyor.
Öyle olmadım. Olayları dikkatlice sentezlemeyi, kişileri özenle izleyip değerlendirmeyi seçti beynim. Klasik cümle ama öyle.
Mustafa Kemal Atatürk ve onun verdiği mücadele hariç kimsenin fanı değilim.
Gazeteciliğin yarattığı bir etki belki de. Körü körüne olan her şeyi kulak ardı edebilmek, doğruya doğru yanlışa yanlış demek. Takdir etmek evet ama yanlışları da ifade edebilmek.
Sınırlı sayıda insan, bu algının üzerinde kaldı. Ben de etkisi yüksek oldu. Türkiye’nin efsane belediye başkanlarından, vizyon, iletişim ve şehirleşme ustası Yılmaz Büyükerşen o sınırı geçenlerden.
Hocayı beklerken aklımdan geçenlerdi bunlar.
Hoş Eskişehir’i gezenler, benzer düşünceleri hissediyordur.

Tozu, çamuru, suyu pis akan Porsuk Çayı ile anılan Eskişehir’i, Türkiye’nin örnek aldığı bir kent haline getire, kronikleşmiş sorunları bambaşka bir vizyonla çözen efsane belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen karşımda.
Arada bir hasbihal ederiz. Özünde eski meslektaşım. Asırlık Sakarya Gazetesi’nin yaşı büyütülen sorumlu yazı işleri müdürü.
Başlarda paparayı ben yiyorum ‘Basın hala ulusalda etkin bir örgütlenme kuramadı, sonra Türkiye’nin sorunları neden çözülmüyor diye soruyorsunuz’ diyor.
Neyse ki İzmir’in çabasını hep takdir ediyor.

Evet konumuza dönelim.
İyi ki yıllar ona belediye başkanlığı kapısını açmış.
Sümerbank Fabrikası’nın atığı basma baskı boyaları ve diğer fabrikaların sanayi atıkları nedeniyle, her gün ayrı bir renkte akan kanalizasyonların döküldüğü, dayanılmaz koku yayan Porsuk’tan, bugün kenti 12 kilometre boyunca baştanbaşa bot ve gondollar ile gezinilen Türkiye’nin Venedik’ine.
Ülkenin en etkin müzelerinden, heykeller kentine, tiyatro, opera, senfoni orkestrası gibi kültürel projelerden, TMO Siloları, Eski Sebze ve Meyve Hali, Eski Mezbahanın restorasyon ve dönüşümlerine baştan yaratılan bir kent oldu Eskişehir.
Hoca ile ülkenin çetrefilli ahvalinden sonra hasbel kader aktı sorular ve yanıtlar:
•Türkiye'deki konjonktürden en çok belediyeler etkileniyor. Belediyecilik bir sanat olmaktan uzaklaştı. Görüyoruz ki belediye yapılarında büyük çürümüşlükler, yolsuzluklar da var. Siz neye bağlıyorsunuz bugünkü durumu? Nasıl bu kadar nasıl çöktü belediyeler?
BÜYÜKERŞEN: Efendim tabii, Türkiye üzerinde oynanan politikalar, iç politika, dış politika ne dersen de. Tüm bunlara yarayan bölünmüşlükler var. O kadar çok şey çöktü ki; belediyeler şaşırtmıyor. Şimdi mesela büyükşehirlere gidiyorsunuz, diğer kentleri de görüyorsunuz. Kenttin vizyonunu değiştirebilecek bir bakış yok. Sürekli bir kavga hali.
BELEDİYECİLİK KAMU PARASINA DAYANARAK YAPILMAZ
• Şu anda herkesin dilinde ‘kamu desteği’ Siz bir kentin kaderini, kamu parasıyla mı değiştirdiniz?
BÜYÜKERŞEN: Vallahi aksine, biz parasızlıkla yaptık ne yaptıysak (gülüyor).
•Kamu kaynağı olmadan nasıl oldu? Kentte büyük bir değişimi başarırken hangi kaynaklardan yararlandınız?
