Rahmetli Kemal Sunal'ın en sevdiğim filmlerinden biridir "Salako".
Hatırlarsınız canım hani Salo, kaçırdığı sevdiceği ile biran önce muradına ermek istemektedir ama Emine, kahramanımızı sürekli oyalamaktadır.
Salo da çaresiz Emine'nin;
"Pazartesi; saldım fesi.
Salı; sallanır.
Çarşamba; çarşafa dolanır.
Perşembe; perişanlıktır.
Cuma; mübarek gün.
Cumartesi-pazar; tatil" bahaneleriyle amacına bir türlü ulaşamaz ve hayal kırıklığına uğrar.
****
"Nereden çıktı bu hikaye?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
İzmir'in asırlık kulübü Altay'ın durumunu ben biraz Salako filmine benzetiyorum.
İki ay önce başlayan kongre sürecinde önce aday çıkmadığı için genel kurula haftalarca ara verildi.
O arada "Ahmet Nur Çebi alıyor" denildi fos çıktı.
Arkasından "Yatırımcı aranıyor" iddiaları dolaştı fakat boş çıktı.
Sonra bir 'çalışma grubu oluşturuldu, yatırımcıyla masaya oturuldu" haberleri okuduk ama o da hüsranla sonuçlandı.
Altay taraftarı bu haberlerin her biri ile Salo gibi umutlansa da, günün sonunda tamamlanan 'adaysız' kongrenin ardından, yönetimin pazartesi günü mahkemeye başvurarak "kayyum" sürecini başlattığını öğrendik.
Burada Sinan Kanlı yönetiminin de bir konuda dikkatini çekmek isterim.
****
Her ne kadar maddi ve manevi fedakârlıkla bir sezonu 'hasarsız' tamamlasalar da, yıllar sonra bile, "Kulübü kayyuma bırakan" yönetim olarak hatırlanacaklardır.
Bırakın profesyonel takımını, alt yapısı bile dağılma aşamasına gelen Altay, lige 40 günden az bir zaman kala ağır bir komaya girmiş durumda.
Siyah-beyazlı takım lige katılabilecek mi, şimdilik bu bile muamma.
Diğer yandan yabancı futbolcuların ödenmeyen alacakları yüzünden, "-60 puan ceza" ile yüzleşme aşamasına gelen İzmir'in güzide kulübünde, bu sebeple "beyin ölümü" her an gerçekleşebilir.
Bilemiyorum, her gün ölmektense bir kere ölüp, sonra küllerinden yeniden doğmak daha mı hayırlı olur acaba?
Bekleyip göreceğiz.