BÜYÜKERŞEN: Halkın vergilerinden oluşan kamu kaynağı da var ama ağırlıklı yurtdışı kredilere yöneldik. Estram, Porsuk Çayı Islahı, Sazova Parkı, Kentpark vb. temelde Avrupa Birliği (AB) fonları, uluslararası kalkınma bankalarından sağlanan düşük faizli uzun vadeli krediler, belediye öz kaynakları ve kurulan belediye şirketlerinin gelirleri ile gerçekleştirdik. Eskişehir’in dönüşümünü sağlayan maliyetli altyapı ve ulaşım projelerinde de dış krediler tercih edildi. Avrupa Yatırım Bankası (AYB): Kent içi ulaşımın omurgasını oluşturan Estram (Tramvay) projesi, hatların uzatılması ve yeni tramvay araçlarının alımı, tüm bunları uzun vadeli ve düşük faizli dış kredilerle finanse ettik. Porsuk Çayı’nın ıslahı, çevre düzenlemesi, şehrin kanalizasyon ve modern arıtma tesisi yatırımlarında EBRD kredilerinden yararlandık.
(Demek ki o yıllarda Hazine bu kredilere daha kolay onay veriyormuş!)
•Son zamanlarda sık kullanılan argüman ‘Daha iyi hizmet için, parti değiştirmek’…
BÜYÜKERŞEN: Onun için mi parti değiştiriyorlar? Kaynak yaratmak o kadar zor değil ki. Yani kaynak deyince herkesin aklına hükümetin bütçesinden vereceği paralar geliyor. Değil! Asıl kaynak vatandaş. Vatandaşa bağış yaptıracaksın, yardım alacaksın... Onun yaptığı yardımın kat be kat kendisine geri döneceğine inandıracaksın. İyi belediyecilik yapmak için iyi kamuoyu oluşturmak zorundasınız.
•En çok bu argüman ortaya konuyor. Parti değiştirince hizmet gelecek algısı körükleniyor.
BÜYÜKERŞEN: Anlamak mümkün değil. Farklı ideolojilerde parti değiştirmek bana akıl değiştirmek gibi geliyor. İnsan aklını değiştirir mi… Biz hükümetlerden destek mi aldık? Aksine hep muhalefet partisiydik! 1999-2009 arası, üç dönem Büyükşehir Meclisi’nde azınlıkta idik. Projelerimize red oyu veriyorlardı. Çoğunlukta olabildiğimiz 2009-2023 döneminde de aldığımız kararları devamlı dava açarak geciktirdiler. Yılmadık, sürekli yurtdışı kaynak arayışına giriştim. Tamamen kendi insan gücü ekiplerimiz ve öz kaynaklarımızla şehri yeniden inşa ettik. Doğrudan belediyeye verilen proje bazlı krediler sayesinde Eskişehir modeli yaratabildik.
Belediye bünyesinde kurulan şirketler, dışarıdan hizmet alım maliyetlerini sıfıra indirerek projelere dolaylı finansman sağladı. Kendi malzememizi ürettik: Parklarda kullanılan heykeller, kentsel mobilyalar, banklar ve beton elemanları belediyenin kendi kurduğu şirketler ve atölyeler tarafından üretildi. Bu yöntem maliyetleri çok büyük oranda düşürdü. Yerel halkın size inanması çok önemli. Ülkenin birçok dinamiği var onların güvenini kazanmak da önemli.
•Halkın, iş dünyasının desteği kaynağa mı dönüştü?
BÜYÜKERŞEN: Hakikaten öyle oldu. Hâlâ da öyledir. Bir şey lazım oldu mu gidip rica edip sağdan soldan "Bağış yapın" diyorum. İçime işlemiş.
•Ancak artık iş dünyası belediyelere destek vermeye çekiniyor gibi…
BÜYÜKERŞEN: Tek tek dolaşacaksın. İnanacak, güvenecek. Sana, projelerine inanacak. O güveni vermek önemli. Gerisi teferruat.
•Herkes belediye başkanlığı yapabilir mi? Türkiye'de son yıllarda bunun ölçüsü kaçtı gibi.
BÜYÜKERŞEN: Efendim belediyecilik hizmet, bu iki kere iki dört. Siz hizmetkar olmayı kabul ediyorsanız, öyle talip olduysanız bu göreve, bu hizmeti yapmaya çalışacaksınız. Kentiniz için iddialı rüyalarınız olacak. Hükümetten size engel çıkarılsa da çıkarılmasa da, para gelse de gelmese de düşüneceksiniz neyi nasıl yaparım diye. Hiç olmazsa doğru dürüst planlar yapmak, yani bulunduğunuz şehirdeki halkın takdirini almak, onun ihtiyaçlarını karşılamak için onu ikna edebilecek kişiler olmalı. Tabii ki birçok nosyon gerekiyor ancak en önemlisi plan yaparak onu hayata geçirecek, vatandaşını anlayacağınız bir birikim ve samimiyete sahip olmak. O takdirde vatandaş sizin peşinizden gelir. Oy da verir. Bana her 5 senede bir artan oylarla 25 sene aralıksız oy verdi.
•Belediye başkanlarının yanlış seçimleri dikkat çekiyor…
BÜYÜKERŞEN: Adam seçmesini bilmiyorlar, çünkü akıllarında yapılacak hizmetlerin projesi yok. O projeyi kim yapar, nasıl yapar, kimlerden ibaret bir ekip kurulacak? Ben daha projeyi oluştururken ekibi de beraberinde kurarım. Şimdilerde bakıyorsun belediye başkanı bir şeyden dolayı kafası bozuluyor ‘Senle çalışmayacağım’ diye kestirip atıyor. Bir de bu işlerin özü iyilik ve sevgiye dayanır. Onu unutursan, yaptığın şey bürokratik iş olur. Onun da kimsede değeri kalmaz. Siyasetçiyi bürokrattan ayıran şey, bunları bir ideal ve sevgiyle yapabiliyor olmasıdır. Aksine nefret kültürü virüs gibi yayılıyor...
•Öyle bir değişim ortaya koydunuz ki, Anadolu'nun ortasında muhafazakar bir şehri heykellerle donattınız.
BÜYÜKERŞEN: Tabii içlerinde ‘heykelden başka bir şey yaptığı yok’ diyenler de oldu. Ama şimdi o heykellerin önünde resim çektiriyorlar (gülüyor). Belediye başkanlığı demek eser yaratmak demek.
•Şimdilerde ‘büyükşehir’ algısı gökdelenler, plazalar oluyor.
BÜYÜKERŞEN: Ha, işte onların abideleri, heykelleri de onlar. Sivri sivri de yapıyorlar, vatandaşa atılan kazığın sembolü olarak (gülüşmeler).
•Bazı belediye başkanları ‘Hocam bize fikir ver’ demiyor mu?
BÜYÜKERŞEN: Diyenler oldu, haksızlık yapmayayım. Mühendisleriyle, bürokratlarıyla Eskişehir'de yaptığımız işleri gelip görürler, giderler ama arkadan ses seda çıkmaz (Yine gülüşmeler.
•Son zamanlarda ‘iyi belediye başkanlığı örneğini verdi’ dediğiniz bir belediye başkanı oldu mu?
BÜYÜKERŞEN: Bilmem var mı, Eskişehir’e bakın, böyle değişimlerin yapıldığını siz görüyor musunuz?
ÜLKENİN GELDİĞİ DURUM
•Hocam siz ülkeniz, şehriniz için bir ömür verdiniz. Özetle ülkenin geldiği durum canınızı sıkıyor mu?
BÜYÜKERŞEN: Vallahi ülke hiç de öyle gururlanacak, övünülecek bir durumda diyemeyiz.
• Bu ülkenin sizin gibi birkaç akil insanı var, ombudsmanı var, bir araya geliyor musunuz?
BÜYÜKERŞEN: İlk sıralarda akla ben geliyorsam yandı memleket! Vallahi ben her telefona çıkıyorum, dileyen arayabilir (gülüyor).
•Hedefi, vizyonu, idealistliği olmayan, hizmetin ne olduğunu anlamayan yaklaşımlarla bu ülke ne olacak?
BÜYÜKERŞEN: Zor Türkiye'nin hali. Parçalanmış, bölünmüş... Millet iradesi diye bir iradeden bahsedebilmek mümkün değil. Millet iradesi deyince biz seçimde oy çoğunluğunu sağlayan grubun ortaya çıkardığı model olarak düşünüyoruz ama öyle değil. İradesi yok, iradesini ortaya koyamıyor millet, neden? Bir kere partilere bir bakın. Ne var ideallerinde? Bir tek "Atatürkçü ilkeler" diyoruz. Nedir Atatürk ilkeleri? Cumhuriyetin ilk döneminin ilkeleri, Cumhuriyet kurulurken, taş taş üstünde yokken, askerin ayağına giydirecek çorabın yokken, o günlerden bugünlere gelişimizi bir düşünün. Birlik olamıyoruz, birlik ve beraberlik içerisinde olamıyoruz.
•Bu dönemde en çok dikkatinizi ne çekiyor?
BÜYÜKERŞEN: Hukuk yok ki! Peki hukuk olmadan biz nasıl yürüteceğiz bu süreçleri? Yani belediyecilik ne olacak, basın ne olacak?
•Çözüm?
BÜYÜKERŞEN: Halkı aydınlatmaktan başka çare yok. Kim aydınlatacak? Sağlam bir hukuk sisteminin olması lazım. Halk düşünemiyor artık eskisi gibi. Niçin Atatürk gençliğe emanet etmiş Cumhuriyeti? Genç kuşaklar daima kendileri için bir gelecek kurmak ve kendi hürriyetlerini gasp ettirmemek ister. Bizde üniversiteler bu kültürü veriyor mu? Sahi nerede bu bağımsız üniversiteler? Bir ülkede, bir şehirde yani herhangi bir insan topluluğunun olduğu yerde kalkınmayı, toplumu belli yönlere götürmeye çalışacak olan oradaki yükseköğretim kurumlarıdır, nerdeler? Hukuk yoksa, kanun yoksa her şey havada kalır. Kurtuluş Savaşı hemen sonrası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş. Yani Türk halkı hukuku müdafaa etmek için cemiyet kurmuş. Şimdi Türkiye'de yargı var mı? Yargının halini görüyoruz.
•Bir daha soralım çözüm?
BÜYÜKERŞEN: Önce hukuk ve adalet. Vallahi yazık, hakikaten yazık. Ne yapacağız milletçe? Ben ‘Karikatüristliğe döneyim’ diyorum. (Gülüyor) Umudumuz azalıyor, çocuklarımıza acıyorum biliyor musun? Torunlarımıza acıyorum.
BİLMİYORUM YENİ PARTİ’YE GEÇTİM Mİ!
•Hayırlı olsun, Yeni Parti’ye geçtiniz mi, mecbur mu kaldınız diyelim.
BÜYÜKERŞEN: Vallahi geçtim mi geçmedim mi ben de bilmiyorum (gülüyor).
•Geçtiniz geçtiniz…
BÜYÜKERŞEN: Yani nasıl geçilir bir partiye? Dilekçeyle müracaat edersin. Gelirler sana, "Gel bizim üyemiz ol" derler. Üye olduğunuz zaman da eğer medet umuyorlarsa sizin faydanızın başkaları tarafından da görülüp rozet takarlar vs... Gelmediler bana şimdiye kadar.
•Nasıl kimse gelmedi mi?
BÜYÜKERŞEN: Kimse gelmedi. Vallahi, ciddiyetle söylüyorum.
•Özgür Özel?
BÜYÜKERŞEN: Yo o sadece gelince elimi öper, eve gelir hanımla konuşur gider.

CEMİL TUGAY KARŞISINDAKİNİ İYİ DİNLİYOR
•İzmir'i soracağım hocam, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay sizde nasıl bir izlenim bıraktı?
BÜYÜKERŞEN: Vallahi çok efendi adam, dinleyen bir adam intibaı bıraktı.
•AK Parti'ye geçeceği konuşuluyor.
BÜYÜKERŞEN: Yok canım, olmaz herhalde öyle bir şey. Hani baskı yapılıyordur onu bilemem. Ama açıkçası bu ihtimali sizlerden öğreniyorum. Dedim ya, zorla parti değiştirebilmeyi aklım almıyor. Yani zor karşısında aklını değiştiriyorsun, düşün. O yaşa geldiğin beynin farklı düşünmez ki, hâlâ aynı kalır. Akıl dışıdır.
•Mansur Bey'i nasıl buluyorsunuz, Cumhurbaşkanı adayı olur mu?
BÜYÜKERŞEN: Vallahi... Ne diyeyim zor bu sorunun cevabını vermek. Ama o da olmak istiyor. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı yapacak çok insan var. Akademisyen, politikacı... Yanlış anlaşılmasın benim zamanım geçti (gülüyor) Olmadığıma da seviniyorum.
Yetiştirdiğimiz adamlar var liyakatli çok değerimiz var.

KILIÇDAROĞLU HAYATIMIN KAZIĞINI ATTI
•Bir dönem bu ülkenin en iddialı Cumhurbaşkanı adayıydınız.
BÜYÜKERŞEN: Ha o muhteşem kazığı diyorsunuz. Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı döneminde ben el üstünde tutulan bir adamdım. Ankara'ya gittiğim zaman bazen parti grup toplantılarına katılırdım, çok tezahürat yaparlardı falan filan. Kemal Bey eşini alır mutlaka bizim eve gelirdi. Yahu ben inanmazdım ama o her tarafta Cumhurbaşkanı adayı olarak beni söylerdi. Açık açık da söylerdi, hatta bazı grup toplantılarından sonra basın mensuplarına da söylerdi. Parti Meclisi'nde oylama yapardı yüzde 70'in üzerinde ben çıkardım Hatta en son tüm belediye başkanlarını, ilçe başkanlarını hepsini Eskişehir'e çağırdı. Organizasyonu da Veli Ağbaba yaptı. Bahçeli ile birlikte çatı adayını belirleyecekler. Bir çeşit oylama yapar gibi görüştü, sonra da basına ‘Cumhurbaşkanı adayımızı yarın ilan edeceğiz’ dedi. Hakkımda çok güzel şeyler söyledi. Belediye başkanlarının büyük bir bölümü daha buradayken ertesi gün İstanbul'da Ekmeleddin İhsanoğlu diye ilan etti. (gülüyor). Ne yapalım, Türkiye bu işte. Türkiye’de siyaset bu.
BELEDİYE BAŞKANLIĞI ESER YARATMAK DEMEK
- Belediye başkanlığına hizmet etmek için, hizmetkar olmayı kabul ederek talip oluyorsunuz. O zaman hizmeti yapmaya çalışacaksınız.
- Belediye başkanlarının kenti için iddialı rüyaları olacak. Hükümetten engel çıkarılsa da, para gelse de gelmese de bu rüyayı nasıl hayata geçiririm diye düşüneceksiniz.
- Yaptığımız çalışmalar karşısında ‘Heykelden başka bir şey yaptığı yok’ diyenler de oldu. Ama şimdi o heykellerin önünde resim çektiriyorlar. Belediye başkanlığı demek eser yaratmak demek.

Eskişehir Yılmaz Büyükerşen tarafından adeta müzeler, eserler kenti haline getirildi. Türkiye’nin ilk ve tek Balmumu Heykeller Müzesi, Eskişehir Odunpazarı
Modern Müzesi, Hamam Müzesi, Kedi Müzesi, Çağdaş Cam sanatları müzesi, Kurtuluş Müzesi, müzelerden sadece bazıları.
